Tiyatro Sahnesinden Müzelik Eser Üretimine

21000121

[Hürriyet gazetesinden Ayçe Dİkmen, Hayrettin Arslanoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşinin bir bölümünü sizinle paylaşıyoruz]

Hayrettin Arslanoğlu, uzun yıllarını tiyatroya verirken ailesinden gelen el sanatları ve dekoratif özel eşya üretimini de sürdürmüş bir sanatçı. ‘Bütün çabam, bu topraklardan bize miras kalmış değerlere ayrım yapmadan, ötekileştirmeden dikkat çekebilmek. Ben Anadolu’yum, Hitit’im, Bizans’ım, Selçuklu’yum, Osmanlı’yım, Müslüman’ım, Atatürk’üm’ diyen Arslanoğlu, Osmanlı miğferlerinden, kaftanlara özel üretimler yaparken Ege de dahil futbol liginin kupalarını tasarlayarak ürün yelpazesini genişletmiş. Matrak Sanat adıyla ilk mağazasını Alaçatı’da açan Arslanoğlu’nun belgesel niteliğindeki ürünlerini www.matraksanat.com adlı sitesinden de görebilirsiniz.

– Sanatın birçok dalıyla temasınız olmuş ama ilki tiyatro galiba?
– 1968 yılı, 12 yaşında Dormen Tiyatrosu ile tanıştım, Oliver Twist’te profesyonel oyuncu oldum. Cemal Reşit Rey’in müzikalleriyle Galata’dan kanat takmış uçuyordum. Dünya tiyatro festivalleri o yaşta bir çocuk için inanılmaz deneyimlerdi. Bugün hala sürdürdüğüm tiyatro ve sevgisini onlara borçluyum. Sonrasında girdiğim Akbank Çocuk Tiyatrosu’da ise son 5’i sanat yönetmeni olmak üzere tas tamam 40’ncı yılı tamamladım.
– Kimlerle, hangi oyunları oynadınız?
– İlkokuldaki tek öğretmenime, Haldun Dormen, Erol Günaydın, Altan Erbulak, Füsun Erbulak, Göksel Kortay, Kerem Yılmazer, Zeynep Tedü, Hadi Çaman, Yüksel Gözen, Cahit Irgat, Kamuran Usluer, Alpay İzer, Nevra ve Metin Serezli gibi öğretmenler de ilave oldu. Dormen Tiyatrosu’nda Oliver Twist, Yaygara 70, Uy Balon Dünya, İstanbul Masalı ki bu oyun, İtalya ve İngiltere’de dünyü tiyatro festivallerine katıldı, İki Yanık Bir Alık, Baba Evinde Hayat, Otel Paradiso. Venüs Tiyatrosu’nda Bit Yeniği. Şan Tiyatrosu’nda Carmen. Tiyatro Kare’de aynı sahneyi paylaşmaktan gurur duyduğum, geçen yıl kaybettiğimiz büyük sanatçı Macide Tanır’la Müziksiz Evin Konukları’nı unutmam mümkün değil.

– Çocukluğunuz, gençliğiniz nasıl bir ortamda geçti?
– Çocukluğum Ermeni ve Rum komşularla harmanlanmış, cumbalı evli dar sokaklarıyla Aynalıçeşme, Sururi, Ömer Hayyam, Tarlabaşı’nda, özellikle Galata’yı keşfetmekle geçti. Okul dönüşü annemi bulamadığımda, ‘şimdi sen acıkmışsındır’ deyip Ermeni Madam’ın ayva reçelli ekmek ikramını, imece usulu hazırlanılan misafir karşılama hazırlıklarında bizimle çatal kaşıklarını paylaşan, salataya ‘yumurtadan yapılma civciv’i oturttuğunda beni çok şaşırtan Madam Marika’yı hiç unutamadım. İngiliz Sefareti’nin arka duvarlarına tırmanıp, Cumhuriyet Gazinosu’ndan bedava Zeki Müren bile seyrederdik. Herşey sahiciydi. Ömer Hayyam’daki manifaturacı Yahudi Sami amca, Balıkpazarı’nda sebzenin ve domatesin en turfandası, uskumrudan çiroz, yere vurdurduğumuzda yerden seken şimşir topaç, sarı yirmibeşlikle çalışan langırt makinası, 5 kuruşluk limonlu dondurma bile.
– Ailenizin şu an yaptığınız işe bir etkisi oldu mu?
– Ailemle Tepebaşı’nın bir kenarında sürdürdüğümüz hediyelik eşya üretimini, Beyazıt’a taşıdık. İşimizi çok büyüttüğümüzü düşünüyordum. Oysa yeni işyerimiz küçük bir han katından ibaretti. Beyazıt, Bakırcılar Çarşısı, Çarşıkapı, Sultan Ahmet, Kapalı Çarşı. Büyülenmiştim. Turistik ve hediyelik eşyanın, el sanatlarının kalbi buralarda atıyordu sanki. Hamallar, nakliye ambarları arı gibi çalışıyorlardı.

Söyleşinin devamı için aşağıdaki linki tıklayınız.

Hürriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: