Melih Cevdet’ten Bir Denge ve Geçiş Oyunu: İçerdekiler

Barış Yıldırım

İçeridekiler için bir dramaturgi girişimi

Bir A noktasından bir C noktasına geçilen B noktası olarak tanımlanabilecek geçiş süreçleri hem A’nın hem C’nin izlerini taşırlar fakat her ikisi de değildirler. Yine de egemen olarak A’yı terk, C’ye yerleşme eğilimini gösterirler, bu aradalık durumu B’ye kendi özgün karakterini verir.

Melih Cevdet Anday, ilk oyunu İçerdekiler’i 1965 yılında yazdığında birbirleriyle yakından ilişkili dört geçiş sürecinin ortasındaydı: Bireysel ve sanatsal yaşamında, ülkede ve düşünce dünyasında, dünya politikasında. Şimdi sondan başa, dolayısıyla genelde özele bakacağımız bu dört geçiş sürecinin sanatsal üslup ve düşünsel içerik olarak oyuna damgasını vurduğu öne sürülebilir.

Dünya politikası: İki sistem

İkinci paylaşım savaşının üzerinden 15-20 yıl geçmiştir. Bu dönem kapitalizm ile sosyalizm arasındaki kavganın kırılma noktası yaşadığı bir dönemdir. Bir yandan Hitler’i yenilgiye uğratan sosyalist sistemin etki alanı hâlâ canlıdır, fakat öte yandan sosyalizm giderek içine kapanmakta, dünya devrimleriyle bağlarını zayıflatmaktadır. Bu, deyim yerindeyse, Sovyet etkili bir devrimcilikten anti-emperyalist ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerine bir geçişi ifade eder.

Düşünce dünyası: Varoluşçuluk

Bu yıllar aynı zamanda Avrupa düşünce dünyasında yapısalcılığın doğduğu, fakat daha etkili olarak varoluşçu felsefenin Sartre ve Camus’nün kimliklerinde etkinlik kazandığı yıllardır. Sartre’ın Marx ve Heidegger gibi iki apayrı kaynaktan ortaya çıkardığı varoluşçuluğu da tam bir geçiş özelliği göstermektedir. Marksist felsefenin düşünce dünyasındaki etkinliği devam etmektedir fakat kapitalizm atağa geçmiştir; yalnızca uzay savaşında değil kültürel alanda da öne geçmeye çabalamaktadır.

Bu çabanın bileşenlerinden biri vurgunun politik alandan kişisel varoluş alanına kayıştır. Sartre’ın (ve politik vurgusu daha az, daha doğrusu sağ kamptan olmak üzere Camus’nün) gerçekçi tiyatronun konvansiyonlarıyla absürd durumlar üstüne kurduğu varoluşçu oyunları özellikle etkilidir. (Örneğin varoluşçuluğun ünlü “Cehennem başkasıdır” formülleştirmesi Sartre’ın felsefi bir metninden değil Bekleme Odası oyunundaki bir replikten alınmıştır.) Fakat Varoluşçuluğun asıl tiyatrosu bu varoluşçu yazar-filozofların oyunları değil Beckett ve diğerlerinin absürd tiyatrosu olacaktır; Anday’ın sonraki oyunları da daha çok bu damardan üretilecektir.

Türkiye: Devrimci savaşın arifesi

Dünyada ulusal ve toplumsal kurtuluş hareketleri yükselirken ülkede de 1961 askeri müdahalesinin yan etkisi olan görece özgürlük ortamı yerini yeniden keskin bir kutuplaşmaya bırakmıştır. Oyunun yazılmasından hemen sonra FKF/Dev-Genç geleneği ülkenin dört bir yanını saracak, 7 yıl sonra Mahir Çayan’lar vurulacak, Deniz Gezmiş’ler asılacaktır.

Kişisel yaşamı: Yasaklı bir yazar içe dönüyor

Melih Cevdet, 1965’te 50 yaşında önemli bir şairdir. Garip çıkalı 24 yıl, Yanyana çıkalı 9 yıl ve bu kitap komünizm propagandası yüzünden yasaklanalı 1 yıl olmuştur. Anday, 3 yıl önce Kolları Bağlı Odysseus’la birlikte daha kapalı ve düşünsel bir şiir diline yönelmiştir.

İçerikte özel bir insanlık durumu olan siyasi bağlamdan daha genel bir insanlık durumunu ifade eden soyut insani (dolayısıyla daha az politik) bağlama geçişe eşlik eden biçimsel boyutlar, halka yakın, güncel sorunlarla ilgili bir dilden daha seçkinci ve kapalı bir dile geçişti. Bu dönem aynı zamanda Anday’ın fikirlerinden dolayı bir işten bir işe dolaştığı, takma isimlerle para kazanmak için kalem oynatmak zorunda kaldığı zamanlardan yurtiçi ve yurtdışında önemli kurumsal görevlere getirildiği zamanlara bir geçişe de karşılık gelir.

Kavşaklarda bir oyun

Tüm bu geçişlerin oyunda nasıl yansıdığına bakacak olursak:

İçerdekiler’de dünya politikası bakımından henüz Sovyet tarzı “solculuğun” etkisi altındadır. Dolayısıyla geçişin bitiş değil başlangıç ucuna yakındır. Öğretmen bir bildiriyi yazıp dağıtma iddiasıyla tutuklanmıştır ve esas olarak eylem değil düşünce suçlusudur. Fakat Latin Amerika’da yükselen devrimci hareketlerin hayaleti de sezilmektedir. “Polisin tevkif kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak tutuklu bulundurabileceği bir ülke” tanımı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan ziyade bir yeni-sömürgeyi tarif eder gibidir. Komiser’in Brezilya’ya gitme isteği ise bu ülkenin Latin Amerika civarında olduğunu ima eder gibidir.

Düşünsel olarak varoluşçu tiyatro ve felsefenin izi açık olarak görülür. İlk bakışta fazlasıyla politik olabileceği düşünülen oyun aslında öğretmenin cinsel-kişisel çelişkilerini ele alır. Ben ve öteki, iktidar kuran ve iktidar olunan arasındaki ilişkiler gibi popüler konular bütün oyuna damgasını vurur. Aslında öğretmenin nasıl bir düşünceye sahip olduğu bile belli değildir. Tek bilinen iktidarın hoşuna gitmeyen bir bildiriyle ilişkisi olduğudur. Politikten apolitiğe (isterseniz özel bir insanlık durumundan genel bir insanlık durumuna da diyebilirsiniz) geçiş sürecinin bitiş ucundadır.

Aynı durum ülke politikasındaki durumu için de söylenebilir. Anday’ın kafasında TKP’nin daha ziyade propagandaya dayanan eylem biçiminin olduğu bellidir. Burada politik tutum bir yol ayrımındadır, solda Dev-Genç’in devrimci eylemlerine doğru giden yol sağda daha içe kapalı ve kişisel bir kültürel hat vardır. Anday, oyunun ilk ve ikinci perdeleri arasındaki geçişte “sağ”a doğru giden yolu tutacak gibidir fakat geçişin henüz ortasında bir yerlerdedir. Oyunun sonuna doğru önemli bir oyun içinde anlatı, Öğretmen’in çocukluğundaki yoksulluğuna dair hikayesi, tüm bu yaşananların kökeninde ekonomik bir sorun olduğunu imler gibidir fakat o bile öğretmenin içeride oluşunun ardında yatan sebeplerden ziyade psikolojik durumunu açıklama işlevindedir.

Politik vurgusuyla ilk perde Anday’ın Garip sonrası dönemine, kişisel komplikasyonlara yönelmesiyle ikinci perde Odysseus ve sonrasına karşılık gelmektedir adeta. Dil henüz absürd oyunlarında görülen kapalılıkta değildir, oldukça güçlü ve gerçekçi bir diyalog işçiliği her replikte göze çarpar. Burada da geçişin tam ortasında bir yerlerdedir.

Eleştirel gerçekçilik: Bir ayağı yerde bir ayağı havada

İçerdekiler tüm bu geçiş süreçleri içinde değerlendirilecek olursa adeta karşıya geçmeye karar vermiş ve ayağını kaldırımdan yaya geçidine doğru atmış fakat henüz yola indirmemiş bir yaya gibidir.

Oyunda, adı üstünde, herkes “içeride”dir. Öğretmen apaçık içeride olandır. Fakat yalnızca hapishane duvarları ve polis sorgusuna değil saplantı noktasına gelmiş cinsel isteğine de tutsaktır. Komiser, işinden de karısından da memnun değildir. Üstlerinin baskısı altındadır. Fakat, gerçekleşecek gibi görünmeyen Brezilya hayali bir yana, bu döngünün dışına çıkma umudu yoktur. Baldız ise, Öğretmen’in akıl yürütmesini kabul edecek olursak, ilkinden korktuğu ikincisine taptığı namus ve aşk tanrılarının hapishanesindedir. Öğretmen’in karısının da dışarıda ekonomik bir hapishane içinde olduğu söylenebilir.

Tüm bu “içerdelik” durumları tarihsel ve toplumsal açıdan tutarlı ya da anlamlı bir çerçeveye oturtulmamış. Örneğin sistemin, o sistemin sahipleri de dahil olmak üzere, insanları özgürlüklerinden mahrum ettiği gibi bir sonuç çıkarmak için bir parça zorlama gerekir. Ama Anday’ın eleştirel-gerçekçi tutumu, yani içinde yaşadığı dünyayı aslına sadık bir biçimde sunma çabası ve bir sanatçı olarak gücü böylesi bir sonucu çıkarmak için gerekli malzemeleri de veriyor.

Sahneleyecek olana not

Oyunu sahnelerken[1] bu “içerdelik” durumuna ek olarak sürekli akılda tutulması gereken şeylerden biri, Anday’ın bütün metni büyük bir denge eseri olarak kurduğu. İyi bir gerilim kurgusuna yakışır bir biçimde, özellikle ilk perdede Komiser-Öğretmen, ikinci perdede Öğretmen-Baldız arasındaki ilk tarafın ikinciye iradesini kabul ettirmesiyle son bulan simetrik iktidar savaşı tam bir denge durumunda devam eder. İki taraftan hiçbiri kolay yenilecek gibi değildir, iki tarafın da konumlarını korumak için güçlü nedenleri ve güçlü kişilikleri vardır.

İçerdekiler’i tiyatro edebiyatımızın yaşlanmayan önemli eserlerinden biri yapan şey sadece büyük ölçüde[2] tarihsel ve toplumsal bağlamdan kopuk olarak yorumlanabilecek bir şekilde yazılmış olması değil, dramatik kurguyu ilerletecek güçte bir dengeyle kurulmuş olmasıdır da. Oyunun temelindeki denge kurgunun ana motorudur; böylece antik Yunancada hem “denge” hem de bireyleri ve devletleri bir dönüşüme götüren içsel huzursuzluk[3] anlamına gelen stasis sözcüğünün hakkı sahiden verilmiş olur.

 Yazı 28 Kasım tarihinde gezite.org’da yayımlandı: http://gezite.org/melih-cevdetten-bir-denge-ve-gecis-oyunu-icerdekiler/

@prometeatro | yazilama.net

 

[1] Bu dramaturg yazısı, Burcu Kan’ın 2009 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde sahneye koyduğu İçeridekiler oyunu için hazırlandı.

[2] “büyük ölçüde” ama kesinlikle “tamamen değil”, örneğin olayın Antik Yunan’da geçmediği ve geçemeyeceği açıktır.

[3] Yani “devrimci durum.” Tukididis stasis sözcüğünü bu ikinci anlamda kullanır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: