Çirkin

Nedim Saban

İstanbul Devlet Tiyatrosu, bu yıl çok ilginç metinleri repertuara alarak, tabi bu metinleri kusursuz biçimde sahneleyerek, tiyatromuzun yüz akı olma özelliğini koruyor. En son “Küçük Sahne”de izlediğim “Çirkin”, bunun en güzel örneklerinden biri.

Marius Von Mayenburg’un yazdığı oyunu daha önce Avignon Festivali’nde izlemiş, fakat prodüksiyonu yaratıcılıktan uzak bulduğum için, tadına varamamıştım. Metin Belgin’in son derece tempolu ve yaratıcı yorumuyla, oyun tam anlamıyla açığa çıkmış ve tabi Avignon’u çok çok aşmış. Anlamayan yine anlamıyor tabi: Bir sınıf eleştirisi yapan oyunda grup seks, çürümüşlüğün göstergesi ve eleştirisi olarak var. Oyunu hedef tahtası haline getiren “ensest” ilişki ise zaten yok, sadece aynı oyuncunun iki farklı kişiyi oynaması nedeniyle bir yanlış bile anlayamama söz konusu.

Yüzünü düzelten ama ruhunu düzeltemeyen insanların eleştirisi “Çirkin”. Ancak kafasını düzeltemeyen insanlar, bütün içindeki parçaları anlamsızca ayıklayarak, oyunun bu alaycı ve eleştirel bakışını görmezden geliyor, sadece çirkin biçimde saldırıyorlar. Oyun Şehir Tiyatrosu’nda olsaydı belediye kalemşörleri de ortaya çıkardı, onlar şimdilik susuyorlar.

Sabah programlarında vaaz veren hoca efendilerin abonesi değilim, ama bence estetik ameliyatı caiz mi, değil mi, mutlaka konuşuyorlardır. Tabi ekrana beraber çıktıkları mankenlerden korkmuyorlarsa! Bu bağlamda bu oyuna kızmak yerine, önermeleri gerek.

Çağımızın vebalarından biri olan dar görüşlülüğün, yeknesaklığın, sıradanlığın zavallılığını, toplumun önyargılı, kısır güzellik anlayışını sorgulayan “Çirkin”, sadece suratla ilgili değil, kafayla ilgili bir oyun. Başkalarının maskesinde saklanmak, tehlikesiz ama çirkin bir şeydir. Bunu yapmayanlar kahraman olarak alkışlanmalıdır. Bunu anlatan bir oyun sahneleyenler de ayakta alkışlanmalıdır.

…..)))) Tiyatroda Yüz

Televizyon dizilerinde kamera önü oyunculuğu yapanlar, yüzleri felçliymişçesine küçük oynama peşindeler. Bu moda şimdilerde alternatif tiyatrolara da sıçradı. Bazı in/yer face oyunlar için uygun. Tiyatro insanları Hamlet’ten, hatta daha öncesinden beri, abartılı oyunculuğu sorguluyor. İtici ve sevimsiz bir şey olduğu kesin. Ancak, şimdiki kamera önü oyuncular abartısız oynamamayı hiç oynamamak sanıyorlar. Sesleri çıkmıyor, vücutlarında ve suratlarında hiçbir duygu yok. Enişteleriyle sohbet eder gibi oynuyorlar. Ne tuhaftır ki, bizim ödül mekanizmamızda da küçük mekânlardaki bazı oyunlara biraz uyan bu oyunculuk biçemi ile 600 kişilik bir tiyatroda oynamayı ayrıştıran bir eleme yok. (Direklerarası Küçük Tiyatro Ödülleri hariç).

“Çirkin”, yüz naklini anlatan bir oyun…Tolga Evren gibi bir büyük oyuncunun sadece yüzüne bakarak, oyundaki değişimi keyifle takip ediyorsunuz. Yönetmenin ameliyat sırasındaki maskeyi bile kullanmasına gerek yoktu kanımca, Tolga Evren’in yüzü, tüm oyunun aynası. Kamera önü oyuncuları sadece bu yüze bakarak, oyunculuk nedir, iyi oyuncu enstrümanını nasıl kullanır öğrenmeli.

….))) Çirkin 2

Genç tiyatrocuları ne kadar saydığım ve desteklediğim, beğenince ayakta alkışladığım ve kendi tiyatromda da onların önünü açtığım apaçık ortadayken, geçtiğimiz hafta bir alternatif mekân hakkındaki yazımı, “gençlere yazık” diye vurmak, yazık. Gençleri eleştirmemek, onların hatalarını söylememek daha da yazık.

Sahne Hal’in kapısında yaşadığım bir saçmalıkla ilgili üç hafta boyunca özür bekledim, konuyu tiyatro gişeden başlar diyerek yazıma taşıdım.

Anlamaya çalışacakları ve konunun muhatabı olan genç arkadaşıma tiyatro dersi verecekleri yerde, çirkin biçimde saldırıyorlar. Önce, az ilgiden rahatsız olduğumu söylediler, ardından davetiye dilendiğimi söyleyecek kadar alçaldılar. En sonunda da, yazılarımda sadece sevdiklerimi kayıran bir tatlıcı olduğumu yazmışlar. Çirkin insanlar bunlar! Kaldı ki, ben onlara 30 yıllık bir tiyatrocu olarak değil, sade bir seyirci olarak da aynı eleştiriyi yapıyorum. Özür dileyip, düzeltmek bu kadar zor olmamalı!

Bir oyunun ne zaman sona erdiğini bir moron bile anlayacakken, bana Bernarda Alba’nın iki değil, üç perde olduğunu, bazı oyunların sonunda selamlama olmadığını anlatarak cahilliği kutsuyorlar, sözüm ona arkadaşlarını koruyorlar. Cevapları da hazır: “Biz fedakârlıkla tiyatro yapan cengaverleriz!”

Tiyatro mekânlarının kutsallığına inanır, bir mekânı yaşatmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi bilirim. IKEA’dan alınan sandalyelerle alternatif olunmadığı gibi, bir eleştiriyi bu kadar büyütmekle sağlıklı insan da olunmuyor. Bu adamlar sahnede ne yaparlarsa yapsın, tiyatrocu olmak için epey kafa nakli yapmaları gerekiyor.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: