Vişne Ağaçları Toprağa Düşecek

Arıza Baykuşlar

“Ben aldım! Sonunda borcun üstüne tam doksan bin verdim ve Vişne Bahçesi benim oldu. Benimle alay etmeyin! Cahil Yermo, kışın çıplak ayakla gezen Yermo! Babamla dedemin köle oldukları Vişne Bahçesi’ni satın aldım! Vişne ağaçları toprağa düşecek. Burada yazlıklar yapacağız. Torunlarımız, torunlarımızın çocukları hayat bulacak burada”

Paris’te geçirdiği uzun yıllar sonrasında ülkesine dönen Ranyevskaya’nın (Hümay Güldağ Belgin) ağzından dökülen şu sözcüklerle, Cem Yılmazer’in tasarladığı üç tarafı yüksek tahta perdeli, kapısı içerden sürgülü dekorla “Vişne Bahçesi” ne giriyoruz.

Vişne bahçem benim! Gökyüzündeki melekler korumuş seni”.

Çimli bir toprak döşeme üzerine yerleştirilen uzunca bir masa, tavandan sarkan dal parçaları ve masa çevresinde dizili sandalyelerden oluşan, gösterişten uzak, sade ve göz yormayan bir dekora bakıyorsunuz. Gözünüzün, sahne ışıkları altında seçebildiği her canlı ve cansızın rengi pastel ve siz gözlerinizi pudraya daldırmış gibi seyrediyorsunuz.

Kostümler pudra pembeleri, kemik tonları, danteller, taftalar, eldivenler, peruklar, kurdelelerle bezeli bir şıklık yaratıyor ama Lopahin (Engin Alkan) hariç!

Makyaj yine Lopahin hariç beyaza bulanmış maske şeklinde bol pudralanmış!

Günümüz dünyasının iş bitirici tiplerinin klişe kıyafeti olan takım elbise, kravat iğnesi, saat, küçük parmakta yüzük donanımı ile Engin Alkan (Lopahin), yaşattığı tipi Vişne Bahçesi’ne yabancılaştırıyor.

Seyirci, zihninde Lopahin’i bir yere Vişne Bahçesi ahalisini başka bir yere oturtuveriyor. Bu ayrıksamayla, hiçbir sıkıntı çekmeden verilmek istenen mesajların kriptosunu bir bir çözüyorsunuz.

Oyun metninde olmayan açılış sahnesine Firs’i de katarak yönetmen dikkatleri yaşlı Firs üzerinde toplamayı başarıyor. Finalde de Firs üzerinden perde diyeceğinin ipuçlarını başından vermiş oluyor.

Kitap dolabının yüz yıllık doğum gününü kutlayası gelen Gayev, gereksiz lafazanlığı, bilardo vuruşları dolu laf bitimleriyle, ortaya şerefini ve mutluluğunu da koymuş olsa dahi Vişne Bahçesi’ni satılmaktan kurtaramıyor.

Arıza Baykuşlar’ın dikkati iki karakter üzerinde yoğunlaştı; Varya ve Şarlotta! Lopahin’e olan aşkına karşılık bulamayan ve sürekli duygularıyla alay edildiğini hisseden Varya’nın ilk perdenin kapanış sahnesinde çorba içerken midesinin bulunmasını, ağzındaki çorbayı tabağına kusmasını, karartılmış sahnede tek ışık altında etkilenerek izledik. Duygularının aldatılmasında yaşadığı acı seyirciye olanca içtenliğiyle geçti. Kendimizi Varya’nın yerine koyduk ve duygularımızla oynanmış gibi hissettik. O denli samimi bir oyundu Varya rolünde izlediğimiz Berna Adıgüzel’in oyunu! Sadece, ışık bir süre daha Varya üzerinde kalabilirdi, erken karardı diyebiliriz.

Şarlotta! İlk perdede kızılderilileri andıran tüylü kostümü, ikinci perdede Medea kostümü uyarlamasıyla palyaço burnunu pek güzel birbirine uyduran Şarlotta!

Sahne önünde tek ışık altında hem hayat öyküsünü içimiz acıyarak dinlediğimiz hem de vişne bahçesinin satışından sonra işsiz güçsüz ortada kalışını, sahnenin aynı yerinde, aynı tek ışık altında, yapmaya kendini zorladığı son illüzyon gösterilerinin bitiminde, içindekileri Varya gibi ağzından ip boşaltarak kusan Şarlotta!

Gidişinin sıradan bir kostüm ve sıra dışı bir hayal kırıklığı ile ezilip iş isteyerek oluşu ne hazin!

Trofimov karakteri, Rusya’da gerçekleşmekte olan dönüşüm ve değişime çokça dikkatleri çekmeye çalıştıysa da, yoldan geçen yolcu niyetine yönetmenin Vişne Bahçesi’nin sürgüsünü kaldırtarak içeri aldığı günümüz giyimli beş gençten, haki renk parkalı ve siyah postallı olanının, kendine verilen altını yere atıp üzerine tükürmesiyle gözden düşüyor.

“Acı çeken kardeşim! Volga’nın sesini dinle! Volga acı çekenlerle dolu” dediğinde parkalı genç Trofimov’dan hem rolü hem alkışı çalmış oluyor, seyircinin gözünde!

Yeni efendiniz benim” diye haykırarak masanın üzerine çıkan Lopahin’in ödeyebileceğini söyleyerek kırıp döktüğü tabak bardak kırıklarından sıyrılarak Ranyevskaya’yı öpmesi para ve gücün sahibi olduğunu gösteriyor. Biz, hiç ayrıksı bulmadık.

Arıza Baykuşlar olarak; son sahnede Firs’in boş masa üzerine uzanarak ölümü karşılamasıyla, Vişne Bahçesi’nin sonunun gelmesi metoforu sırasında, testere ve ağaç devrilmesi sesi birbirine eşlik etseydi etkisini artırırdı diye düşünüyoruz.

Engin Alkan’ın yönetimine ve oyunculuğuna, tüm Vişne Bahçesi oyuncularının emeklerine sağlık!

Arıza Baykuşlar

Yorum


işlemi tamamlayınız: