Gezi’den Önce Olsaydı

Bahar Çuhadar

DOT’un en yenisi ‘Makas Oyunları’, üç yıl önce İngiltere’de Emma Callander ve Hannah Price’ın çağrısının bir parçası. Mealen, “Brecht ve Boal iyi hoş ama peki bugünün politik gündemine sahnelerden nasıl yanıt verebiliriz?” sorusu sonucunda ‘Theatre Uncut’ı yaratıyorlar. Niyet; Britanya hükümetince sağlık, eğitim, sanat alanlarındaki bütçe kesintilerine ve dünyanın her yerindeki demokrasi, özgürlük, bireysel haklar konulu sorunlara teatral yanıtlar vermek. Proje yeni oyunlar ve yazarlarla sürerken, bizim bu protest oyunlarla tanışmamıza DOT vesile oluyor.

‘Makas Oyunları 1’, DOT’un Mark Ravenhill imzalı ‘Vur Yağmala Yeniden’ serisini anımsatan bir konseptte. 90 dakikada dört kısa oyun izliyoruz. ‘Şişman Adam’ (Anders Lustgarten), ‘Bazı Şeyler Çok Saçma’ (Dennis Kelly), ‘Pankart’ (Mark Ravenhill) ve ‘Hassas’ (David Greig) neoliberal politikaların silindir etkisi yapan uygulamaları altında nefes almaya çalışan insanlara dair açık anlatılar. Seri; bir ‘İktisada Giriş’ dersi hocasının öğrencilerine yaptığı eğlenceli sunum havasındaki, Serkan Salihoğlu’nun yönettiği ‘Şişman Adam’ ile açılıyor. Tuğrul Tülek yönetimindeki ‘Bazı Şeyler Çok Saçma’da devletlerin, akıl sınırlarını zorlayan güvenlik politikaları; Salihoğlu’nun yönettiği ‘Pankart’ta sürreel bir an yaşayıp günümüzden 50’lerdeki öğrenci hareketine uzanan bir üniversitelinin direnişe dair yaşadığı içsel hesaplaşmaya tanık oluyoruz. Murat Daltaban yönetimindeki ‘Hassas’ta kesintiler sonucu kapatılacak akıl hastalıkları kliniğinden bir genç adamla tanışıyoruz. Tıpkı Arap Baharı’nın fitilini yakan o Tunuslu genç gibi, bu yalnız adam da hükümetin kararlarına karşı gerekirse bedenini siper etmek niyetinde…

İbrahim Selim, Enis Arıkan, Pınar Töre, Deniz Türkali, Elvin Aydoğdu, Su Olgaç, Tuğçe Altuğ, Can Şıkyıldız ve Tuğrul Tülek’ten oluşan oyuncu kadrosunda performanslar DOT’ta alıştığımız gibi, standartların üzerinde. Farklı renk ve katlardaki platform, oyunların rejisine de oyuncularına da hareket katıyor. Oyunlar seyirciyi de dahil ederek akıyor, protest tavrın dozunu gittikçe arttırarak…

Evet, direniş, mücadele, itiraz etme vs. ağırlıklı tekstler bize dair de çok şey söylüyor. Lakin benzer işlerde hissedilen tıkanıklık ‘Makas Oyunları 1’ için de geçerli: İzlerken içimizde politik duruma dair belirmesi öngörülen tepki bir türlü uyanmıyor. Ne ‘Şişman Adam’ın heyecanla verdiği örnekler bizi sosyal eşitsizliğe karşı yeterince öfkelendiriyor; ne de Jack’in salonla birlikte “Her şey bombok, değişim şart!” diye bağırması seyirciyi ikna edebiliyor. Oyunlardaki didaktik tonun iticiliği de cabası. ‘Vur, Yağmala, Yeniden’ ile kıyaslamak pek makul olmasa da bu iki kısa oyunlar serisi arasında bariz bir ‘inandırıcılık/etkileyicilik’ farkı var. Sebep muhtemel ki şehirli, orta sınıf ayaklanmasının nasıl bir şey olduğunu saçımızda biriken gazdan ayaklarımızdaki sızıya birebir hissetmiş olmamız. ‘Theatre Uncut/Makas Oyunları 1’ neoliberal politikalara sahneden verilmiş zekice bir global yanıt yine de. Ama Gezi’den sonra tiyatrodaki bazı temsillere bakışımız da değişti şüphesiz. En azından benim için öyle…

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: