Yokuş Aşağı Emanetler / Altıdan Sonra Tiyatro & Lokstoff!

Mehmet K. Özel

yazın son günlerinde okuduğum, palgrave macmillan yayınlarının “tiyatro ve diğer her şey hakkındaki küçük kitaplar” (small books on theatre & everything else) serisinden jen harvie imzalı “theatre & the city”de harvie metnine londra’da kamusal bir mekanda sahnelenen bir oyundan bahsederek başlıyor.

2007’de back to back theatre adlı topluluk “small metal objects” adlı oyunu stratford metro istasyonunda sergiler; izleyiciler metro istasyonunun girişini gören ama yaklaşık 30 metre uzaklıkta bir platformda konumlandırılmışlardır; metro istasyonunun girişi ve merdivenlerinde gerçekleşen oyunu kulaklıklar aracılığıyla takip ederler. oyun, arkadaş olan iki uyuşturucu satıcısının iki zengin işadamına satış yapmaları/yapamamaları üzerine kuruludur. kalabalığın içinde, istasyonun gündelik koşuşturması arasında kente dair, kentteki güç odaklarına, paranın el değiştirmesine dair güncel bir hikaye anlatılır.

kulaklıklarla seyredilen, gerçek mekanda ve zamanda, ve kamusal hayatın bilfiil içinde geçen bu oyuna imrenmiştim. keşke bizde de buna benzer projeler gerçekleştirilse diye düşünmeme kalmadı, bu sezon altıdan sonra tiyatro alman lokstoff topluluğu ile yaptığı işbirliği sonucu benzer bir yapımı istanbul’da gerçekleştirdi: “yokuş aşağı emanetler”.

beş hikaye/kahraman içeriyor oyun. bu hikayelerden birinin sahibi, kibritçi kız baştan sona bizlere/seyircilere eşlik ediyor; daha oyun başlamadan önce sokağın başında, aramıza karışıp bizlere selam veriyor; daha sonra, durakları birbirine bağlıyor; sonda da düğümü atıyor.

onunla birlikte anahtarcı’nın varlığı da, leitmotif misali hikayeleri birbirine bağlıyor.

dudu, palyaço ve yusuf hikayelerini/dertlerini bizlere anlatan/aktaran diğer üç kahraman. onlar da direkt olarak bizlere anlatıyorlar hikayelerini; ortaoyunu misali bizleri alıyorlar karşılarına; doğaçlamayla da flört ederek dertlerine ortak ediyorlar bizleri, görünür kılıyorlar kendilerini.

beş kahraman birbirlerini fark ediyorlar ama birbirleriyle pek konuşmuyorlar; taa ki “tiyatro” mekanına girene kadar; tiyatro mekanı diyalogu getiriyor beraberinde.

o ana kadar efekt olarak sokağın gündelik sesleri eşlik ederken bizlere (kulaklarımıza), tiyatro mekanında ses de dönüşüyor (helikopter sesi); gerçeği taklit etmeye, tasarlanmış olmaya başlıyor.

kamusal mekanda geçen oyun; son durağı tiyatro mekanına gelinceye/girinceye kadar hep sokakta, yolda, yol üzerinde, merdivende; “çizgisel” mekanlarda oynanıyor/gerçekleşiyor.

beş hikayenin dördünde anlatıcılar bir yanda, seyirciler diğer yanda duruyor; karşı karşıyayız. bunlardan üçünde aramızdan sokağın, yolun günlük hayatı akıp gidiyor; geçiyor.

birinde, aynı istiklal caddesi’nde gösteri/müzik yapanları saran izleyiciler gibi sarıyoruz gösteriyi yapanı. kanımca, oyunun en zayıf halkası bu hikaye; palyaço’nunki. belki bir es olsun istendi; dikine katedilecek caddenin yaşantısına sakin, kısa süreli bir gönderme yapılmak istendi; ancak sanki bu sessiz hikaye oyunun genelindeki dengeyi bozuyor/aksatıyor.

beşinci hikaye, yusuf’unkinde bu sefer yolun iki yanına dizdiriliyoruz, anlatıcı ortaya geçiyor. yusuf bir çöp toplayıcısı, o bu yüzden tam da yolun ortasında, sokakta; biz, kaldırımdayız. sokağın yokuş olması, yusuf’un bir yukarı bir aşağı gidişi çok anlamlı; yusuf’un yoldan geçen yayalarla, arabalarla, şoförlerle etkileşimi inanılmaz. oyunun en güçlü sekansı; her anlamda (içerik, oyunculuk, mekan-içerik-reji birlikteliği, oyunun özünde varolması gereken/beklenen doğaçlama potansiyeli açılarından) doruk noktası; yusuf’u oynayan ismail sağır çok çok iyi.

“yokuş aşağı emanetler” kentsel dönüşüm hakkında; kamusal mekanları paylaştığımız ama pek fark etmediğimiz, görmediğimiz “aktörler” hakkında; kentimizde bazısı sessiz sedasız bazısı gürültüyle yaşanan dönüşümlere, bu süreçte yerlerinden edilenlere dikkat çeken, farkındalık yaratan bir oyun.

“yokuş aşağı emanetler” bir yandan da kumbaracı 50 hakkında; hatta o kadar ki, “kumbaracı 50 üçlemesi”ne bile eklemlenen bir halka. oyunun son durağının kumbaracı 50’nin sahnesinin olmasının ötesinde; o mekana girdiğimizde kapının arkamızdan kapanması, karanlık-ışık kontrolü/tasarımı; sonra kapının müthiş bir gürültüyle yumruklanması; bunların hepsi “kumbaracı 50 üçlemesi”yle güçlü, organik bağlar kuruyor. ve tabii ki “ünlü” yangın merdiveni! kibritçi kız’ın hikayesinin ötesinde, oyunda sözü edilen yangın merdivenini kumbaracı 50’nin kısa tarihindeki yangın merdiveni hadisesinden bağımsız düşünmek mümkün mü!

hikayelerin oyuncular tarafından yazıldığı, yaman ömer erzurumlu ile wilhelm schneck’in ortaklaşa yönettikleri “yokuş aşağı emanetler”, bildiğim kadarıyla iklim şartları nedeniyle, gösterimlerine ara verdi; baharda tekrar beyoğlu sokaklarında olacaklar..

oyuna ara verildi ancak hayat sürecek; bu esnada istanbul’un çeşitli semtlerinde yaşanan kentsel dönüşümlerde, oturdukları mekanları terk etmeye zorlananların anahtarları toplanmaya devam edecek..

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: