Üniversiteler, Piyasa ve ONK Ajans

Öykü Gürpınar

Çok değil, daha birkaç sene önce İTÜ Taşkışla Sahnesi’nin (ve İTÜ’lü diğer tiyatro topluluklarının) okulun bütçe ayıramaması ve otobüs ayarlayamaması sebebiyle turne engeli ile karşılaştığı zamanlarda bir yazı kaleme almıştım. Üniversitenin bütçe yetiştirememek konusunda gösterdiği istikrarlı davranışın esasen kulüpleri sponsor arayışına iterek öğrenci faaliyetlerini kapitalist düzenin içine sokma çabasından ibaret olduğunu düşünüyordum. Bu yazıya cevaben üniversitelerle ilgili bir yazı kaleme alan Fırat Güllü de üniversiteleri özelleştirme merakını masaya yatırmıştı. Özel üniversitelerin tiyatro kulüpleri ile köklü devlet üniversitelerinde kurulan ve bir zamanlar araştırmacı ve deneysel tiyatronun yegane temsilcileri olan üniversite tiyatroları arasında bir karşılaştırma söz konusuydu.

Aradan geçen iki yılda üniversiteler açısından durumun pek de iyiye gittiği söylenemez. Gelinen noktada ONK Ajans’ın(köklü üniversitelerin araştırmacı ve deneysel tiyatroya katkı sunan topluluklarından biri olan)  Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’ndan istediği telifi tartışıyoruz. Meselenin sadece “telif” boyutuna indirgenemeyeceği yazılan birkaç yazıda gözler önüne seriliyor; bunu tekrarlamanın manası yok. Öte yandan kendimce bir analiz yaparken bazı söylenenleri tekrarlamak pahasına olayın boyutlarını farklı örneklerle açmaya çalışacağım.

Üniversitelerin Piyasa Koşullarına Entegrasyonu

Olayın çatısında, bütün üniversiteleri birleştiren bir olgunun yattığı söylenebilir: Üniversitelerin kapitalist üretim süreçlerine eklemlenmesini öngören bir reformdan geçtiğini görebiliyoruz. Akademik alanda Bologna Süreci olarak tezahür eden bu reform süreci,  öğrenci faaliyetlerine sponsorluk veya doğrudan şirketlerle ortak organize edilen etkinlikler olarak yansıyor. Kapitalist düzenin sunduğu “fırsatlar dünyası” imgesinden hareketle, öğrencilerin yapmak istediği her türlü faaliyet için yine kapitalist düzenin bileşenlerine bağımlı hale getirilmesi söz konusu. Bunun kaçınılmaz bir sonucu, öğrenci faaliyetleri üzerinde eskiden devlet merkezli olarak işleyen denetim mekanizmasının piyasa koşullarına devredilmesi oluyor. Haliyle üniversitelere özgü alternatiflik, araştırmacılık, bağımsızlık ve deneysellik gibi nitelikler giderek çözülmeye başlıyor.

Üniversite tiyatroları da bu reform sürecinden muaf değil. Rektörler kulüplerle ilk görüşmelerinde hemen sponsorluk meselesini açarak, şirketlerden destek almanın hem öğrenci faaliyetlerinde üniversite bütçesine yüklenmenin önüne geçilebileceğini hem de kulüp faaliyetlerini daha büyük ölçekte organize etme olanağı bulabileceklerini söylüyorlar. Sonuç: Holdinglerin sponsorluğunda üniversite şenlikleri, özel dans ve tiyatro hocaları eşliğinde kurslar, sadece “yetenekli” olanların alındığı prodüksiyon merkezli tiyatro toplulukları ve anaakım tiyatroyu amatörist bir perspektifle yeniden üreten bir yaklaşım…

Bu noktada özel üniversiteler ile devlet üniversiteleri arasında belirgin bir ayrım da göze çarpmıyor değil. Fırat Güllü’nün bahsettiğim yazısında yaptığı karşılaştırma bu bağlamda dikkate değer bir örnek teşkil ediyor. Özel üniversitelerin tiyatro kulüpleri, üniversitenin onlara ayırdığı bütçe sayesinde ciddi maliyetlerle prodüksiyonlar çıkarıyorlar, şenlikler organize ediyorlar ve belki de bir üniversite kulübünün hayal edemeyeceği kadar çok olanağa sahip olabiliyorlar. Bu durum ilk bakışta o kadar da sorunlu görünmüyor; neticede üniversitenin öğrenci faaliyetini desteklediği ve hatta bütçe konusundaki bütün sıkıntıların aşıldığı bir tablo arz ediyor. Fakat gerçekten böyle mi?

Kapitalist düzende paranın da bir ideolojisi, bir mantığı, bir kültürü var. Paranın belirlediği bir değerler sisteminde alternatif bir kültürün örgütlenmesi neredeyse imkansız, en azından benim bildiğim bir örnek yok. Haliyle özel üniversitelerin tiyatroları, o muazzam bütçeleriyle devlet üniversitelerindeki tiyatro topluluklarının örgütleme çabası içinde oldukları alternatifliği, deneyselliği ya da araştırmacılığı örgütleyemiyor. Bu muazzam bütçeler, tiyatro topluluklarının oyunlarını sahnelemekten gayrı bir işlev göremeyen, kendi içinde bir dayanışma kültürü örgütlemekten uzak, her köşeden ayrı bir firmanın reklamının fırladığı ve ana akım tiyatronun atık yağlarıyla kavrulan şenlikler için harcanıyor. Ya da, daha da kötüsü, anaakım tiyatro alanından kimi isimlerin inanılmaz rakamlarla yönetmenlik yapmak üzere “kiralanmasına” vesile oluyor.

Fakat paranın ideolojisine kapılma riski, özel üniversitelerin öğrenci faaliyetlerini desteklediği yanılsamasını aşmaya yetmiyor. ONK Ajans gibi “kâr” merkezli kurumlar üniversitelerin tiyatro topluluklarına mali desteklerinin boyutlarını fark ettiğinde üniversite tiyatroları yeni bir pazar olarak görülmeye başlanabiliyor. Bu açıdan bakıldığında, üniversitelerin tiyatro kulüplerine ayrılan bütçe içinde yeni bir kalemin ortaya çıkması da son derece olası görünüyor. Son dönemdeki tartışmanın da bize işaret ettiği üzere bu kalem “telif” oluyor.

İtirazım Var!

Her ne kadar BÜO vesilesiyle tiyatro gündemine oturmuş olsa da üniversite tiyatrolarından telif istenmesi meselesi yeni bir durum değil. Geçmişte de kimi oyun yazarlarına ve ajanslara ciddi meblağlarda para ödemek zorunda kalan topluluklar oldu, fakat olay görünür kılınacak ve bir tartışma ortamı yaratacak şekilde gündemleştirilmedi. BÜO’nun ve onun gösterdiği tavrı sahiplenen toplulukların imza attığı bildiri, açık bir şekilde bütçeye eklenecek yeni bir kalem olarak “telif” konusuna karşı olduklarını gösteriyor. ONK Ajans’ın telif talebinin üniversite tiyatrolarının piyasaya bağımlı hale getirilmesi anlamına geleceğini söyleyerek, özgürlükçü tiyatro ortamının korunması adına bu tavrı kınadıklarını belirtiyorlar. Yapılan itiraz, telif piyasasında hegemonyasını kurmuş bir kurum olarak ONK Ajans’ın ve temsilciliğini üstlendiği yayınevlerinin tavrını da nihayet görünür kıldı. Durumu geçmişe nazaran daha açık bir netlikle görebildiğimiz şu noktada, üniversite tiyatrolarına “cevap” maiyetinde sunulan açıklamalara da bir bakmakta fayda var.

Öncelikle olayın çıkış noktası fikri mülkiyet haklarına bağlı olarak yazarın oyunlarının sahnelenmesinde belli bir ücret ödenmesini öngören yasal düzenlemeler olsa da, üniversite tiyatrolarının bu yasal düzenlemede bir istisna olarak ortaya çıkışının belli bir sebebi var. Bu sebep, daha önce açmaya çalıştığım üzere, üniversitelerin alternatif ve bağımsız duruşundan ileri geliyor. TC yasaları bu konuda üniversite tiyatroları lehine bir hukuki düzenleme getirme iddiasında olsa da her zaman olduğu gibi yüce “Türk” adaleti muğlak bıraktığı yasalarıyla toplulukların aleyhinde sonuçlanacak bir dava sürecine davetiye çıkarıyor. Nitekim Boğaziçi Üniversitesi ONK Ajans ile münasebetinde böyle bir riski gördüğünden olsa gerek, telifi ödemeyi kabul etmiş. ONK Ajans, yaptığı son açıklamada üniversite tiyatrolarından gerekli şartları yerine getirdiği müddetçe telif talep etmediğini öne sürerken, muğlak TC yasaları gibi sağ gösterip sol vuran bir tavır takınıyor. Zira Ajans’ın açıklamasında yer verdiği Suhrkamp Verlag yayınevinin görüşleri neredeyse ONK Ajans’a minnet duymamıza neden olacak kadar vahim. Yayınevi, amatör ya da değil, bilet kesilsin ya da kesilmesin, Brecht oyunlarının sahnelenmesi halinde bütün tiyatro topluluklarının telif ödemekle yükümlü olduklarını vurguluyor. Bununla da kalmayıp, BÜO’nun oyunu birçok defa sahnelediğini belirterek konuyu yeterince sıkı takip etmeyip ödenmesi gereken telif konusunda gevşek davrandığı için ONK Ajans’ı azarlıyor.

Bu durum, neredeyse aba altından sopa göstermek olarak açıklanabilecek bir tavra tekabül ediyor. Hem Ajans, hem de yayınevi üniversite tiyatrolarının ortaya koyduğu itiraza kulak vermek bir yana, kendi bildiklerini uygulamak konusunda taviz göstermeyeceklerini açıkça ortaya koymuş durumdalar.

2026’ya Kadar Beklenecek Mi?

Peki, Ajans’ın ve yayınevinin bu tavrı karşısında üniversite tiyatroları ne yapacak? Bu soru henüz cevaplanmadı. Fakat üniversite tiyatrolarının konumu ve genel tavrı açısından bakıldığında bu durumu kabullenip elindekiyle yetinme tavrına bürüneceklerini sanmıyorum. Şu an için örgütlenen kampanya bildiri ve tartışmaya katkı sunmak üzere kaleme alınmış yazılarla sınırlı olsa da yakın zamanda eyleme dönüşme potansiyeli taşıyor. Ortaya çıkan tabloda yasaların da bir güven telkin etmediği göz önüne alınırsa, bahsi geçen telif haklarını ihlal eden ve üniversite tiyatrolarının derdini görünür kılan sivil itaatsizlik eylemlilikleri olası görünüyor. Nihayetinde, fikirleri, tiyatro yaklaşımı, oyunları ve alternatif duruşuyla üniversite tiyatrolarının önemli ilham kaynaklarından biri olan Brecht’in ölümünün 70. yılına kadar beklenmesi mümkün mü?



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: