İyi ki Tiyatro Var

Dikmen Gürün

Farkında mısınız, her köşeden her biçimde şiddet fışkırıyor? Meclis kürsüsünden, seçim alanlarından sokaklara kadar şiddetle iç içeyiz… Şiddet sadece eline palayı alıp sallamak ya da gazı karşındakinin gözüne sıkmak, kurşunu kafasına atmak ya da gündelik hayat içinde bıçaklamak, tecavüz etmek, futbol sahalarını birbirine katmak filan değil! Kadını TV kanallarından aşağılamak da şiddet, gençleri kan ve can düşmanı olarak bellemek de şiddet, her fırsatta sanatı ve sanatçıyı yıpratmaya çalışmak da şiddet… Çok ciddi biçimde incelenmesi gereken bir olaylar zinciri bu yaşananlar. Bir çelişkiler ülkesinde yaşıyoruz… Haktan, hukuktan, adaletten söz etmenin giderek zorlaştığı bir ülke. Öfke ve hınç üstüne kurulu bir düzende sevgisizliğin, saygısızlığın her fırsatta körüklenmesinin sonuçları bunlar… Nereden geldim bu konuya? Çünkü her gün içinde yaşıyoruz bu sevgisizliğin, bu şiddetin… Şu sıralarda oyun yazarı Edward Bond’un “Mektuplar”ını okuyorum. Tiyatro üstüne, siyaset üstüne düşüncelerini paylaşıyor. Bir yazışmalar zinciri… Yazılarında hep vurguladığı bilgiye karşı savaşan, cehaleti besleyen bir sistemde çöküşün önüne geçilmesi imkânsız. Tiyatro, bu gerçeklerin işlendiği mükemmel bir alan…

Tiyatroya geçmeden önce, nefret oklarının hedef gösterildiği bir sanatçıya, ülkesine tutkulu bir sanatçıya; Fazıl Say’a selam etmek isterim. O, bu ülkenin iftihar edilmesi gereken bir sanatçısı, ama bakınız ki dini değerlere hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada yine 10 ay hapis cezası yedi! 21 Eylül tarihli Cumhuriyet’te gerek Hilal Köse’nin haberi, gerekse Zeynep Oral’ın aynı gün ve de ertesinde Fazıl Say’la yaptığı etraflı konuşma bu “ucube” cezanın detaylarını veriyor. Ben bu cezanın Yargıtay’dan döneceğine inancımı yitirmeden kendisini “İstanbul Senfonisi” ile aldığı ECHO Ödülü nedeniyle kutluyorum.

Dış dünyada neler oynuyor

Bizde sezon yeni yeni kıpırdanıyor. Koşullar öyle… O nedenle biraz dış dünyada neler olup bitiyor ona göz atmak istedim. Geçen yıl gittiğim Ruhr Trienali bu yıl da yine Heiner Goebbels’in sanat direktörlüğünde devam ediyor. Goebbels “devamlılık” ilkesinden hareketle dünyanın yakından tanıdığı Robert Wilson, Anne Teresa De Keersmaeker, Romeo Castelluci, Robert LePage gibi sanatçılarının eserlerini sunuyor. Ayrıca, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yine çağdaş operaya el atıyor ve müzikli tiyatro olarak da bizim mekân sorunu nedeniyle Tiyatro Festivali’ne getiremediğimiz ve de Goebbels’in kendi işi olan “Strifters Dinge”, Duisburg’daki eski santral binasında bugün başlıyor. Işığın, sesin, video enstalasyonlarının oyuncunun yerini aldığı bir güzel olay…  Acaba bir gün bu kocaman şehre de böyle birkaç mekân nasip olacak mı? İngiliz Forced Entertainment grubunun çalışması “Son Macera” topluluğun kurulduğu 1984 yılından bu yana üstünde durduğu kent, kültür, medya kültürü gibi konulara odaklanıyor. Anlaşılan o ki Lübnanlı ses tasarımcısı Tarek Atou, bu çalışmanın köşe taşı.

Geçen yıl Emmanuel Demarcy-Mota’nın “Gergedan”ı ile Tiyatro Festivali’ne konuk olan Theatre de la Ville, 25 Eylül’de Christoph Marthaler’in yeni oyununu sunuyor. Eugene Ionesco, Hiroshi Sugimoto, Toshiki Okada (Japonlar hızla yayılıyorlar Batı dünyasında), Corneille, Yannis Ritsos, Robert Wilson, Balzac, Çehov, Shakespeareve Dante Demarcy-Mota’nın yönettiği Theatre de la Ville’in zengin repertuvarının dünyaları zengin yazarları, yorumcuları… Dünden bugünlere uzanan kıskanılası bir çeşitlilik çarpıyor göze… Demarcy-Mota, bilindiği gibi, aynı zamanda Paris Sonbahar Festivali’nin de direktörü 2013’ten itibaren. Programa bakıldığında her iki program arasında çakışma yok gibi. Sadece “Gergedan” tekrarlanıyor ve de Robert Wilson’un Berliner Ensemble için yaptığı “Peter Pan” bir Sonbahar Festivali etkinliği olarak Theatre de la Ville repertuvarında yerini alıyor. Bu arada Robert Wilson’un “Oturma Odaları (Living Rooms)” sergisi kasım ayından başlayarak Şubat 2014’e kadar Louvre’da yer alacak.

Yer kısıtlı. Diğer ülkelere uzanamadık, ama bizden iki olaya değinerek bitirmek istedim yazımı. Kumbaracı50 geçen hafta 15. yılını kutladı. Ekim başında Altfest 13 başlıyor. Alternatif sahnelerin bu ilk festivali Kadir Has Salon’da yapılacak açılışı 5 Ekim’de… Oyunlar, oyun sonrası tartışmalar çeşitli alternatif sahnelerin kendi salonlarında da sürecek bir hafta boyunca. Çok doğru bir girişim… Evet, her şeye rağmen tiyatro var ve iyi ki var bunca karanlık içinde parlak bir ışık olarak…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: