Üstümüze Üstümüze Antigone

Handan Salta

Sahnenin iki tarafında sıralanmış şeffaf paravanların ardından görünen iki kişi. Tekinsiz tekinsiz sahneye girip çıkıyorlar ancak bir türlü buluşamıyorlar. Ekrana yansıtılan görüntülerde karmaşa hakim. Sahnenin önemli bir bölümünü kaplayacak kadar büyük bir akvaryumun içindeki balıklara rağmen ortamda canlılık emaresi pek zayıf. Uzun beyaz elbiseli kadınla takım elbiseli erkek, gelinle damat gibi dursalar da bir uzaklık seziliyor. Sahne düzenlemesi de birazdan olacakları destekler derecede uzak ve soğuk bir atmosfer yaratıyor; konforsuz, tekinsiz, sert ve ıssız bir ortam burası. Thebai’deki sarayın önü değil, balayı süiti değil, sanki bir doktor muayenehanesinin bekleme odası. Öyle soğuk, kurgulanmış, servise hazır hale getirilmiş bir mekan hissi veriyor.

Birazdan izleyeceğimiz oyun Sophokles’in Antigone adlı tragedyasından esinlenerek hazırlanmış özgün bir yapıt. Berfin Zenderlioğlu yazmış. Antigone’nin öyküsünü hatırlarsınız. Taht kavgasında ölen iki kardeşten biri kahraman, diğeri hain ilan edilip dayıları kral Kreon tarafından verilen buyruğa göre birine usulüne uygun cenaze töreni yapılır diğeri ise kurda kuşa yem olmak üzere açık alanda bırakılır. Ölüler üzerinden pazarlık, intikam olmayacağına inanan Antigone diğer erkek kardeşinin de gömülmesi gerektiğine inanarak kral buyruğuna karşı çıkar. Kardeşinin üzerini toprakla örtmeye kalkışınca yaka paça huzura getirilir ve pişman olup özür dilemediği için ölüm cezasına çarptırılır.

Araya giren vicdan sahibi kişiler, geleceği görenler, kralın en yakınları ne derlerse desinler emir demiri keser ve Antigone kapatıldığı mağarada kendini öldürünce zincirleme intiharlar gerçekleşir; kralın oğlu Haimon, nişanlısı Antigone’nin öldüğünü görünce canına kıyar. Haimon’un annesi de oğlunun ölümü üzerine ölür. Kreon nihayet yaptığının hata olduğunu anlar. İş işten geçmiştir, geleceğin umudu gençler ölmüş, inatçı ve zorba krala koronun söylediği ibret verici sözler izleyiciye iletilmiştir; “Ey insan, temkinli bir akıl mesut olmanın birinci şartıdır…gurura kapılanlar, büyük sözlerinin cezasını ağır darbeler yiyerek çekerler, böylece ihtiyarlıkta akıllı olmayı öğrenirler.”

Oyunumuz Antigone 2012 (veya 2013) ise görünür bir Kreon’dan yoksun. Ölen kardeşler, Antigone ve Kreon’un emir subaylarından biri var karşımızda bu defa. Verdiği kararın yanlışlığını görerek nedamet getirecek bir sorumlu bulamayan maruz kalmışlar da kendi aralarında hesaplaşma yoluna gidiyorlar ve çaresizliklerini, öfkelerini birbirlerinden çıkarıyorlar. Umuda ilişkin bir yolun kapandığı, kalp kırıklıkları, güvensizlik, sevgisizlik doldurulmuş dünyalarında bir başlarına kalıyorlar.

Şermola Performans’tan izlediğim ikinci oyun Antigone 2012. Geçen yıl Disko 5 Nolu adlı oyunlarıyla Diyarbakır Cezaevinde yaşananlara geri dönüp bakan ekip, bu yıl da mezarsız ölülerin diyarını hatırlatmak üzere elini taşın altına koymuş. Berfin Zenderlioğlu ve Mirza Metin oynuyorlar. Bakış açısına göre adı değişen, ancak sonuçta binlerce insanın ölümüne sebep olan savaş sürdükçe ölülerin mezarsız kalacağı, kimin kavgası uğruna öldüklerini bilmeyecek bir dolu insan olacağı hepimizin malumu.

Antigone 2012 de bu savaşla ilintili olarak çok temel bir sorudan hareketle yola çıkmış; “Ölen kardeşimin bedeni nerde?”. Aynı aileden bir kardeşin devlet töreniyle gömülüp diğerinin bilinmeyen bir yerde toplu mezara atılmasındaki mantığı sorguluyor oyun. Aynı zamanda bu kardeşlerin neden farklı kamplarda karşı karşıya geldikleri sorusu da alt metin olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorunun ele avuca sığan bir sonuca ulaşması ise şimdilik ne sahnede ne de gerçek hayatta olası görünmüyor. Ancak oyun bu sorgulamaya bir basamak daha yaklaştırıyor izleyiciyi; olan bitenle yüzleşmek, her söylenene inanmamak, hayata dair temel değerleri göz önünde bulundurarak ana fikri kaçırmamak gibi öneriler getiriyor.

Antigone2012’nin on dört yaşında bir kızken öldürülen abilerinden birinin mezarını bulmak için yürüdüğü uzun yolu, kendisine verdiği sözleri Kreon’un adamıyla hesaplaşmasını dinlerken öğreniyoruz. Abisinin mezarını bulmanın tek anahtarı olan Adam ise tuzağa düştüğü yerden, gerçek olup olmadığını bilemediğimiz bir manevrayla çıkmaya çalışıyor.

İstanbul’dan bakıldığında “oralarda bir yerlerde” gerçekleşen bu savaşı çok yakınımıza getirmek için kullanılan reji buluşları Şermola Performans’ın minicik sahnesinde oldukça etkili; akvaryumdaki balıkların sudan çıktıklarındaki çırpınmalarına dayanamayan kalbimiz, bunca insanın ölümüne nasıl bu kadar sağırlaşabiliyor? Ölü ele geçirilen veya şehit olan bedenleri birbirinden ayıran ne? Ekrana yansıyan şiddet görüntüleri gerçeklik algımızın nasıl parçalandığını ve görüntü arsızı olduğumuzu hatırlatıyor.

Bunca kalp kırıklığını, iç acımasını, gözyaşını, hayal kırıklığını ve duygusal katılaşmayı anlatmak üzere seçilen mecranın aşk olması olaya bir başka ironi katıyor. Kardeşinin cesedinin peşine düşen Antigone 2012/Kadın intikamını alabilmek için kadınlığını kullanıyor, düşmanıyla karşılaşmasını bir aşk-evlilik maskesi üzerinden yapıyor. “Beni hiç mi sevmedin” sorusu “düşman” dan bile gelse o kadar içten bir hayal kırıklığını yansıtıyor ki, yıllarca birikmiş canhıraş intikam isteği Kadının elinde fünyesi çekilmiş el bombası gibi kalıyor. Kavramlara verilen anlamlar seyircinin gözünde tekrar sınanmaya çıkıyor.

Oyun başladığında hissedilen gergin ortamın yansıması olan müzik ve gölge oyunları gerilimi artırmaya katkıda bulunurken aynı araçların neden yalnızca bir defalığına kullanıldığı sorusu aklıma takılıyor. Tekinsizliğin altını çizmek için o gölgeler farklı biçimlerde ve oyunun farklı bölümlerinde kullanılabilirdi.

Mirza Metin bu oyunda da gayet başarılı bir performans gösteriyor ve Adam’ın duygu karmaşasını farklı oyunlarla yansıtıyor. Berfin Zenderlioğlu ise zaman zaman yabancılaştıkça “keşke oyunu bir başkası yönetseydi” diye düşündürüyor. Küçük aksamalar sayılabilecek bu noktalara rağmen oyun bugüne dair çok önemli bir şey söylemesinin yanı sıra estetik olarak da kalbimize dokunuyor.

Son söz olarak oyunla ilgili bir önerim olacak. Farklı kamp, sınıf ve taraftan gelen bu iki kişiyi birbirinden ayıran en önemli unsur bir türlü aynı dili konuşamamaları. Oyunlarını Kürtçe oynayan Şermola Performans’ın bu oyunda Adam için bu ilkesinden vazgeçmesi, oyunun etkisi çoğaltması açısından çok daha yararlı olurdu. Düşüncemiz dilde kendini ortaya çıkardığında ete kemiğe bürünür, kendine mekan edinir. İki farklı düşünce evini yansıtmak için iki farklı dil konuşulması oyunun tam da söylemek istediği şeyin altını çizerdi. Birbirlerine yabancı bu iki kişinin bu yabancılaşmayı somutlaştırması oyunun elini daha da güçlendirirdi .

Yorum


işlemi tamamlayınız: