“Bu Daha Başlangıç” Sayılır

Bahar Çuhadar

İlk adımlarını ‘in-yer-face’ örnekleriyle veren alternatif/bağımsız ekipler son iki senedir durdurak demeden kendi metinlerini üretiyor. Yerli tekstlerin ilk örneklerindeki temel sıkıntı –ilk ürünlerini veren yerli sinemacılara da sık getirilen bir eleştiri olan- tek nefeste çok fazla şey anlatma çabasıydı. Aile içi şiddet, ensest, askerlik travmaları, eşcinsellik, işsizlik gibi onlarca sorunun tek bir tekste sıkıştırıldığı ilk dönem oyunlar geride kaldı.

Artık daha sakin bir tonda yazılmış metinler, yoğunlaştıkları mevzuyu daha iyi netleyen oyunlar görüyoruz. Şu ara karşımıza çıkanlarsa çoklukla; kentli, orta sınıf, yerli insan öyküleri ve onların sınıflarından, seçimlerinden kaynaklanan ahlaki, vicdani çıkmazları.

Sami Berat Marçalı, uzunca süredir takip ettiğim, seyircilerin artık iyi tanıdığı genç bir tiyatro insanı. İkincikat’ın kurucu ekibinden, yönetmen ve yazar olarak sürekli üretim halinde. Son işlerinden ‘Altı Buçuk’, yine İkincikat kurucularından Eyüp Emre Uçaray’ın yönetmenliğinde, ekibin yeni mekânı İkincikat-Karaköy’de sahneleniyor. Sahnede Emre Yetim, Aziz Caner İnan, Efe Tunçer, Şebnem Hassanisoughi, Fatih Dönmez ve Berrak Kuş var. Beş ayrı episodla, ilişkilerin ve öykünün oyun tamamlanınca çözüldüğü, sürprizli bir metin kurgulamış Marçalı. Sade bir sahneleme (yeri kaplayan toprak, tasarımın en yaratıcı yönü) ve doğal oyunculuklarla bugünden, bu kentten; sokakta, işyerinde, okulda karşılaşabileceğimiz sıradan insanların hayatından geçip giden bir vicdan(sızlık) öyküsü anlatıyor. Şehirli insanın kendini ‘pislikten’ sıyırma ve temiz kalma çabasındaki kaypaklığına ve başkalarının sınırlarını fütursuzca ihlal edebilme cüretine dair küçük, naif bir öykü. Lakin sahnede olan biten, seyirciyi daha derin bir yerden çarpabilse, çok daha güçlü bir oyun olabilecekmiş.

Hikâyenin odağındaki genç kadının karakter hatları daha belirgin çizilse; genç kadınla sevgilisi arasında geçen, oyunun omurgasını oluşturan episod, hem oyunculuk hem reji anlamında daha vurucu bir dille sahnelense seyirci de daha sahici bir ‘utanç’ yaşayabilecek. Oyunculuk ve reji açısından; ‘morg sahnesindeki’ dinamizm diğer episodlara sirayet edebilse, oyunun genel enerjisi de yükselecek.

‘Altı Buçuk’ bu anlamda, genç yazarların geldiği noktaya; artıları ve eksileriyle iyi bir örnek. Fazlalıklarından arınmış, sürprizli, kılçıksız, özgün ama biraz daha derinlik kazanmaya ihtiyaç duyan bir tekst. Yerli yazarların yolculuğunun takip etmeye değer olduğunun da iyi bir göstergesi.

‘Altı Buçuk’, 21 ve 29 Kasım saat 20.00’de İkincikat-Karaköy’de.

Hâlâ izlemediyseniz

Sezon benim için “Ne izleyelim?” sorularıyla açıldı. Ve tabii her sene tekrarlanan –ama gerçekleştiğine pek az tanık olabildiğim- “Bu sezon tiyatroya başlıyorum. Ayda en az iki oyun!” cümleleriyle. Geçen sezonlardan süren ve hâlâ görme şansınız varken, “Ben olsam kaçırmazdım” diyeceğim oyunları not edeyim. Arkası gelecek….

– Sessizlik – İstanbul Devlet Tiyatrosu

– Hakiki Gala – Tiyatro TEM

– Babamın Cesetleri – Krek

– Parti – Ekip Tiyatrosu

– Metot – Semaver Kumpanya

– Öldün, Duydun mu – Altıdan Sonra Tiyatro

– İz – Galata Perform

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: