Hıncal Uluç’un Yazısı

Geçen hafta, benden 4 yaş daha büyük olduğu için “eski nesil terbiye mucibi” ağabey saydığım Hıncal Uluç, Sabah’taki köşesinde “Yeni Türkiye’nin Eski Kültür Bakanına” başlıklı bir yazı yayımladı, ortaya  “Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ne olacak” sorusunu attı.
Hayli yararlı, bilinçaltlarımızı keskinleştirici bir yazıydı, ama bana göre eksik kalmıştı.
Örneğin,  Recebim Tayyibim, bundan tam dört yıl önce İstanbul Atatürk Kültür Merkezi  (AKM) konusundaki sessizliğini bozmuş, kafasında büyüttüğü projesini sadece Hıncal Uluç’a açıklamıştı (Sabah-23.09.2010).

O günün Başimamı, en iyisini bizler için kendisinin oluşturabileceğini müjdelemiş; hatta köşe yazarlarından da destek istemişti. Bağlayıcı hukuksal kararları aşabilmek için,  yargının da  anlayış sahibi olmasını ve önlerine engel çıkarmamasını “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” üslubu içinde talep etmişti.

TAKSİM MEYDANI MEYDANSIZ KALACAK

Recebim Tayyibimin Hıncal Uluç’a anlattıklarına göre, Taksim Meydanı’nda trafik yer altına alınacak, bu meydan tamamen yayalara açılacak, çok yetersiz AKM binası yıkılacaktı.
Mevcut oto park da yer altına ineceğinden otopark arsası da, bina arsasına eklenecek ve bir mimari yarışma ile İstanbul’a Taksim Meydanı ile bütünleşmiş, kent simgesi bir Atatürk Kültür Merkezi yapılacaktı.

AKM sadece temsil geceleri kapı açan değil, 24 saat canlı olan bir merkez olacaktı.
Başimam Recebim Tayyibim durumu Hıncal Uluç’a: “Şimdi bu planı gerçekleştirmek için kolları sıvamışken, mevcut binaya ‘tadilat’ diye, 70 milyon yatırmanın âlemi yok… Kazmayı vurduğumuz anda, iki yılda kapıları açarız” diye anlatmıştı.

Hıncal Uluç gibi deneyimli bir gazetecinin yürürlükteki hukuk kurallarına; (yukarıdan aşağıya) anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik ve tebliğleri iplemeyen bir başbakana nasıl kandığına inanamamıştım.

Derken, Taksim Meydanı’nda trafik yer altına alındı, giderek yeryüzünün “en sakil” meydanı yaratıldı. AKM bir anlamda Taksim Polis Karakolu halini aldı, polise toplu sahur yemeği verilen “büyükçe” bir yemekhane oldu.

AKM ON PARA ETMEZDİ, AMA…

Doğrusunu söylemek gerekirse AKM ana salonunun akustik rezaletinde Hıncal Ağabeyim ile hemfikirdim.
Küçük salonda konser izlenemediğinin de tanığıydım.

“Sadece bir asansörle çıkılan tavan arasında yapılan galeride sergi” felaketini de biliyordum.
AKM, Hıncal Uluç’un dediği gibi mimarisi ile de on para etmezdi, dış görünüşü de berbattı, putrel yığınıydı, hiç bir özelliği ve güzelliği yoktu.

Ammaaa…

Uluç’un, başbakanın “dil üstünde kaydırmacalar”ı karşısında bu denli saf davranmasına şaşmış kalmıştım.

İNANÇLARIMI YIKAN BİR DEVLET ADAMI

Çünkü Başbakana hiç mi hiç inanmıyordum. AKM binasının yıkılıp, mevcut otoparkın yer altına ineceğine, o arsanın da bina arsasına ekleneceğine ve bu alanda “kent simgesi” bir Atatürk Kültür Merkezi beklerken bırakın iki yeşil minareli cami inşaatını falan, AVM yapılacağını, içine de “ben yaptım oldu” usulü uyduruk bir saloncuk yapılacağını adım gibi biliyordum.
Bunun için 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul AKM’nin tadilini istemekte direndim.
Konuyla ilgili bir, üç, beş değil, galiba yirmiye yakın yazı yazdım.
Karar altına alındığı halde hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla AKM’nin neden hâlâ açılamadığını sorgulamayı sürdürdüm, hırsımdan yaşıma başıma aldırmadan AKM’yi işgale bile kalkıştım.

TADİLATTA ISRARCIYIM

5706 sayılı 11. Maddesi’nde belirtilen AKM’nin onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındayken ve o günlerde ben “Ajans nerede” diye sorarken Hıncal Uluç’un sessizliği karşısında ciddi anlamda üzülmüştüm.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç’i ısrarla sıkıştırırken Hıncal Uluç gibi bir gazetecinin beni desteklememiş olmasına doğrusu anlam verememiştim.

Sevgili Hıncal Ağabey’in betimlediği “istemezükçü”lerden asla olmadım, sadece Başimama inanmadım, dolayısıyla tadilatta ısrarcı oldum.

KÜLTÜR VARLIĞININ TAHRİP EDİLMESİ

Şimdi…
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezi’nin çürümeye bırakılmasını, bal gibi kültür varlığının tahrip edilmesi anlamına geldiğini Hıncal Uluç’un dikkate almasını diliyorum.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, dahası AKM için ayrılan 75 milyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını Hıncal Uluç tarafından da sorulup soruşturulmasını istiyorum.
Mademki olaya çanak tuttu, İstanbullular ve enayi medya “Atatürk Kültür Merkezi yıkılmaktan kurtuldu, Sabancı’nın inayetiyle restore edilecek” diye zilleri takıp çiki-çiki yaparken, Kültür Bakanlığı ile Sabancı arasındaki sözleşme metni nasıl allem edilip kallem edilerek yok edildi, “Eski Bakan”dan işte bunu sormasını rica ediyorum.
AKM’nin AKM-SA olmasından Güler Sabancı’yı kim vazgeçirdi bilmek hakkımdır diye düşünüyorum.
İster misiniz bu konuyu gelecek hafta da sürdüreyim?

Ben istiyorum.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: