“Töre”nin Bitmeyen Çilesi…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

İhsan Ata

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz usta sanatçı Turgut Özakman’ın incelikli eseri Töre, 17 yıl aradan sonra tekrar Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda sahnelenmeye başladı. Birey olabilmenin önündeki en büyük engellerden biri olan sözde gelenek ve görenekler silsilesi, oyunda Karagiller ve Çolakgiller aileleri üzerinden anlatılıyor. Şakir Gürzumar’ın yönettiği oyunun dekor tasarımı Sertel Çetiner’e, kostüm tasarımı Nalan Türkoğlu’na, ışık tasarımı Cafer Yiğiter’e, müzikler ise Zülfü Livaneli’ye ait.

Özakman’ın 1985 yılında yakın tarihimize yönelttiği en çarpıcı oyunlarından biri olan ve ilk defa kırsal kesimi işlediği oyunda, ailedeki erkeklerin çoğunu yitirmiş sekiz kadının öyküsü anlatılır. Trajedinin katmanlı boyutunu gördüğümüz oyunda yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgi ustalıkla işlenir.

Kan davası, dünya tarihinin en ilkel davalarından biri. Ve sanırım sadece bizim ülkeye özgü bir geleneği var. Henüz dünya ölçeğinde yazılı kanunlar bile gerçek bir zemine oturtulmamışken bizim yazılı olmayan bu kanunumuz bugün en çok işlenen yasaların başında geliyor ne yazık ki.

1997 yılında açılan Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda ilk kez sahnelenen oyunun yönetmenliğini üstlenen Gürzumar, 17 yıl sonra ilk oyuna saygı niteliğinde “Töre”yi tekrar sahneye koyuyor. Yıl bugün 2014…

Aradan geçen 17 yılda dünya değişir, insanlar uzaya çıkar, tıpta devrimler olur ama nedense oyun formundan hiçbir şey kaybetmez. Klasik tiyatro anlayışını kendine görev edinen Gürzumar’ı geçen bu süreçte hala büyük oyunculuklarla oyunu klasik formda sahnelediği için hafızasını mı alkışlamalıyız, yoksa değişmeyen bu algı için hayıflanmalı mıyız açıkçası bilemedim. 17 yıl sonra oyunun neden tekrar sahnelendiği konusuna girmiyorum bile. Oyunun ayrıca T.C. Kültür Bakanlığı Ödülleri: En İyi Yönetmen ödülü alması, sanırım o yılların tiyatro algısını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Elbette 17 yıl önce sahnelenen oyunu izleme şansına sahip değildim. O zamanlar bu tür sahnelemelerin bana çok uzak olduğunu görüp tiyatroya hiç bulaşmayabilirdim. 97 yılında sahnelenen oyunun şayet bugün izlediğimiz oyundan bir farkı yoksa yönetmenin yeni tür sahneleme tekniklerine sıcak bakmadığını da söyleyebiliriz böylelikle.

Diğer taraftan dekor, müzik, ışık, metin evrensel bir dile ulaşırken sahneleme tekniğinin klasik kalması enteresan bir sentez oluşturmuş. Uzun yıllar sanat yönetmenliği, müdür gibi önemli görevlerde bulunan bir ustanın onca akım, kuram, repertuar görmesine karşın hala göstermeci tiyatro üslubunu benimsemesi bir tür “TÖRE sendromu” yaşadığını gösteriyor.

Sahneyi taşan büyük-kocaman, koca koca oyunculuklarla seyirciye ne mesaj vermeye çalışılır bir türlü anlayamıyorum. Özellikle Melih Düzenli ve Ahsen Gül Ever’i prova sürecinde izlemeyen yönetmeni ve onu uyarmayan arkadaşları adına da üzgünüm.

Kızgınken bağırmanın, heyecanlıyken titremenin, üzgünken yere bakmanın, Allah derken yukarı bakmanın, her söyleme bir eylem bulma hastalığının, seyirci sıkılır diye aksiyon hastalığına düşmenin, büyük beden hareketlerinin, ellerin, kolların, o tabureyi fırlatmanın, oturmanın, kalkmanın, yürümenin, durmanın, ayakları yere vurmanın, ses tonuyla vermeye çalışılan ajitasyonun, komik bir şey anlatırken gülmeye çalışmanın dayanılmaz çelişkileri dönem oyunları için bir kriter olmamalı ayrıca.

Buna rağmen oyun boyunca sahneden çıkmayan, abartıya kaçmayan doğal oyunculuğuyla Nene rolünde Eylem Tanrıver, müthiş bir performans sahneye koyarken Zühre rolünde genç bir kızın duygularını yetkin bir dille seyirciye geçirmeyi başaran çok ama çok naif bir üslupla karakterini çıkaran Çağla Buldak, yıldız gibi parlıyor oyunda.

Diğer rollerde Zeliha Çetinkaya, Aysel Yılmaz, Taylan Ertuğrul, Emel Pala, Senem Akman, Pınar Ünsal ve Talha Kaya gibi güzel, pırıl pırıl oyunculuklar ise ne yazık ki rejiye kurban veriliyor.

Rejiyle birlikte hareket eden, oyunun dokusuna zarar vermeden sade ama üzerine koymayan bir anlayışla ışıkları tasarlayan Cafer Yiğiter ve kostümleri tasarlayan Nalan Türkoğlu’nu genel olarak başarılı buldum. Oyunu çağdaş bir forma sokan ama klasik anlayışlada harmanlayarak metnin önüne geçmemeye özen gösteren Sertel Çetinerise teknik kadronun en başarılı ismi. Zülfü Livaneli’nin müzikleri de oyun içerisinde sırıtmıyor.

Özetle, klasik oyunların klasik formlarla sahnelenmesi artık eskisi kadar seyircide çok büyük etkiler yaratmıyor. Görsellik içi doldurulmadığı sürece eğreti kalıyor. Doğallığın tadına varamayan oyunlar başarıya ulaşamıyor. Ben aktörüm sevdasından da bir an önce kurtulmak gerekiyor. Büyük oynamakla oyunculuklar büyümüyor. Artık yeni sahneleme teknikleriyle seyircinin dimağını zorlayan, farklı hülyalara götüren farklı fikirler bularak yeni, özgün oyunlarla fark yaratabilmenin yolları aranması gerekiyor.

Yani uzun lafın kısası artık bizi bu çileden kurtarın…

(OYUNUN KÜNYESİ):

Töre

Yazan: Turgut Özakman

Yöneten: Şakir Gürzumar

Dekor Tasarımı: Sertel Çetiner

Kostüm Tasarımı: Nalan Türkoğlu

Işık Tasarımı: Cafer Yiğiter

Müzik: Zülfü Livaneli

Oynayanlar: Eylem Tanrıver, Zeliha Çetinkaya, Aysel Yılmaz, Melih Düzenli, Taylan Ertuğrul, Çağla Buldak, Emel Pala, Ahsen Gül Ever, Senem Akman, Pınar Ünsal, Talha Kaya

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: İhsan Ata

Yanıtla