Yeni Sezonda Kocaeli Şehir Tiyatrosu… Canlı Maymun Lokantası

Pinterest LinkedIn Tumblr +

İhsan Ata

Kocaeli Şehir Tiyatrosu geçtiğimiz günlerde Güngör Dilmen’in “Canlı Maymun Lokantası” adlı oyunla 7. Sezonunu açtı. Geçen yıl yitirdiğimiz Dilmen’in doktora tezi olarak yazdığı oyun, Amerikalı bir petrol milyarderinin eşiyle birlikte çıktığı balayında canlı maymun beyni yemek için Hong Kong’daki bir restorana girmesiyle gelişen olaylar zincirinden oluşuyor. Murat Karasu’nun yönetiminde sahneye konan oyunun dekor tasarımında Ethem Özbora, kostüm tasarımında Başak Özdoğan, ışık tasarımında ise Yaşar Demirkıran görev alıyor.

Dilmen, öğrencilik yıllarında arkadaşlarıyla yemek kültürü üzerine sohbet ederken Çinli bir öğrencinin canlı maymun beynini anlatması, oyunun ana fikrini ortaya çıkarır. Böylece ortada kalmış kültür dejenerasyonuile Hong Kong’da beyin sömürüsüsomut bir şekilde ele alınır. Oyundaki her karakterin temsil ettiği bir eleştiri sistematiği var. Tüm karakterler somut bir biçimde (beyin sömürüsü-maymun beyni) sistem eleştirisi yapar.

Jonathan’ın bilinçli hali ama özellikle Bayan Jonathan’ın durumdan memnun hali, çizdiği şebek profili ve avcıyla işi pişirmesi, diğer taraftan Wong’un anlamlı teslimiyeti, kara sevdalı Lülü’nün vurdumduymazlığı,diğer çalışanların maddi kaygılar nedeniyle gösterdiği ilgisizlik ve avcının histerik durumlarıyla doğu-batı üzerinden batıyı eleştiren yazar diğer taraftan doğunun da çanak tuttuğundan yakınır.

Doğu-Batı karşılaştırmasında doyurulmaz açlıklarını canlı maymun beyni yeme noktasına kadar getiren Amerikalı çiftin karşısına koyduğu ilgisiz, çaresiz, vurdumduymaz ve histerik bir yapıda dengeyi sağlayan Lülü’nün gizemi müthiş bir matematik ile korunmasına karşın oyunu 10 yıl sonra tekrar ele alan yazar bu sorunun içinden çıktığını ya da çözmeye yönelik herhangi bir tutum sergilediğini söyleyemem.

Sonuç olarak Canlı Maymun Lokantası,(Halkevleri Genel Merkezi,1963, Şinasi Efendi Tiyatro Ödülü)karakterleri ve anlatımı açısından muhteşem bir denge içeriyor. Karakterler sistematik bir biçimde işlenmiş. Oyunun somut bakış açısı, aynı zamanda sağlanan metaforlar ve ironi… Tam bir diyalog kurma dersi! Yalnız iyi başlayan oyunların kaderi midir bilinmez metnin ilerleyen sahnelerde yani eylemlerin yerini söylemlere bıraktığı bölümlerde yazarın kimi sıkıntılar yaşadığını ve bir çıkmaza gittiğinive yine bir kafa karışıklığı yaşadığını da söylemeden geçmeyelim.

Gel gelelim oyunun sahneye yansıması aynı ölçüde başarıya ulaşamıyor ne yazık ki. Murat Karasu’nun sahneye koyduğu oyun başta yanlış kast seçimi nedeniyle daha ilk 10 dakikasından itibaren kendisini ele veriyor. Oyunun yapısına, işlenişine, dramaturgisine vesairesine nasıl yaklaştığı bilinmez ama klasik bir söylemle seyirciye geçmiyor. Oyunun ruhunu yakalayamadığı gözlemlenen Karasu, seyirciyi oyunun içerisine çekemiyor. Karakterlerin tam anlamıyla oturmadığı dahası karakterler arası bir iletişiminin olduğunu söylemekte neredeyse imkânsız. Dekor, kostüm, ışık, müzik vs. tüm yan etmenler maalesef rejinin gölgesinde kalmış.  Özetle, masa başı çalışmaların üzerinde pek durulmadığı, dramaturginin çok iyi işlenmediği, karakterlerin özüne inilmediği ve oyunun tam anlamıyla yönetmen tarafından çözümlenemediği, sahneye koyduğu oyundan açıkça görülüyor.

Dilmen’in çizdiği Bay Jonathan karakteri oyunun en güçlü karakteridir. Sokaklardan gelip yukarılara (maddi anlamda) tırmanan, duygusuz, kuralcı, sevimsiz ve çirkin petrol kralı rolünde Ozan Şahin’in asla hata kabul etmeyen, sahnenin taşıyıcısı konumundaki güçlü yorumu sahnede saat gibi işliyor.

Bayan Jonathan, anlayışlı hatta yer yer sevimli karşılanabilmesine karşın sığ ve tanıdık klişe bir tip olmasıyla kolay kavranabilmelidir. Klişelere çok yatkın bir rol olmasına rağmen kıl payı kurduğu denge, Ozan Şahin ile olan alışverişi ve bir an bile düşmeyen temposuyla Çiğdem Saruhan Benli, başarılı bir performans koyuyor ortaya.

Şüphesiz metnin marka karakteri, yoz ama sevimli Çoo’dan başkası değil. Bu karakterin bugün tatil yörelerinde yabancı turistleri avlamaya çalışan yurdumuz insanından hiçbir farkı yok aslında. Oyunun ekseninde yer alan Çoo karakterinde Engin Benli bu zorlu yorumu neşeli, delidolu, ironik yer yer acı ve alaycı tavrıyla tamda olması gerektiği biçimde sahneye taşıyor.

Sivri tırnaklar, ironi, acı, çaresizlik, vefa, şark kurnazlıklarıylayaratılan, Dilmen’in metinde anlam yüklediği belki de en önemli karakterlerden biri olan ve özel bir yere koyduğunu düşündüğüm Wong karakterinde yukarıda sıraladığım karakter dengesinin de en büyük kanıtıdır bana göre. Çoo’nun neşeli, alaycı, delidolu karakterini büyük ölçüde dengeliyor. Ahmet Yaşar Özveri’nin tıpkı Jonathan’lar da ki dengesi gibi Çoo ile kurduğu denge, (Tempolu-durağan) belli bir ritim ve aynı çizgide ilerleyen performansı sayesinde başarıya ulaşıyor.

Çoo’dan sonra en tempolu rollerden biri olan Garson rolüyle Aydın Sigalı, karakterin gerektirdiği tekinsiz, işbirlikçi ve düzeni sağlayıcılığı aynı zamanda sahneyi yöneten kişi olarak başarılı bir tempo koyuyor ortaya. Son olarak Lülü rolünde Meltem Özsavaş, tıpkı geçmişte yaşantısının Bayan Jonathan’ının ki gibi olduğunu söyleyerek verdiği ipucuyla kentsoylu karakteri gizemiyle beraber sırtlıyor.

Şık, sade ve zengin görünümlü tasarımıyla hem oyunun ruhuna hem oyuncularının rahat hareket etmesine imkân sağlayan oyunun dekor tasarımcısı Ethem Özbora’yı, karakterleri rahatlıkla yansıtan tasarımlarıyla kostüm tasarımcısı Başak Özdoğan’ı ve sade tasarımıyla oyuna büyük ölçüde katkı sağlayan ışık tasarımcısı Yaşar Demirkıran’ı kutluyorum.

Sonuç olarak iyi metin/sağlam kadro rejinin gölgesinde kalarak ne yazık ki başarıya ulaşamıyor.

Not: Oyunu 17 Kasım 2013 tarihinde Gebze-Osman Hamdi Bey sahnesinde saat 18.00’de izleyebilirsiniz. İletişim: 0.262.  644 81 96

Paylaş.

Yazar Hakkında

Yazarın bütün yazıları için tıklayınız:

Yanıtla