Sözsüz ve Büyüleyici Bir Masal

Bahar Çuhadar

Karadeniz doğasıyla, kültürüyle, insanıyla sürprizli bir coğrafya. Ne kadar derinden bakarsanız kendisine o kadar hayran bıraktıran cinsten. Karadeniz’in hırçınlığını, inatçılığını, sertliğini, komikliğini ve naifliğini tiyatro sahnesine taşımayı başarmış bir oyun prömiyer yaptı: ‘Çinka’.

Sahnede iki dansçı, bir müzisyen, bir ışık tasarımcısını buluşturan, yaratıcılarınca adına ‘müzik tiyatrosu’ denilen masalsı bir iş bu. ‘Masalsı’ ifadesi, sahne tasarımıyla yaratılan atmosferi tanımlamak için. Zira esasında yaptıkları; görsel ve işitsel çeşitliliğin tavan yaptığı Karadeniz’in gerçekliğini 60 dakikalık bir konseptle seyirciye getirmek.

Bölgenin yok olmakta olan seslerini, yerel dillerini, müziklerini toplayan Arhavili müzik araştırmacısı Birol Topaloğlu ile Altıdan Sonra Tiyatro ve Almanya’dan Theater an der Ruhr’un elbirliğiyle çıkan bir iş ‘Çinka’. Yiğit Sertdemir’in yönetiminde, sahnede İlyas Odman, Candan Seda Balaban ile enstrümanları & sesiyle Birol Topaloğlu’nun ve ışığa bizzat sahnede yön veren ışık tasarımcısı Yüksel Aymaz’ın olduğu, sözsüz, müzikli, danslı bir oyun. Altıdan Sonra’nın ilk örneğini ‘Dertsiz Oyun’la gösterdiği; performansçının bedeni, eylemi ve aksesuarlarla, sözsüz bir anlatı aktarmaya dayanan yeni form arayışının ürünü.

Karadeniz’in doğasını ve bölge insanının o doğayla nasıl başa çıktığını, sert koşullarda ne tür yaratıcılık kıvılcımları çaktıklarını; tarlada, dağda, yalnızken, beraberken, yaşarken ve ölürken nasıl bir akışın parçası olduklarını, doğayla nasıl bütünleştiklerini büyüleyici bir sahne atmosferi içinde sunuyorlar. Birol Topaloğlu’nun çaldığı tulum, çonguri, davul, kemençe, duduk; Aymaz’ın hayranlık uyandıran ışık kullanımı, son derece esnek bir çift beden, boy boy sepetler, püsküller ve birkaç sırık marifetiyle… Gölgeler, sisler, Karadeniz’in mitolojik figürlerinden orman perisi Çinka, içine girilen, tepesine tırmanılan, üstünde yuvarlanılan Karadeniz sepetleri; azgın bir dereyi aşmak için yardımcı olacak köprüye dönüşen sırıklar… Hepsi sözcüklere ihtiyaç duymadan, gerçeği aktaran bir masal sahnesi kurmanın mümkün olduğunun ispatı gibi.

Oyun büyüleyici etkisini birbirlerinden rol çalmayan öğelerin hepsinden birden alıyor. Birol Topaloğlu’nun müzikleri de Aymaz’ın ışık tasarımı da aksesuarların kullanım biçimleri de Odman ve Balaban’ın her bir ayak, bacak, kol, baş hareketi de rol sahibi, sonucun pürüzsüzlüğünde. Sanki biri olmasa ya da başka türlü olsaymış bu işitsel&görsel ve içsel kısa yolculuk bu kadar dingin ve bizi içine çekecek türde olmayacakmış.

‘Çinka’, ekibin Karadeniz’de yaptığı gözlem ve araştırmaların sonucunda çıkan bir iş. Bölgenin mitlerinden, müziklerinden, seslerinden, insanlarından kendilerine kalan Karadeniz’i anlatmak üzere koyulmuşlar işe. Hazırlık aşamasında niyetlerinin oyunu ‘oradaki doğaya dair hareket eden bir kartpostal olarak kurgulamak’ olduğundan bahsetmişlerdi. ‘Hareket eden kartpostal’ pek canlanmamıştı gözümde. ‘Çinka’yı izlerken anladım.

Sadece yeni bir sahneleme formu görmek için değil; beden&müzik&ı-şık&aksesuarın yaratıcı ve özenli harmanının boş bir sahneyi, nasıl da uzanıp dokunma hissi yaratan bir masal kitabı görselliğine bürüdüğüne tanıklık etmek için görülesi…

‘Çinka’ 23, 24 Aralık’ta 20.30’da Galata’daki D22’de.

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: