Müjdat Gezen’in İfade Özgürlüğü

Geçtiğimiz günlerde ifade özgürlüğü skandallarımıza bir yenisini daha ekledik. Böylece tiyatro tarihimizdeki trajikomik vakaların arasına bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Olay kısaca şöyle:

M. Gezen bir televizyon programında seçimler öncesi yapılan anketlerde AKP’nin oy oranının % 50 çıktığını öğrenince “Aziz Nesin’in kriterlerine göre %60 çıkmalıydı” demişti. Bu sözlerden dolayı hakkında AKP’ye oy verenleri aptal olmakla itham ettiği iddiasıyla bir dava açıldı. Davayı açanlar arasında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da vardı.

Sonuç: M. Gezen 15 kişiye, toplam 60 bin lira tazminat ödemeye mahkûm edildi. M. Gezen bu davayı AİHM’e taşıyacağını belirtirken “mağdurlardan” Bakan Suat Kılıç tazminattan elde ettiği parayı Hakkarili öğrencilerin İstanbul gezisi masrafları için kullanacağını açıkladı.

Konuyla ilgili medyada yer alan haberlere buradan ulaşabilirsiniz.

M. Gezen’in “Aziz Nesin kriterleri” derken neye gönderme yaptığı herkesin malumu… A. Nesin’in en az ismi kadar bilinen hatta aydın duruşuna dair ününün de önüne geçen bu sözlerini uzun uzadıya açıklamaya gerek yok… Kendisinin meşhur sözlerini 1992 yılında yapılan bir söyleşide ifade ettiği bilinir. Elbette, insanları aşağılamak için değil daha ziyade siyasi ve ekonomik geri kalmışlığın/kaldırılmışlığın çarpıcı bir şekilde ifadesi için bu sözleri söylemişti. Bu konuda akıl yürütmek pek zor olmasa gerek.

M. Gezen ise “A. Nesin kriterlerine göre” söylemiyle aslında kamuoyunda genelde yaygın bir alay ifadesini kullanmaktan başka bir şey yapmıyor. Seçim yahut referandum sonraları sosyal medyada bu “kriterlerle” akraba olabilecek çokça alay yollu kınamanın ve rahatsızlığın ifade edildiğine hepimiz şahit oluyoruz. Yani M. Gezen’in mizah kapsamı içine aldığı bu sözlerinin pek de yaratıcı olmadığını da itiraf etmek gerekiyor…

Şimdi sormak gerekiyor: Görüşlerini beğenelim ya da beğenmeyelim, M. Gezen’i bu sözlerinden dolayı cezaya çarptırmak ifade özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmiyor mu? Yoksa devlet büyüklerinin ifade özgürlüğünden anladığı başka bir şey mi? Örneğin şöyle bir şey: AİHM’de, Bolu’da yerel bir gazetenin DTP yöneticilerini ölümle tehdit eden yazısı Adalet Bakanlığınca ifade özgürlüğü olarak savunulmuş. Bu akıllara ziyan olayı Radikal gazetesinden öğrendik. Böyle olunca ifade özgürlüğü, “öbür türlü” olunca hakaret mi oluyor? İlginç…

Yorum


işlemi tamamlayınız: