İTÜ Taşkışla Sahnesi’nden Açıklama

Bir sabah uyandığınızda bildiğiniz her şeyin birileri tarafından yeniden yazılmasıyla başlayan romanlarda gibiyiz. Yasa koyucular, şimdiye kadar suç olmayan bir şeyi suç olarak addetmeye başladıklarında şimdiye kadar işlediğimiz suçlar yaramaz çocukluğumuzdan anılar olarak kalacak galiba. 1959 yılından bugüne Türkiye’de telif haklarının savunusunu yaptığını söyleyen bir ajansın amatör tiyatroların kapısını çalmasının 2012 yılına denk gelmesini, acaba ülkemiz açısından gecikmiş bir demokrasi uygulaması olarak mı düşünmeliyiz? Açıklamasını “emeğe saygı” ve “hakların korunması” gibi sözlerle süsleyen ajansın, telif konusunda amatör tiyatrolara “imtiyaz tanıdığı” son 50 yılda, telif ödemediği için köşeyi dönen, yazarların haklarını gasp edip “mülklerine” saldıran bu amatör tiyatrocuların kim olduğunu da açıklayarak bizleri aydınlatmasını bekliyoruz.

Galiba ONK ajans ve Almanya’daki Shurkamp Verlag’a teşekkürü borç bileceğimiz bir döneme giriyoruz. Zira üniversitede faaliyet gösteren biz amatör tiyatroculara, çağımızın gerisinde kalmamamız gerektiğini gösterirken, bizi kadife eldivenleriyle yüzyıllık uykumuzdan uyandırıyor ve kendimize getiriyor. Kadife eldiven, faaliyetlerimizi dışarıdan parayla tuttuğumuz eğitmenlere yaptırmayı, üyelerimizden aidat toplayarak ve sponsorlar bularak bir yandan zorlu piyasa koşullarına hazırlanmamızı bir yandan da üniversitemize yük olmamamızı öğütlüyor. Her üretim ilişkisinin metaya dönüştürülebildiği fırsatlar çağında amatör faaliyetlerin de bir an evvel çağa ayak uydurması gerektiğinin altını çiziyor.

Madem yıllardan beridir üniversitelerde, koridorlarda, amatör tiyatro şenliklerinde bir araya gelip oyunlarını sergileyen ve bizim de onlardan bayrağını devraldığımız amatör tiyatro geleneğine kesilen faturayı biz zarftan çıkardık o halde anlatalım. Amatör tiyatro, yazarının ölümünden kaç yıl geçtiğini hesaplamaz, onun yazarı provayı bir köşeden izler gizlice. Oyununu okuduğu andan itibaren yazar odanın içerisinde yürümeye başlar, okuyucu uzuvlarına hâkim olamadığı hareketlere meyleder, dış dünyadan garipseyen bakışlara maruz kalır. Amatör, yazarını elinden tutup müzelik ikametgâhından çıkarır, onunla aynı masada oturur, tartışır, kavga eder, bazen ona mezarında takla attırır, bazen şaşırtır, bazen yüzüne muzip bir gülümseme kondurur seyircilerin arasında oturarak oyuncuya göz kırparken. Amatör tatmin etmez, arzu uyandırır. Seyircisi ondan mükemmel olmasını beklemez, eksik olmalıdır bir şeyler ki her zaman daha iyiyi yapabileceğine dair olan heyecanını korusun. Oradan buradan aşırdığı (çoğu zaman okulun demirbaşından), üç kuruş paraya pazarlık yaparak aldığı dekorlardan hayallerini kurar. Amatörün müziği çağın müziğinden farklı çalar, bu yüzden harmoniyi bozar.

Oyunları ve hayatıyla merak etmeyi ve sorular sormayı bize öğreten ve ruhumuzun amatör tarafını canlı tutan bir yazar olarak Brecht’in amatör tiyatro için anlamının oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz. İçerisinde bulunduğu dönem koşullarına rağmen radikal tavrını ve sistem eleştirisini her daim yapmayı sürdüren bir tiyatrocu olarak Brecht’in eserlerinin ‘piyasa söylemi’ne alet edilmesi, bu bağlamda kâr amacı güdüp gütmeme konusunun üniversite tiyatrolarında tartışılır hale getirilmesi bize kadife eldivenin arkasında koca bir demir yumruk olduğunu ispiyonluyor. Biz amatör tiyatrolar olarak yapılan bu ‘nazik’ teklifi reddediyor, yine müziğimizi çalmaya ve harmoniyi bozmaya devam ediyoruz!

Yorum


işlemi tamamlayınız: