‘Hık Deyici’ Padişah Efendimiz(!)in ‘Pık Deyicisi’ Aslan Bakanım

Üstün Akmen

Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, 2014 yılı Plan ve Bütçe Komisyonunda “Devlet ve sanat üretimi ilişkisi” ile ilgili yaptığı açıklamada, şu anda yürürlükte bulunan 5441 sayılı Devlet Tiyatroları Kuruluş Yasası’nı “…. elimizdeki devlet-sanat-üretici ilişkisi ilkel ve modası geçmiş bir ilişkidir” sözleriyle tanımlamış, modelin Rusya’da 1995 yılında terk edildiğini, bu gün sadece Çin’de uygulandığını anlatmış.

Basına yansıyan bu ve benzeri açıklamalar, AKP’nin sanat alanına yeni bir düzen getirmesi amacıyla hazırladığı “Türkiye Sanat Kurumu ve Sanatın Desteklenmesi Hakkında Yasa”nın çıkarılacağı sinyallerini vermekte ve ben bu yazıyı klavyede tıkırdatmak üzere bilgisayarımın başına oturduğumda, sahne sanatlarının yok edilmesi karşısındaki tedirginliğim sinir uçlarımın en tepesinde.

Tepetaklak Edilen Özerk Sanat Konseyi Yapılanması

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği gibi, TOBAV gibi, Sanatçılar Birliği oluşumu gibi kuruluşların, dünyanın pek çok ülkesinde Devlet Tiyatroları benzeri ödenekli tiyatroların var olduğunu örnekleriyle açıklamaları, “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanının bilinçli “yok etme” tutumunu bugüne değin ne yazık ki etkilemedi.

Sanat kurumları konusunda farklı uygulamalar olacağı kaygı ve korkumuz engellenemedi.

Engellenemediği gibi, bugün yıllarca savunmasını yaptığımız Özerk Sanat Konseyi yapılanması tepetaklak edilerek hiç de özerk olmayan bir sanat konseyi haline getirilmek istendi.

İşin gerçeği şu ki, “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanının sözleri, esasında “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in: “Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet tiyatro işletmez” buyuruşunu kaynak edindi.

İyi de, “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanı aslanıma, müsteşarları Almanya-Avusturya-Fransa üçlüsünde geçerli olan “devlete bağlı sanat kurumları”nın işleyiş mekanizmasından hiç mi söz etmedi?

Herhalde edilmedi!

‘Ulusal Konsey’

Zamanında yazdık, dedik ki: “Bre Cahiller, yahu etmeyin eylemeyin, sanat kurumlarının işletilmesi alanında ‘Kıta Avrupa’sı Modeli’nin tam aksine İngiliz Modeli’nde hükümet sanat kuruluşlarının patronajı ve işletilmesinde pay sahibi olmayıp, sadece ‘maddi destekçi’ rolünü üstlenir”.

Nuh dediler, peygamber demediler.

Şimdi, İngiliz Sanat Konseyi – Arts Council of England (ACE)”nin İngiltere’nin önemli sanat profesyonellerinin oluşturduğu 17 kişilik bir “Ulusal Konsey”i var ki bu da kurulması beklenen “Türkiye Sanat Kurulu”nun esin kaynağı.

ACE’nin bütçesi iki ana kalemden oluşmakta: Kültür Bakanlığı üzerinden gelen hükümet desteği ve İngiliz Piyango İdaresi gelirlerinden ayrılan pay.

ACE’nin 2010-11 dönemi faaliyet raporunda, hükümetin ACE üzerinden İngiltere’de sanata ayırdığı maddi desteğin rakamla ifadesi 439 milyon sterlin.

Piyango İdaresinden 180 milyon sterlin almışlar.

Türkiye Sanat Konseyinin gelir kalemleri arasındaysa genel bütçeden aktarılacak hazine yardımları, Başbakan tarafından ihtiyaca binaen diğer kaynaklardan yapılacak transferler, ayni ve nakdi bağış ve yardımlar, yapım ve yayın gelirleri sayılmış.

Dahası (getirin kulağınızı), harcama yönteminin “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!) tarafından belirleneceğini söyleyeyim.

Yetinmeyip, Türkiye Sanat Konseyini “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)’in “murakabe” edeceğini de kulağınıza üfleyivereyim.

E, daha ne diyeyim ben size ha, başka ne diyeyim?

‘Ahlaklı Oyun’ Kriteri

Bu “vahim” durumun yanı sıra, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yardım yapmaya uygun bulduğu tiyatrolara, ayrıca “ahlaklı oyun” kriteri getirildi. Bakanlığın, yardım yaptığı özel tiyatrolara, “Genel ahlak kurallarına uygun” oyun sahnelemeleri için protokol imzalama zorunluluğuysa tam anlamıyla “genel ahlak kuralları” garabetiydi. “Genel ahlaka uygun oyun sergilemeyen tiyatrolardan yardımın 15 gün içinde yasal faiziyle birlikte geri alınacağı da akla “Herhalde tiyatrolarda ahlak müfettişleri timi kurulacak(!)” ihtimalini getirdi.

Bakanlık protokolünde ayrıca tiyatrolardan, sahneleyecekleri oyunun metninin de isteneceği haberi ise ne yalan söyleyeyim gülüp geçilecek gibi değildi. “Hık deyici” Padişah Efendimiz(!)in “Pık deyicisi” Kültür ve Turizm Bakanı tiyatroların repertuarlarına aldıkları ya da alacakları eserlerin tekstlerini sahnelemeden önce gözleri gibi sakladıklarını, sakındıklarını bilmemekteydi.

Acaba telif ajanslarının başına da birer ahlak jandarması mı dikilecekti?

Uyan Ey Ehli Vatan

Bugüne gelindiğinde olayların halen sadece sessiz sedasız izlenmesi üzüntümüzü, ürküntümüzü daha da gerdi.

Oysa böyle giderse sıra sinemalara da gelecek.

Hiç kuşkum yok, konserler, operalar da engellenecek.

Balerinlerin kafalarına türban taktırılacak, ayak bileklerine kadar “tütü”ler giydirilecek.

Çallı’nın “Uzanan Çıplak”ı sansürlenecek, müzelerdeki cıbıl Kouros heykelleri depolara hapsedilecek.

Örneğin Livaneli’nin: “Odam kireçtir benim / Yüzüm güleçtir benim / Soyun da gir koynuma tenim ilaçtır benim” türküsünü söylemesi yasak edilecek.

Fazla söze gerek yok!

Bir gerçek var ki ülkeye kötü günler geliyor.

Gel gelelim, bu gelişe bu kere “elle gelen düğün bayram” denilemeyecek.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: