Çağdaş Bir Meddah Gösterisi: Zilli Şıh

Banu Çakmak

Kıssadan çıkardığı hisselerle, sürçü lisan ettiği için af dilemesiyle hepimiz için tanıdık, sıcak, yakın bir tiyatro biçimidir meddah gösterileri… Toplumsal bilinçaltımızda kodlanmış bir seyir alışkanlığının, geleneksel tiyatromuzun vazgeçilmez öğesidir meddahlar. Türk seyircisini salonlara en çok toplayan, ona en fazla seyir zevki yaşatan oyunlarda bir parça da olsa geleneksel tiyatromuzdan, onun önemli bir türü olan meddahlıktan izler bulunması tesadüf olmasa gerek. Hal böyle olunca, seyirciyle tiyatroyu buluşturma çabaları içinde batılılaşmayla beraber bir yana bıraktığımız geleneksel tiyatromuzla biraz daha yakından ilişki kurma gereği ortaya çıkıyor.

Son dönemlerde böyle bir çabanın ürünü olarak sahne alan önemli bir oyunla karşılaşıyoruz: Zilli Şıh… Haşmet Zeybek’in yazdığı, Nurhan Tekerek’in oynadığı ve yönettiği oyun, çeşitli yerlerde sahne alıyor. Bursa Mudanya’da Cafe Shot adlı bir kafede ve İstanbul Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi Ruhi Su Salonu’nda söz konusu oyunu iki kez izleme fırsatı yakaladım. Meddahlık geleneğinin çağdaş tiyatro içinde ustaca kullanıldığı, sıcak ve samimi, seyirciyi saran ve keyif veren bir gösterimle karşılaştım. Kuşkusuz bunda metni kaleme alan yazarın ustalığı, geleneksel tiyatromuzla hesaplaşma biçimi ve geleneksel tiyatromuz konusunda uzmanlaşmış bir profesörün metinle kurduğu bağ, ona can verme konusundaki yetkinliğinin büyük rolü var.

Bu noktada meddahlıktan biraz söz açmak gerek. Çoğumuzun bildiği gibi Osmanlı’da, henüz televizyon gibi modern çağın eğlenme, oyalanma araçlarının olmadığı yüzyıllarda karşımıza çıkan meddahlar, kahvelerde hikayeler anlatarak, halkın akşamları keyifli vakit geçirmesini sağlayan insanlardı. Meddah, anlattığı hikayedeki her kişiye can verir, onları kendi oynar, araya şarkılar, şiirler yerleştirir, dekorsuz bir ortamda oynar, aksesuar olarak sadece değnek ve mendil kullanırdı. Yeri geldiğinde gösteriye seyirci de katılırdı. Kanavası belli olan hikayenin içeriği doğaçlama olarak doldurulur, çeşitlenirdi ve hikaye en can alıcı noktasında kesilerek bir sonraki gösteri için seyircinin gelmesi garanti edilirdi. Bu haliyle meddahlık halk için eşi bulunmaz bir eğlence aracıydı ama meddah anlattığı kıssadan çıkardığı hisseyle, eğlendirirken halka ders vermekten de geri durmazdı.

Bütün bunlar gösteriyor ki meddahlığın özü hikaye anlatmaya dayanır, meddahlık bir nevi hikaye anlatma sanatıdır. Tiyatronun en temel öğesi de hikayedir, seyirci tiyatroya her çağda, her toplumda bir hikayenin canlandırılışını izlemeye gelir. Seyirciyi yakalamak için öncelikle iyi bir hikayeye sahip olmak gerekir. Bu bağlamda denilebilir ki meddahlık tiyatronun temel öğesini odağa alan bir gösterimdir. Ayrıca hikayeyi birden çok kişi değil yalnızca bir kişi yani meddah anlatır, bir başka deyişle canlandırır. Böyle bir gösterimde seyircinin dikkatini ayakta tutmak, gösterimden kopmamasını, hikayeyi anlamasını, merakla izlemesini sağlamak benzersiz bir oyunculuk ve anlatım hünerini gerektirir. Bu bakımdan meddahlığın kendine özgü bir tarafı hatta zorluğu vardır demek yanlış olmaz.

Seyirciyi oyuna katılıma teşvik etmenin amaçlandığı, dekorsuz, aksesuarsız, diğer tüm sahne etmenlerinden arınmış bir saf tiyatro anlayışıyla beraber seyirciyi kuşatacak öykülerin arandığı ve doğaçlamanın yaratıcılığın temel düsturu sayıldığı günümüz tiyatrosuna, bütün bu özellikleriyle meddahlığın katacağı çok şey olduğu tartışılmaz bir gerçek. Dolayısıyla çağdaş tiyatroyu çok uzaklarda değil yakınımızda aramak gerek. Haşmet Zeybek’in yazdığı Zilli Şıh bu arayış için iyi bir model olarak yanı başımızda duruyor.

Zilli Şıh, öncelikle zengin, güçlü, dramatik kurgusu sağlam, iletisi açık bir hikaye içeriyor. Oyunda dini ve ahlaki anlamda üstün görülen, tapınılan bir Şıh’ın yaptığı türlü ahlaksızlıklar gözler önüne serilerek seyirciye görünenle yetinmemesi, gerçeği kavramak için her şeyi iyice araştırıp sorgulaması öğütleniyor; bir konuda kendinden kuşkusu olan insanın o konuda kendini eşsiz biri gibi sunduğu söyleniyor. Nitekim Zilli Şıh kendini dini bütün ve ahlaklı olarak tanıtırken mahalledeki Mırzık Abdi’nin Yosma Dulu’na cin kılığında tecavüz edip herkes uyuduğunda hırsızlık yapıyor ve hırsızlık suçundan kendi hariç her şüphelinin asılmasına da göz yumuyor. Buna koşut olarak Şıh’ın namus timsali karısı Safinaz’ın bakırcı ustasıyla, diğer eşleri Gülnaz ve Binnaz’ın da dilencilerle Şıh’ı aldattığı, bunu öğrenen Şıh’ın nasıl yıkıldığı gösteriliyor. Böylece oyunun asıl iletisi de şekilleniyor: “İtme elin kapısını elinin ucuyla o da iter kapını var gücüyle.” Bu doğrultuda hem görünenle yetinmemek gerektiği vurgulanıp daha da önemlisi seyirci için özetle “eden bulur” şeklinde bir hisse çıkarılıyor.

Bu doğrultuda Zilli Şıh’ın öyküsünün günümüz seyircisine söyleyeceği çok şey olduğu, çok güncel ve evrensel bir söylem taşıdığı kanaatindeyim. Bu söylem aslında daha girizgah bölümünde açık ediliyor, bu bölümde erdem kavramı ve aşırılıkların tartışıldığı yerde kendini en Müslüman, en solcu, en Kemalist olarak nitelendiren kişilere bir mim koyulması gerektiği, bu tür Kemalistleri mezarından çıksa Mustafa Kemal’in Kemalist, Karl Marx’ın Marksist olarak kabul etmeyeceği söyleniyor. Böylece Zilli Şıh’ın öyküsünün buluştuğu evrensel söylem kendini göstermiş oluyor. Bugün çevremiz her görüşün “aşırı” taşıyıcısı olan, bir yığın insanla doluyken, insanlar sahip olduğu bu “aşırı” görüşler nedeniyle birbirine kıymaktayken ve maskeler düştüğünde aslında insanların hiç de bu “aşırı” görüşlere uygun davranmadığı görülürken oyunun bize söyleyeceği çok şey olduğunu düşünmemek elde değil. Bu evrensel ve güncel söylem oyunda en güzel ifadesini “Sen sen ol bütün aşırılıkların altında bir şeyler ara, duydun mu bu sözleri araştır bakalım neymiş özleri.” sözleriyle buluyor.

Oyun meddah geleneğine uygun olarak akıcı bir dil ve kafiyeli sözlerle yazılmış. Bu seyretme ve dinleme zevkini kat kat artırıyor. Öte yandan aralara serpiştirilen şarkılarla hem seyircinin katılımı teşvik ediliyor hem de alacağı keyif arttırılıyor. Bütün bu özellikleriyle oyun metni, oyunun yönetmeni ve oyuncusu olan Nurhan Tekerek tarafından çok iyi alımlanmış ve yorumlanmış. Öncelikle oyunda kullanılan tek aksesuar bir tef… Tef gerektiği zaman kendi işleviyle kullanılıyor gerektiği zaman simitçinin tezgahı, bakırcının tepsisi gibi farklı aksesuarların yerini tutuyor. Dolayısıyla meddahın elindeki değnek ve mendil, bu gösterimde yerini tefe bırakıyor. Oyuncunun yorulduğu zaman soluklanacağı ya da oturarak canlandıracağı sahnelerde kullanacağı bir masa ve sandalyeden başka bir dekor yok. Gerek dut ağacı, gerek çarşı gerekse Şıh’ın evi anlatıyla birlikte seyircinin hayal gücünde canlandırılıyor. Oyunda Zilli Şıh, Şıh’ın dört karısı, üzümcü, bakırcı, dilenci, dut ağacını kesenler, Mırzık Abdi’nin Yosma Dulu ve sayısız esnafın her biri birbirinden ayrı jest, mimik ve ses tonuyla, çok farklı şekillerde canlandırılıyor. Öyle ki oyunu izlerken oyuncunun performansı ve enerjisi izleyicide şaşkınlık yaratıyor. Yine meddahlığın en önemli özelliği olarak, oyunda seyirciyle ilişki kurma yoluna sıklıkla başvuruluyor. Gerek şarkılarda gerek seyirciye sorulan sorularda seyirci, seyirci konumundan çıkıp adeta bir katılımcıya dönüşüyor. Bunun için oyuncu salonda seyirciyi sahneye davet ederken, kafede masa masa dolaşarak bunu bizzat yapıyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde gösterimden tam verim almak mümkün oluyor, seyirci sıkılmıyor, dikkatle izlediği öyküyü ve iletiyi anlıyor, gösterime katkı sağlıyor, en önemlisi de eğlenip keyif alıyor.

Burada vurgulanması gereken en önemli nokta Zilli Şıh oyunuyla birlikte Nurhan Tekerek’in ilk ve tek kadın meddah olması. Osmanlı’da meddahın hedef kitlesi olan halk yalnızca erkeklerden ibaretti. Tahmin edileceği gibi bu toplum yapısı içinde kadının akşamları değil erkeklerle beraber kahveye gidip oyun izlemesi, evden çıkması bile söz konusu olamazdı. Buna bağlı olarak Osmanlı’da meddahlar da asla kadın olamazdı. Ancak günümüz koşullarında oyuncunun da seyircinin de kadın olabilmesi dolayısıyla oyunun bir kadın meddah tarafından oynanması mümkün hale geliyor. Böylece alışılmışın dışına çıkmak, geleneği günümüz koşullarına taşımak ve bir kadın meddah olarak gösteri yapmak kuşkusuz radikal bir eylem. Bu yolla seyircinin meddahlık geleneği ve onun içine doğduğu erkek egemen yapıyla hesaplaşması da kuvvetle muhtemel. Buradan bakıldığında bu gösterim daha da önemli hale geliyor.

Aynı oyunu iki farklı mekanda, kafede ve sahnede izlediğim için son olarak bir karşılaştırma yapmam gerekirse, kafenin mekan olarak bu gösteri formuna daha uygun olduğu kanaatindeyim. Çünkü meddahlık kahvehanelerde icra edilen bir sanattı, bunun bugün mekan olarak karşılığı sahne değil kafelerdir. Ayrıca meddahlığın özündeki seyirciye yönelik katılım, beraber eğlenme özellikleri, seyirciyle oyuncuyu, seyir yeriyle gösterim yerini buluşturan bu ortamda daha kolay hayat buluyor. Oyunun Bursa Mudanya’daki kafe gösterimi sonbaharda açık havada yapıldığı için gösterim neredeyse sokağa taşınmış, yalnızca kafede oturanlar değil oradan geçenler de seyirci olmuş hatta sözel olarak gösterime katılmışlardı. Böylece izleyiciye tiyatronun ötesinde farklı bir deneyim sunuldu.

Sonuç olarak Zilli Şıh, hikayesi, iletisi, katılımcı yapısı, gösterim yerinin sahneyle sınırlı olmayışı, bir kadını meddah olarak karşımıza çıkarması, evrensel ve güncel göndermeleriyle kaynağını geleneksel tiyatromuzdan alıp hem nostaljik bir duygu yaratan hem de çağdaş kimliğe sahip bir meddah gösterisi önemli ve görülmeye değer bir örnek…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: