Faust’u Öldürmeden Önce

Nurullah Özaltun

İlgiyle takip ettiğiniz o sanatçı, bilim adamı ya da yazar birden değişmeye, iktidarı övmeye başlayınca şaşırıp kaldınız öyle değil mi? Bunca zaman birçok eserini okumuş ve fikirlerini de çevrenizle paylaşmıştınız oysaki. O kişiyi, daha fazla güç, şöhret ve iktidar gibi hırslarla ruhunu şeytana satan Doktor Faustus’a benzetirsek pek de yanılmış olmayız. “Faustus Öldü” oyununun çıkış noktası da işte tam olarak burası. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Deneme Topluluğu, her yıl olduğu gibi şu sıralar yine izleyicisinin karşısında ter döküyor ve selam veriyor.

C. Marlowe’un Doktor Faustus eserinden uyarlanan “Faust Öldü”, 11 Aralık günü Özdemir Nutku Sahnesi’nde gerçekleşen prömiyerde büyük ilgiyle izlendi. Barış Erdenk’in sahneye koyduğu oyun, dramaturgisiyle, oyunculuğuyla, dekoruyla, ardındaki büyük emeği gözler önüne seriyor. Zira günümüzde bir Elizabeth Dönemi klasiğini sahneye koymak hiç de kolay değildir.

Önceki iktidarla olan çıkar ilişkisi ortaya çıkan bir bilim adamının, yaşadığı ağır pişmanlık sonucu akıl hastanesine kaldırılmasıyla başlıyor her şey.  Doktor Faustus oyununa takıntılı olan karakter, zamanını oyunu okuyarak geçiriyor. Repliklerine, “Doktor Faustus! Ben de onun yaşadıklarının aynısını yaşadım.” diyerek başlıyor. Bize de, onun trajedisini ve gördüğü sanrıları izlemek düşüyor. Sahnedeki iki platformdan birinde bilim adamını yani 1. Faustus’u, diğerinde ise Elizabeth dönemindeki Marlowe’un Faustus’unu izliyoruz. Oyun boyunca her iki Faustus aynı izlek üzerinde işleniyor ve her ikisinin de ruhunu şeytana nasıl sattığına şahit oluyoruz. Marlowe’un Faustus’u, ruhunu şeytana sattıktan sonra Mephistopheles ile dünyayı gezerek ününe ün katarken diğer Faustus onun iç dünyasını, yaşadığı çelişkiyi yani iç aksiyonunu gösteriyor bize. Uyarlamada yola çıkılan bu yöntem, Elizabeth döneminin bugünle örtüşebilmesi için oldukça tutarlı görünüyor. Yukarıda örneklediğimiz fikir, -kanaat önderlerinin çıkarları doğrultusunda iktidarları olumlaması ve bu yönde eserler vermesi- rejisörün oyunu iyi analiz ettiğinin bir göstergesi, elverişli bir çıkış noktası ve dikkat çekici bir yorum. Ne ki, yapılmak istenenle sahnede görülenler arasında anlaşılabilirlik açısından bazı teknik sıkıntılar, kafa karıştırıcı durumlar mevcut. Farklı platformlarda kimi zaman senkronize şekilde, kimi zaman sırayla izlediğimiz sahneler ve karakterler inandırıcılıktan uzak kalıyor. Seyircinin hangi Faustus’la özdeşlik kurması gerektiği bir belirsizleşiyor. Çünkü ortada kendini Faustus zanneden, etrafındaki melek ve şeytanla onun çelişkilerini yaşayan bir hasta, diğer taraftaysa kendi hikâyesini yaşayan bir Faustus var. Kahramanın kafasındaki sanrının hangisi olduğu konusunda net bir ayrıma gidilmemiş. Zaman zaman kahramanların diğer platformlardaki şeytan ve meleklerle konuşması da anlaşılırlığı iyice zorlaştırıyor. Oysaki dramatik tiyatroda metnin anlaşılırlığı, seyircinin kahramanla ve kahraman üzerinden oyunla özdeşlik kurabilmesine bağlıdır. Nitekim sahne dengesinin 1. Faustus’un olduğu sağdaki platforma kaymış olduğu hissediliyor. Bu yüzden arkadaki bölüm genel olarak işlevsiz kalıyor. Bu da, simetrik dengenin iyi hesaplanamadığının bir göstergesidir. Hikâye, böyle bir yapıyla tek perdede anlatılmaya çalışıldığı için seyircinin soluk alabilmesi de iyice güçleşiyor. Oyunun seyirciye geçmesi açısından sıkıntı yaratan bu durum en yalın haliyle, hikâye ve oyun kişileri noktasında yaratılan ikiliğin yanılsamayı zorlaştırması olarak ifade edilebilir. 1. Faustus’un bulunduğu platformdaki oyun kişileri dramatik, diğer platformdaki Faustus ve oyun kişileriyse Elizabeth Dönemi tiyatrosunun abartılı oyunculuğunu sergiliyor. Her iki alanı birbirinden ayırmamızı sağlayan bu en belirgin farklılık, maalesef anlatımdaki karışıklığın önüne geçemiyor. Daha yalın bir trafik ve kurguyla bu durumun önüne geçilebilirdi.

17. Yüzyıl Avrupa tiyatrosunda görülen sözün, iç ve dış aksiyonun bir kahraman üzerinde toplanması yöntemi, bu modern uyarlamada tam olarak aşılamamış. Yani diğer oyun kişileri dramatik aksiyonun gelişimi noktasında yetersiz kalıyor. Yalnızca Marlowe’un metninde var oldukları için sahneye çıkmış gibi duruyorlar. Marlowe’un söze yaslanan metni, çağdaş tiyatronun bir gerekliliği olan hareketle yeterince dengelenememiş.  Özellikle oyunun ilk yirmi dakikası, Faustus’un monologları ve diğer oyun kişilerinin replikleriyle geçiyor. Geri planda kalan hareket için “Goethe’nin Faustus’undan bir teatrallik aktarılabilir miydi?” sorusunu sormamak elde değil.

Oyundaki statik görünüm, yoğun ışık, gösterişli sahne plastiği ve çeşitli teknik etmenlerle aşılmaya çalışılmışsa da yalnızca güçlü bir atmosfer oluşturduğu söylenebilir. Anlaşılabilirliğe bir katkısının olduğunu söylemek doğru olmayacaktır.

Tüm bunlarla beraber söylenmek istenen söze geldiğimizde, reji yorumunun önüne geçen tüm bu teknik problemlerin arasından sıyrılabilmek için meseleyi kavramsal açıdan irdelemek gerekiyor. Günümüzün Faust’u, çıkarları ve hırsları için iktidarlara biat eden bir kanaat önderi olarak ele alındığında; Şeytan üzerinde –iktidarın groteskleşmiş bir göstergesi olarak- bir karakterizasyona gidilmesi, bir iktidar olarak günümüzle örtüşen belirgin yanlarının yansıtılması, bir kanaat önderi olan Faustus’un da daha anlaşılır ve derinlikli bir hikâyeye sahip olması gerekirdi. Faustus ve Şeytan arasındaki ilişkinin bu yönden daha derinlikli işlenmesi anlamsal açıdan rejinin yorumunu daha net bir çizgiye taşıyabilirdi. Günümüzdeki erk-toplum ilişkilerinin karmaşık yapısı göz önüne alındığında her şeyi bilen(!) şüpheci birey, bu ilişkileri daha iyi görmek zorunda kalıyor, daha çok bilmek istiyor. Yörüngesi giderek büyüyen otoriter yönetimlerin kimi içine alıp almadığını görmek bu zamanda hiç de kolay değil. Faustus-Şeytan ilişkisiyle kanaat önderi-iktidar ilişkisi arasında paralellik kurmak daha önce de söylediğimiz gibi oldukça parlak bir fikir. Ancak kanaat önderi-iktidar ilişkisini anlamsal noktada ön plana çıkartmak ve aksiyonu bu yöne doğrultmak, uyarlamayı Faustus-Şeytan düzleminden çıkartıp daha anlaşılır kılabilirdi. Haliyle sahne dengelemesi, karakterizasyonlar ve diğer aksiyonlar buna göre belirlenip oyunun anlaşılabilirliği artırılabilir, Doktor Faustus söylencesi kavramsal yönden daha katmalı hale gelebilirdi.

Oyunculuk konusunda, daha önce de söylediğimiz gibi belirgin bir ayrım var. Sahnenin solundaki oyun kişileri Elizabeth döneminin grotesk tavırlarıyla oynuyorlar. Hepsi de bu işi iyi beceriyor. Tabi bu yöntemin anlatıma ne kattığı ayrıca tartışılması gereken bir mesele. Özellikle anlatıcı rolündeki Name Önal akıcı ve Uşak rolündeki Fazıl Aksakal’ın jestleri, akıcı ve doğal oyunculukları görülmeye değer. Diğer tarafta bulunan oyuncular da dramatik anlatımın yöntemleriyle gayet başarılı bir grafik çiziyorlar. 1. Faustus rolündeki Ergün Metin’in ise her zamanki yüksek enerjisiyle oyunun ritmini ayakta tuttuğunu belirtmezsek haksızlık olur. Atilla Emre Keskin ve Işınsu Ersan yönetiminde tasarlanan dekor ve kostümler oldukça göz alıcı. Oyunun müziklerine gelecek olursak, oldukça cansız, özgünlükten ve anlamsal katkı yaratmaktan yoksun olduklarını söylememiz gerekir. Müzik kullanımında gerilim yaratmak ve ritmi sürdürmekten öteye geçilememiş.

Faust Öldü, 13 Şubat’a kadar her Cuma Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Özdemir Nutku Sahnesi’nde sizleri bekliyor olacak. Oyunun ücretsiz olduğunu da belirtmek gerekir. İyi seyirler.

Yorum


işlemi tamamlayınız: