Sanat Dünyasında İşsizlik

Metin Boran

Yetkililer farkında mı bilinmez ama son yılarda sanat dünyasında işsizlik sorunu aldı başını gidiyor. Tiyatro alanında yazarından oyuncusuna, yönetmeninden teknik elamanına kadar bu mesleğe gönül vermiş sanatçıların büyük çoğunluğu son yıllarda artan işsizlik sorunu ile karşı karşıya. Tiyatro oyuncularının istihdam alanı olan Devlet Tiyatroları ve ödenekli Şehir Tiyatroları (ki bunların sayısı da dördü beşi geçmez) son yıllarda kadro tahsisi yapmıyor. Özel tiyatroların durumu ise ortada, sorunlar çığ gibi.

Ancak bu gerçeğe rağmen üniversiteler tiyatro bölümü açmaya devam ediyorlar. Fakat hiçbir okul, mezun ettiği oyuncu adayının istikbaline ilişkin mesleki düzeyde bir gelecek tasarımı yapmıyor. Devlet ve özel okullardan mezun olan oyuncu adaylarının yarısı ancak iş bulabiliyor. Bu durumun açmazı karşısında çoğu oyuncu mesleğine dair hayal kırıklığı ve pişmanlık yaşıyor. Çoğu da istemediği halde günün gerçeğine yenilerek başka alanlarda istihdam peşinde koşuyor. Bu alanların en acımasız ve en perişan olanı ise piyasa koşullarını ve kurallarını rant peşinde iş yapan yapımcının belirlediği, ancak zorunlu olarak oyuncuların umut kapısı olan diziler.

Setlerdeki faşizme denk, pratik işleyişin eleştirisini bir başka yazıya bırakarak temel sorunu aktarmaya devam edelim.

Sanat alanındaki mevcut işsizlik sadece tiyatro ve sahne ile sınırlı değil. Ressamından heykeltıraşına, müzisyeninden bestecisine kadar, sanatın hemen hemen bütün disiplinlerine kadar sirayet etmiş bir sorun var artık. Yanı sıra sinemacılar ve televizyon yapımı ile ilgili okullardan mezun olanların çok azı kendi alanlarında iş bulabiliyor.

İşsizlik gerçeği var olan sanatsal üretimin kalitesine de etki ediyor. Çoğu yetenekli oyuncu ya da yönetmen iş bulamadığı için üretimden uzaklaştığı için yapılan işlerde hep bir tekdüzelik ve hep bir sığlık göze çarpıyor. Bu durum çoğu oyuncuda gizli bir korkuyu beraberinde getiriyor. İşsizlik korkusundan çoğu sanatçı temel haklarını kullanmaktan vazgeçiyor. Yanı sıra bireysel düşünerek bencilleşiyor ve dayanışma duygusundan uzaklaşıyor, bu da sorunun başka bir boyutu.

İşsizlik sorunu mesleğe yeni başlamış yazar, yönetmen, teknik tasarımcı ve oyuncuların sahneye dair yeni düşünce ve tarz arayışlarına fırsat yolunu kapattığı için kendilerini atıl ve işe yaramaz olarak görüyorlar. Oysa bunların büyük çoğunluğu mesleğe dair ciddi kaygılar taşıyan, genç, dinamik ve üretim bilincini geliştirmiş gençler. Ama maalesef bugün, işsiz bırakılmış genç oyuncular öfkeli ve çaresiz. Çoğu içinde bulunduğu durum karşısında mesleğini hor görmeye başlıyor ve kendisi ile çatışıyor. Umut ışığı olmadığı için karamsar, geleceği hakkında bir fikri olmayan, mutsuz ve umutsuz yetenekli genç oyuncularla dolu çevremiz.

Ancak iktidardakiler nedense sanat alanındaki bu işsizlik belasına duyarsız kalmaya devam ediyor.

Oysa sanatçı için en büyük motivasyon, mesleğinin güvence altında olması ve üretimlerinin önemsenmesidir.

Çünkü bir yazar üretimleri ve okuyucusuyla vardır.

Oyuncu, basacak sağlam bir zemin, oynayacak bir sahne bulursa mutludur.

Ressam, tuvali, fırçası ve boyası ile düşüncesini özgürce renge dönüştürdüğü koşullarda özgürdür ve bununla birlikte nitelikli üretim yapar.

Besteci yaptığı besteyi halkına özgürce sunabildiği ve bu paylaşımın huzurunu yaşadığı zaman daha bir umutla varlığını sanatsal üretime adar.

Yönetmen sahneye dair görsel deneyimlerini özgürce aktaracağı bir kumpanyanın içinde yeni yaratımlarına fırsat verildiği ölçüde mutlu olur. Yöneticiler bu gerçeği görmek ve algılamak istemiyorlar nedense? Sanatçıları işsiz olan bir toplumda sosyal hayatın kalitesi düşer.

Bu anlamda sanatçıların mesleğini özgürce yapmasının yasal güvencesini oluşturmamak ya da bir sanatçıyı mesleğini yapmaktan mahrum etmek başka bir işkence türü olarak kayıtlara geçmeli.

Karar odağında bulunan akıldaneler acaba gizli bir politika ile sanatçıları amiyane tabiri ile aç bırakarak terbiye yolunu mu tercih ediyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: