1. Kürt Tiyatro Konferansı

Mimesis Haber /1. Kürt Tiyatro Konferansı 17-19 Aralık tarihleri arasında Amed-Diyarbekir’de gerçekleştirildi. Konferansta öne çıkan tartışma noktalarını aktarıyoruz.

Konferansın açılış konuşması Rûgeş Kırıcı tarafından yapıldı. Konuşmasında kuzeydeki Kürt tiyatrosunu ele alan Kırıcı, asıl önemli olanın, tiyatrocuların önümüzdeki dönemde neler yapacaklarını tartışmaları olduğunu vurguladı.

“Uluslaşma Yolunda Türk Tiyatrosu’nun Yolculuğu” başlığında Haliç Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Arıcı, Türk tiyatrosunun kendini bir dönemin misyoneri olarak görmesinin, geçmişten gelen bir sorun olduğuna dikkat çekti. Modernleşme sürecinde pek çok öğrencinin, yetiştirilmek üzere yurtdışına gönderildiğini, bunun gelenekle bağları koparma girişimi olduğunu dile getirdi. Bu koşullarda, modern toplumun çok dilli ve çokkültürlü olmaktan çıkıp, tek dil ve kültür etrafında şekillendiğini, hatta Ortaoyunu ve Karagöz’ün tiyatrodan saymamaya başlandığını söyledi. Arıcı sözlerine şöyle devam etti: “Cumhuriyet döneminde temel alınan tavır; ‘halk cahildir ve eğitilmeye ihtiyacı vardır’ şeklindeydi. Bunu da tiyatroyla yapmayı denediler. Bu yaklaşım hala sürüyor; ‘Ben bunu yaparken seyirci anlar mı?’ Bu tavrı değiştirmemiz gerekiyor. Bir takım aydınların Kürt tiyatrosunu tanımlayarak böyle olacak diye karar vermeleri doğru değildir. Literatür Türk tiyatrosunun nasıl olması gerektiği gibi şeylerle dolu ama estetik sorunu hiçbir zaman konuşulmamış ve arşivlerde rastlayamıyoruz. Neden devlet tiyatro müdürlüğü var da devlet şiirler müdürlüğü yok?” Arıcı konuşmasının sonunda devletin kültürel politikasının aslında kültürsüzlük politikası olduğunu ve ulus tiyatrosunun aslında tiyatro sorunu olmadığını vurguladı ve batı tiyatrosunu örnek alacağımıza kendi öz estetiğimizi bulmamız gerektiğini söyledi.

Bir diğer konuşmacı Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Öğretim Görevlisi, Süreyya Karacabey’di. Karacabey konuşmasına, Cumhuriyetle birlikte, olmayan bir Tiyatro’nun yaratılmaya çalışıldığını, Türkiye’de ulusal tiyatronun, 1960’larda sosyalist hareketlerle oluşmaya başladığını söyledi. Kürt tiyatrosu için; geçmişe ait unsurların günümüz tiyatrosu ile birleştirilmesi gerektiğini ve kırlarda kalan geleneksel şeylerin günümüze taşınması gerektiğini söyledi. Kürtler için tiyatronun var olma alanı olduğunu ekledi ve izlenmesi gereken yolun ne olduğu sorusunu; “bazı şeyleri tanımlamayıp kendi haline bırakın o yolunu bulur” şeklinde değerlendirdi. Konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Mesele sanki yukarıda ideal bir tiyatro var ve ona ulaşmaya çalışan zavallı ölümlüler var gibi algılanıyor. Bir kimlik inşa edilmeye çalışıldı mı hoş olmayan şeyler doğabilir. Sadece geleneksel kaynaklardan beslenmeniz bana göre yetersiz olacaktır. Bir reçete belirlenmeden yola çıkılmalı.”

“Yurtdışı Festivalleri Kültürel Kimlik” başlığını taşıyan ikinci oturum Yeşim Özsoy Gülan’ın konuşması ile açıldı. Konuşmadan önce Avignon Festivali (Fransa) ve Edinburg Festivali’nden (İskoçya) görüntüler izlendi. Bu festivallerin sanattaki estetiklerin ön plana çıkardığı ve sanatın başkaldırı olduğunu vurgulandı. Bu anlamda yeni bir şehir tiyatroları kurulacağına, başkaldırı noktasında özgün üretimler verilmesinin gerekliliği dile getirildi.

“Theatre an Der Ruhr deneyimi” başlığını taşıyan üçüncü oturumda, Eberhard Wagner (ITI Uluslararası Tiyatro Enstitüsü), 1946’dan sonra kurulan ITI’nin, dünyadaki globalleşmeye karşı kültürel çeşitliliğini korumaya çalışan bir kurum olduğunu vurguladı. ITI‘nin dört yılda bir dünya kongresi yaptığını, dünya genelinde bazı delegelerin Paris’e toplandığını ayrıca üç yılda bir festival düzenlendiğini ve festivalin her sene başka bir şehirde yapıldığını söyledi. Bu kurumun dünyada özellikle politik sorunlar yaşayan tiyatro gruplarını davet edip üç aylık bir eğitim verdiklerini, aynı zamanda onlara teknik anlamda maddi destek verdiklerini belirtti.

Dördüncü oturumda “Türkiye’de Kürt Tiyatrosu Deneyimi” başlığı altında konuşan Erdal Ceviz, İstanbul MKM’de 1991’den 1995’e kadar ajitprop oyunlar çıktığını, bu tarihler arasında düzenli bir kadro olmadığını, 95’ten sonra kadrolaşmaya başlandığını ve o dönem oyuncularının çoğunlukla Kürtçe bilmediklerini söyledi. Tiyatrolarının, Türk tiyatrosundaki sömürgeci yapılanmaya benzememesi ve özgürlükçü olması gerektiğini savunduklarını, Sarya Halk Sahnesi ve Şanoya Hêlîn adında eğitim gruplarını kurduklarını ekledi.

Konferansın ikinci gününde Muhsîn Osman (Tiyatro Eleştirmeni/Yazar, Dûhok) “Günümüz Kürt Tiyatrosu’nun Kürt Tiyatrosunda Kültürel Arka Plan ile İlişkisi” başlığı altında konuştu. Osman, bilimselliğin, mitolojinin izlerinden geldiğini, gelişen bir ülkenin/şehrin felsefesinin ve tiyatrosunun da geliştiğini, bunların birbirine paralel olduğunu söyledi. Tiyatro gelişmezse ülke ve şehrin de gelişemeyeceğini belirtti. “Dindarlarımızın gökyüzüne yönelmeleri, aydınlarımızın da Avrupa’ya yönelmeleri, bizlerin Dionysos’u bilmemiz, Babil’i ve Gılgameş’i bilmeyişimizin sebebidir” dedi. Tekrar Mezopotamya’ya yönelmemiz gerektiğini ve Gılgameş’in 12 tabletinin Diyarbekir Kürtçesiyle okunması gerektiğinin önemine dikkat çekti.

Ruknettin Gun ise konuşmasında dengbêjliğin bir sanat formu olduğunu savundu. Gun, “Bana göre bir oyunun dili Kürtçe ise o oyun Kürtçe’dir. Eğer Moliere’in bir oyunu o döneme ve o kültüre göre oynanıyorsa bu bana göre eksikliktir. Türk tiyatrosu da bu handikap süregelmiştir. Batı bir resimde yalnızca bir konuya odaklanır. Fakat doğu aynı resimde birçok konuyu işler ve farklılıkların olduğunu bize gösterir.” dedi.

Şaliko Bêkes (Yönetmen/Oyuncu – Teatra Media, Moskova) ise, yaratımların temel kaynaklardan beslenmesi gerektiğini ve tiyatro gruplarının bir araya gelip eksikliklerini tamamlamada birbirlerine yardımcı olmaları gerektiğini söyledi.

Kawa Şêxê (Yönetmen/Yazar –  Teatra Aso, Almanya) ise, Dengbêj klamlarının Kürt dilini ve öykülerini koruduğunu vurguladı.

Konferansın son gününde ise, “Tiyatro ve Siyaset İlişkisi” başlığı altında, 1920’den bu yana yaklaşık 70 senedir politik oyunlar oynayan Kürt grupların turnelerde yaşadıkları sıkıntılar ve sebepleri tartışıldı. Sanatçının kendini özgür hissetmesi gerektiğine, özgürlük arayışı olmadan sanatın icra edilemeyeceğine değinildi. Son olarak öneriler not edildi:

1. Kürt Tiyatrolar Birliği’nin kurulması

2. Amed’de Tiyatro müzesinin kurulması

3. Kürt tiyatro konferansının her yıl yapılması ve uluslararası boyuta getirilmesi

4. Çocuk oyunları için atölyeler yapılması

5. Arşiv ve araştırma komisyonları kurulması

Toplantının sonunda, bu önerilerin takipçisi olacak 9 kişilik bir inisiyatif kuruldu.

Baran Demir / MİMESİS

.find_in_page{background-color:#ffff00 !important;padding:0px;margin:0px;overflow:visible !important;}.findysel{background-color:#ff9632 !important;padding:0px;margin:0px;overflow:visible !important;}

Yorum


işlemi tamamlayınız: