4. Yeşil Ekonomi ve Müşterekler Konferansında Telif Meselesi Ele Alındı

musterekler_konf_2013_buyukMimesis Haber / 16-17 Kasım tarihlerinde Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından düzenlenen 4. Yeşil Ekonomi ve Müşterekler konferansı Cezayir toplantı salonunda gerçekleştirildi. Müşterekler kavramının ve müşterekleştirilme pratiklerinin tartışıldığı konferanstaki tartışma konularından bir tanesi de, fikri müşterekler ve telif hakları oldu. Konferansın alışılmamış müşterekler başlıklı oturumunda gündeme gelen fikri haklar konusu yeni müşterekler yaratılması bağlamında ele alındı.

Konferans üç oturumda gerçekleşti. Amerikalı aktivist David Bollier açılış konuşmasında müşterekler konusunun tartışılmasında ön açıcı olan bir kavramsal çerçeve çizdi. Müşterekleri “gelecek kuşaklara miras bırakmak istediğimiz her şey” şeklinde tanımlayan Boiller, bir şeyin kendi başına müşterek olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Müştereklere bakarken herkes tarafından erişilebilir olup olmadığına ve kullanım koşullarının nasıl düzenlendiğine bakılmalıdır dedi.

İlk oturumda temel müşterekler üzerinde duruldu. Bengi Akbulut, Stefo Benlisoy ve Ali Kerem Saysel’in katılımcı oldukları oturumda, müşterekler kavramının kendisi ve müşterekler nasıl yönetilecek sorusu ön plandaydı. Bengi Akbulut, müşterek olanın kullanımında kullanıcı grubun yapısının önemine dikkat çekti. Grubun eşitsiz olması durumunda kullanımın da eşitsiz olacağını, dolayısıyla müşterekleştirme pratiği içinde kullanıcı grubun sosyal ilişkilerinde yeni bir düzenlemenin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Stefo Benlisoy, kapitalizmin tarihsel gelişimi içinde müştereklerin çitlenmesinin sermaye birikimi için kaçınılmaz olduğundan ve müşterekleştirme hareketinin sermayenin total saldırısına karşı bir direniş olarak ortaya çıktığından bahsetti. Ali Kerem Saysel ise müşterekler nasıl kullanılacak sorusuna karşı katılımcı ekonomi modelini ortaya koydu. Müştereklerin nasıl yönetileceği sorusunun kapitalizme alternatif kurumlarca tartışılmasının önemini vurgularken, müşterekleri yukarıdan aşağıya talep etmenin yanında aşağıdan yukarıya inşa etmenin gerekliliğinin altını çizdi.

Öğleden sonra gerçekleşen ikinci oturumda ise yeni müşterekler nasıl yaratılacak sorusu ön plandaydı. Korsan Parti Hareketi’nden Serhat Koç, Korsan hareketi içinde bir bilginin, sanatsal ürünün herkes tarafından erişilebilir olması iddiası ile hareket ettiklerini vurguladı. Burada temel olarak her koşulda bedava erişimi savunmadıklarını ancak aracı kurumlar vasıtasıyla talep edilen telif ücretine karşı olunmasını savunduklarının altını çizdi. MÜ-YAP genel sekreteri Ahmet Asena telif tartışmasına dair; MÜ-YAP olarak bir amatör grubun şenliğinde kullanılacak, telif hakkı kendilerinde olan ürünlerden para talep etmeyeceklerken; bu şenliğin düzenleyicileri arasına örneğin Coca Cola gibi bir kurumun dahil olması durumunda telif doğacağını iddia etti. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’ndan Elif Karaman konuşmasında amatör tiyatrolar telifi tartışıyor kampanyasında yürütülen tartışmaları anlattı. Amatör tiyatroların, “acemi” yaftalamasından ziyade, bireysel maddi kazanç amacı gütmeyen bireylerin oluşturduğu tiyatrolar olduğunun altını çizerken, telif kampanyasında temel olarak eğitim araştırma faaliyeti yürütme iddiasıyla çalışan üniversite tiyatrolarının, bir ajans tarafından gündeme getirilen telif talebini kabul etmediklerini vurguladı. Kar amacı gütmeyen ve metinleri hem tiyatro alanında kendini geliştirmek, hem de bu gelişimi çevresine yayabilmek amacıyla ele alan üniversite tiyatrolarının, tiyatro metinleri ile kuracakları ilişkinin bir müşterekleştirme pratiği dahilinde nasıl düzenlenebileceğine dair tartışma yürütmenin gerekliliğini vurguladı. Sunumlardan sonra yürütülen tartışma bölümünde ise katılımcılar “sanatçılar nasıl para kazanacaklar”, “telif ortadan kalktığında üretim kalitesi etkilenmez mi” gibi sorular ortaya koydular. Telif kanununun sanatçıyı koruduğu fikrine karşı olarak, kanundan yararlanan sanatçıların sadece bu kanundan yararlanma şansına sahip “belli” sanatçılar olduğu gündeme geldi. Telif, sansür ve devletin gözetim kanununun birbiriyle çok bağlantılı şekilde işletildiği vurgulandı.

Son oturumda ise kentsel müşterekler başlığında konuşan Begüm Özden Fırat müşterekler siyasetinin, içinde neleri barındırdığına değindi. Müşterek alanın kolektif pratikle ortaya çıktığını, eşitsizlik barındıran kamusal mekanın müşterekleştirme pratikleriyle müşterek haline geldiğini açıkladı ve mekan üzerindeki müşterekleştirme pratiklerin yeni toplumsal ilişkiler üretmek demek olduğunu ekledi.

Konferansın sonunda doğal kaynaklar açısından müşterekleştirme pratikleri konusunda yazılanlar daha açıkken, fikri müşterekler ve mekan konusunun daha fazla tartışma doğduğu görüldü. Kavramsal çerçeveye dair tartışma yürütmenin yanında, yeni müşterekler yaratma konusunda aktivizm gösteren çalışmaların gündemleşmesinin önemine dikkat çekildi.  Bu anlamda Zumbara Platformu, Korsan Parti girişimi, Amatör Tiyatrolar Telifi Tartışıyor kampanyası gibi tartışma ve girişimlerin, müşterekleştirme pratiklerinin gündelik hayatta nasıl yürütüldüğüne dair somut örnekler teşkil etmeleri açısından dikkate alınmalarının gerekliliği vurgulandı. Müşterekleştirme pratiklerinin kavramsal olarak barındırdıkları pek çok tartışmanın ancak gündelik hayatta bu pratikleri inşa etmeye çalışan öznelerin deneyimleriyle zenginleşeceğinin altı çizildi.

Dila Okuş / Mimesis

Yorum


işlemi tamamlayınız: