Kapana Sıkışan Hayatlar

İhsan Ata

İlk gösterimini 18. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleştiren Tiyatro Avesta’nın Daf/Kapan adlı oyunu, sınırda görevli iki askerin nöbet sırasında birbirileriyle yaşadıkları olayları konu alıyor. Aydın Orak’ın yazıp yönettiği ve rol aldığı oyunda ona Dilan Güçer ve Remzi Pamukçu eşlik ediyor.

Milliyetçilik kavramını eleştiren, sisteme çok sert göndermeler yapan oyun, sınırda yaşanan bekleyişlerin anlamsızlığını ve boş bir dayatmadan ibaret olduğunu, aslında çekilen sınırların zihinlerde oluşturulmak istendiğini, başkası için bir tehlike arz eden kapanın bir süre sonra kendilerini hapsettirdiğini iki sınır askeri karakteri  üzerinden, Kürtçe (ve Türkçe üst yazı kullanılarak) anlatıyor.

Şüphesiz bu kadar hassas bir konuyu ele almak ve gerçekçi bir şekilde anlatmaya çalışmak üstelik oyunu Kürtçe oynamak ciddi bir sorumluluk istiyor. Yaşanan olayları iki sınır askeri gözünden anlatmak ise ciddi bir araştırma süreci ve tarafsız bir yaklaşım gerektiriyor. Anlatılan hikâyenin evrensel bir dil kazanması ve iki tarafında yaşanan olayları benimsemesi adına üslubun ve sahneleme tekniğinin objektif olması bu nedenle de kaçınılmaz gözüküyor. Aksi takdirde faşizan bir yaklaşım ile iş propagandaya dönüşebilir.

Aydın Orak’ın kaleme aldığı hikâye bu noktada biraz amacından sapmış gözüküyor. İş biraz kör göze parmak durumuna getirilmek istenmiş. Öldürende ölende bizim insanımız yaklaşımıyla bütün suç basit bir şekilde sisteme atılıyor. Sorunun büyük bir kısmı sistemde olduğu kabul edilse bile çözüm adına bir şey sunulmuyor. Sınırların gereksiz olduğu, tüm sorunun sınırların kaldırılmasıyla çözülebileceği anlatılırken bir yandan da yaşanan gerçekleri tüm çıplaklığıyla verilmek yerine düşlenen yaşam sunuluyor seyirciye.

Bana kalırsa asal problem burada başlıyor. Oyunda Türk ve Kürt askeri klişe ayrımlarla tanımlanıyor. Türk askeri rap yaparken Kürt askeri/gerilla, ağıt/uzun hava çekiyor. Türk askerinin nöbet saatleri daha uygun, yiyecek içeceği daha iyi, yatağı daha rahat vs. Ona sağlanan konforun, Kürt askerine sağlanmadığından dem vuruluyor. Oğluna kızdığı için sınıra gönderen bir general babadan söz ediliyor. Yani bir taraf yüceltirken diğer taraf alçaltılıyor. Bu noktada milliyetçilik kavramı eleştirilirken Kürt milliyetçiliği yapıldığı gözden kaçırılıyor. Haliyle izleyenlerin ikisinden birine hak verme zorunluluğu ortaya çıkıyor.

Oysa bunun yerine Türk askeri olmakla övünmeyen, bir generalin oğlu olmayan sıradan bir Türk askeri ile Türk’e düşman olmayan bir Kürt askerinin gündelik yaşamları ve gerçekte yaşanan olaylar verilebilseydi hikâyenin gerçekliği bir kat daha artar ve seyirciyi daha da sarsabilirdi. Özetle anlatılan olayların tarafsızlığıyla takdir seyirciye bırakılmalıydı.

Gelelim sahnelenişine… 10. yılını kutlayan Aydın Orak yönetimindeki Tiyatro Avesta, sahneyi boydan boya ayıran tel örgülerle seyirciyi ikiye bölerek karşılıyor. Bu yaklaşım ilk bakışta sahneleme tekniğinin In-your-Face yaklaşımı barındırdığını hissettirse de oyun boyunca buna dair tek bir izlenim verilmemekle birlikte sahneyi ikiye ayırmak teknik bir buluş olmaktan öteye gidemiyor.

Diğer taraftan oyun boyunca ekrana yansıyan Türkçe çevrideki problemlerin bir an önce çözüme kavuşması gerekiyor. Bir cümlenin bile tüm oyunu etkileyeceği böylesine hassas bir oyunda üst yazının bu kadar süre halledilmemesi ise belli ki göz ardı edildiğini düşündürüyor. Oyunculuğa dair ise tüm oyuncuların canla başla mücadele ettiği uyumlu bir takım oyunculuğu gözlemlediğimi söyleyebilirim.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: