Bir Otelin Bütün Işıkları Ne Zaman Söner’

Metin Boran

Edip Cansever’in bir şiirinden ödünç aldığım bu başlık sanki Madımak Oteli’ndeki trajik olay için söylenmiş. Sivas Katliamı’nın üzerinden 20 yıl geçti. O zamandan bugüne 35 aydının yakılarak katledilmesine sebep olan yöneticiler tam olarak soruşturulmadı, Madımak Otelinin basılmasına göz yumanlar, görevini yapmayanlar ve kışkırtıcılar bilinçli olarak tespit edilmedi ve gizlendi.

Bu trajik olayda bizzat saldırı eyleminde bulunduğu iddia edilen sanıklar yargılandı ama dava geçen yıl zaman aşımından dolayı düştü. Sanıkların tümüne yakını serbest bırakıldı.

Davanın zaman aşımına uğradığı günlerde Tayip Erdoğan bu adaletsizliği soran gazeteciye “Hayırlı olsun” diye yanıt verdi. Okuyanı şaşırtan bir yanıt değil bu.

Başbakanın bu ideolojik tutumunun sebepleri biliniyor. Kendisi angaje olduğu siyaset ve dünya görüşü bağlamında bilimin, sanatın, edebiyatın ve aydınlanmanın karşısında olmuş bir geleneğin temsilcisi olarak politik arenada bulunuyor.

Katliamı gerçekleştiren sanıkları mahkemede savunan avukatlardan yirmi beşi başbakanın partisinde yönetici ve devletin önemli yerlerinde bugün hâlâ üst düzey bürokrat olarak görev yapıyor. Bu gerçeklik bile başlı başına Başbakanın bu davada taraf olduğunu gösteriyor.

Aleviler, Osmanlıdan bu güne devlet politikasıyla katledilen, yakılan, öldürülen, mağdur edilen, horlanan, ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamak durumunda bırakılan, devlet katında ve eğitim sisteminde alevi kültürü ve yaşama biçimi doğrudan ya da dolaylı olarak aşağılanan ve gündelik hayattan tecrit edilen tarihsel bir toplum olma gerçeğini bir türlü yaşayamadılar. Bu dışlama ve ikinci plana atılma gerçeği bugün hâlâ değişebilmiş değil.

Sivas Katliamı bu yok sayıcı, kendini merkeze koyarak üstten bakan Sünni, gerici ve yobaz politikanın son uzantısı olarak tarihteki yerini aldı.

Madımak yangını 1993 yılından beri Alevilerin onur davası oldu. O günden bugüne davada da, Alevilerin yurttaşlık hakları ve kültürel yaşamlarında yasal her hangi bir düzenleme yapılmadı.

Son olarak temeli atılan yeni köprüye, tarihte Alevi katliamı ile anılan Yavuz Selim’in adının verilmesi esasında Alevileri kışkırtmaya dönük bir girişim olarak devletin Sünni yaklaşımını gösterdi.

Tayyip Erdoğan’ın bu ideolojik yaklaşımıyla ortaya koyduğu inkarcı ve yok sayıcı, husumete dönük politikası, gizli bir düşmanlığın da tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.

Gelinen noktada Başbakanın despot politikalarıyla, toplumsal yapıda dinsel farklılıkları yok sayan, değişik düşünce ve kültürel birikimleri öteleyerek aynı düşünen, iktidara uyumlu ve biat eden, türdeş bir millet yaratma ideali ile bezediği söylem ve eylemlerini sürdürmeye kararlı olduğu görülüyor.

Bu anlamda Sivas Katliamı ve sonrasında davanın seyrine ilişkin sinsi tutum, aslında mevcut iktidarın farklılıklara tahammülsüzlüğünü, toplumsal barışa ne kadar uzak olduğunu ve insan haklarına yaklaşımını göstermesi bakımından önemli bir gösterge olarak ortada duruyor.

Sanatı, sanatçıyı, modern kültürel değerleri ve çağdaş yaşam anlayışını her konuşmasında aşağılayan, aydın, yazar ve sanatçıları hedef göstererek toplumda itibarsızlaştırmaya çalışan bir iktidarın hak, adalet ve eşitlik söylemi samimi değildir, yalandır ve ikiyüzlüdür.

Bu tekçi ve despot iktidar biçiminden Sivas’ta katledilen masum insanların haklarını koruması ve savunması zaten beklenmez ancak başbakan her yurttaşına eşit mesafede olmak ve dinsel ve etnik ayrım yapmamak zorundadır. Bu ise demokratik bir tutumdur ancak diktatörlük eğilimi ile ‘tek adam’ olma hevesine kendini iyiden iyiye kaptırmış olan Erdoğan’ın o taraklarda bezi yok.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: