Butik Tiyatrolardan Butik Otellere

Bahar Çuhadar

Geçen aylarda The Independent’ta rastladığım haber, İngiliz Fringe tiyatroların kapanma tehdidi altında olduğunu duyuruyordu. İngiliz tiyatrosuna kan nakli yapan bu ‘yeraltı tiyatrolarının’ küçük mekânlarının önünde, ‘artan kira bedelleri’ sorunu hasıl olmuştu. Mülk sahipleri, emlak piyasasının yükselmesi üzerine bina ve arsalarını satışa çıkarınca tiyatrolar için tehlike çanları çalar olmuş.

İstanbul’un tiyatro dünyasına belli bir yakınlıkta olan herkes, haberin buralar için anlamını tahmin edecektir. Malum, son yıllarda onlarca genç ekip kıt kanaat imkânlarla Beyoğlu’nun apartman dairelerinde, Mecidiyeköy’ün eski bilardo salonlarında tiyatro mekânları yarattı. Bugün 100’den fazla bağımsız topluluk her akşam seyirci karşısında.

Fringe’in izinde özgün dilini yaratan yerli toplulukların mekânları da ‘dönüşümden’ nasibini almakta. Tıpkı diğer metropollerdeki gibi İstanbul’un kıymetli alanları da turizm/finans merkezi olarak biçimlendiriliyor. Ve ne yazık ki belediyelerin ajandasında kültür-sanatın yeri o kadar da merkezde değil. Bizde ‘kültür merkezi’ biraz da nikâh salonu, bal-arıcılık fuarı, tıp kongresi falan demek. Haliyle şehir yönetiminden artan kültür üretimini sırtlayacak; bağımsız filmleri başköşeye oturtan sinema salonları, irili ufaklı tiyatro salonları ve sosyalleşme, atölye vs alanlarını da içeren kültür-sanat yapıları bekleme saflığı yapmıyoruz. Hayata geçmemiş projelerden ve ‘polislerin top sahasına’ dönüşen AKM’den de dilimiz yeterince yandı.

Beyoğlu apartmanları şık otellere dönüşürken o binalardaki tiyatrolara da yol görünür oldu. Felaket tellalı olmak istemem ama Londra’yla kader birliği yapmaya aday onlarca mekânımız var. Şimdilik kötü haberler arasında; Beyoğlu Terminal’in bulunduğu apartman ile Oyuncular Tiyatro Kahve’nin meskeni Rumeli Han’ın otele dönüşecek olması var. Bu ikisi kapandı bile. İstiklal Caddesi’ndeki ikincikat da buraya veda etmek üzere. (Olivia Han da otel olacakmış.) Ferhan Şensoy’un yıktırmamak için her mücadeleyi vereceğine emin olsam da sıranın Ses Tiyatrosu’nu da barındıran Halep Pasajı’na gelmeyeceğini kimse garanti edemez.

Sayıları durmadan artan topluluklar seyirciyle nerede buluşacak? Çoğunun teknik-lojistik ihtiyaçlarını karşılayabileceği sabit mekânları zaten yok. Bir tiyatrocu tanış dikkat çekti: Yeni butik tiyatro açmak zorlaşıyor. Herhangi bir daireyi tiyatro yapmak mümkün değil; eski Beyoğlu apartmanlarının yüksek tavanları olmazsa olmaz. Beyoğlu oteller bölgesi olurken burada yeni tiyatro açmak daha zor…

Manzaranın güneşli köşesi de var. ikincikat, Aznavur Pasajı’nda sekizincikat’ta ve ‘ikincikat-Karaköy’de; istanbulimpro Kadıköy Terminal’de karşılıyor seyircisini. Moda Sahnesi ile yeni bir tiyatro-sinema vahası yaratıldı. Yazıyı tersten kurup, “İstanbul yepyeni sahnelerle doluyor” demek de mümkündü. Gelgelelim kazın ayağı sıkıntılı. Seyircinin Beyoğlu’nda yoğunlaşması, gezici grupların depolarının olmaması gibi sorunlar güncelliğini koruyor. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin büyük salon eksikliği yüzünden daha az yabancı yapımı misafir edebilmesi apayrı konu…

Yaşam alanlarımızın kültür-sanat ayağını sağlamlaştırmak için uyanık olup, yerel yönetici adaylarının kültür-sanat vaatlerinin altını doldurma konusunda talepkâr olmanın vaktidir. Ve tabii ‘kentsel dönüşüm rantıyla’ mücadele ederken, kültür-sanat alanlarını da akılda tutmanın… ‘Kente sahip çıkmak için’ 22 Aralık’ta Kadıköy’deki kalabalığa karışmak da hiç fena fikir değil.

Yazının tamamı Istanbul Art News’in aralık sayısında yayımlandı.

Radikal 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: