İçi Dışı Bir Oyun… Dolu Düşün Boş Konuş

İhsan Ata

99 yılında Oyun Atölyesi’nin açılış oyunu olan dolu Düşün Boş Konuş, Ferhan Şensoy yönetiminde Sermiyan Midyat, Güven Kıraç, Melek Baykal, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer gibi birçok sanatçıyı buluşturmuş. 15 yıl sonra yeni kadrosuyla günümüze taşınan oyunun reji koltuğuna bu kez Muharrem Özcan oturmuş. Steven Berkoff’un yazıp Haluk Bilginer’in çevirdiği oyunun sahne tasarımı Özlem Karabay’a, müzikleri Çağrı Beklen’e, ışık tasarımı Hakan Özipek’e ait. Oyuncu kadrosu ise Hasibe Eren, Fatih Al, Gökçer Genç, Tuna Kırlı ve Murat Okay’dan oluşuyor.

Oyun Atölyesi kuruluşunun 15 yılına özel hoş bir sürpriz yapmış. 15 yıl sonra açılış oyunlarıyla geçmişi yâd etmiş. Çok da güzel olmuş. Zira o zamanlarda henüz çocuk olduğumuzdan benim gibi oyunu izleme şansına sahip olamayanlar bugün izleme şansını elde etmiş. Diğer taraftan 15 yıl önceki oyunu izleyenler değişen süreci görme şansına sahip olmuş.

91 yılında Evening Standart tarafından yılın komedisi seçilen ve aynı yıl Edinburgh Fringe’de ödül alan oyun bir avuç insanın günlük yaşamlarına ironik bir dille ayna tutuyor. Korku, nefret, para hırsı, başarısızlık, gülünç olma kaygısı gibi toplumsal koşullanmaları ele alıyor. Açığa çıkan temel dürtüler insanoğlunun ikiyüzlü ve zavallı taraflarını şahane bir dille seyirciye aktarıyor.

Anlatılan hikayenin gündelik konulara değinmesi alışık olmadığımız bir dille işleniyor. İç sesimiz, iyi niyet altında yatan gerçek duygular, maske altına gizlenen gerçekçilik diğer karakterlerle değil seyirciyle paylaşılmış.

Grotesk türünün güzel örneklerinden biri olan oyunda oyuncuların bitmek bilmeyen enerjisi, akıttıkları terin her damlasında görülüyor. Bu tür formlar bana kalırsa bıçak sırtı bir çizgide ilerler. Biraz abartılsa karakterler tamamen karikatürize edilerek farklı yönlere kayacak, diğer yöne kaysa bu kez formunda uzaklaşarak sadeliğe kayacaktı. Oyun boyunca bu dengeyi korumayı başardığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Oyun hafif bir tempoyla başlayıp belli bir çizgide yükselerek tavana ulaşıyor. Gülmemenin mümkün olmadığı hatta yer yer kahkaha atarken ağzımı kapattığım, oyuncuların bile gülmemekte zorlandığı, uzun zamandır çene kaslarımın bu denli ağrıdığı bir oyun hatırlamıyorum.

Sadece oyunun son çeyreğinde temponun özellikle şemsiye sahnesiyle beraber düştüğünü söyleyebilirim. Enerjinin bu denli düşmesi sonraki yatak sahnesini hatta Donna’nın Frank’ı aldattığını söylediği sahneyi bile havada bırakmış. Tekrar gözden geçirilmesinde yarar var. Özetle Muharrem Özcan kesinlikle alçakgönüllü ve ne istediğini bilen bir yönetmen. Çok titiz ve sade bir işçilik söz konusu… Bu topraklar üzerinde yaşayan bu nadir ve özel yönetmen oyunun her dakikası için ayakta alkışlanmayı hak ediyor. Ödül jürilerinin dikkatine!

Bu tür oyunlar için kesinlikle doğru enerjinin nasıl kullanıldığını bir ders niteliğinde bizlere gösteren çok kıymetli bir kadro var karşımızda. Hasibe Eren, Fatih Al, Gökçer Genç, Tuna Kırlı ve Murat Okay’dan oluşan kadro kesinlikle uyumlu bir kast olmuş. Her biri içten samimi oyunculuklarıyla rolün hakkını veriyor.

Donna karakterinde Hasibe Eren’in özellikle Tuna Kırlı ile olan bölümlerine bayıldığımı söylemeliyim. Erkek oyuncular aksine sade ve net bir karakter ortaya çıkarmış. Diğer karakterlere göre daha düşük tempoda oynaması oyun içinde sırıtmamış.

Şüphesiz oyunun en abartılı karakteri Kaynana rolüyle Murat Okay’dı. Sahnede olmaktan aldığı keyif seyirciye çok net yansıyor. Beden hareketleri, jest, mimik kullanımında çok ama çok başarılı… Sadece biraz fazla abartılı gibi geldi bana.

Gökçer Genç’i iki gün arayla iki farklı oyunda izleme şansı buldum. Kesinlikle çok başarılı ve izlemekten inanılmaz bir keyif alıyorum. Gerek eğitmenliği gerek oyunculuğuyla şahane biri. Dikkatimi çeken nokta Testosteron ve bu oyundaki karakterlerin çok yakın olması. Hep aynı oynuyor, olumlu, olumsuz gibi ve/veya benzeri bir şeyden bahsetmiyorum. Enerjisiyle iki oyunda da tempoyu en çok yükselten karakterlerin başında geliyor şüphesiz. “Avantaj, dezavantaj, bu tür karakterlerin adamı” gibi sorular bir yana sadece benzerlik dikkatimi çektiği için ifade etmek istedim.

Frank rolüyle harikalar yaratan ve şüphesiz gecenin en etkili oyuncularından Fatih Al’ı daha önce herhangi bir oyunda izlemediğim için çok şey kaybetmişim. Performansıyla bu karakteri başka kim oynayabilirdi sorusunu sordurttu bana. Dengeli, yalın, net, ayakları yere basan karakter çözümlemesiyle müthiş bir performans koyuyor ortaya.

Tuna Kırlı hep merak ettiğim, afişte ismini görünce heyecanlandığım nadir oyunculardan biri. Oyunu izlerken kesinlikle dizi/sinema/tiyatro için yaratıldığını hissettiriyor. George karakterine hayat veren Tuna Kırlı daha fazla sahnelerde var olmalı. İlk bölümde seyirci gibi oyunu sahneden izleyen tüm hünerlerini ikinci perdede göstererek oyunu bambaşka bir alana taşıyıpgecenin en başarılı ismi oluyor.

Özlem Karabay’ın gösterişten uzak, yalın, net ve en önemlisi metaforlarda saklı olan dekoru oyuna büyük ölçüde hizmet ederken Çağrı Beklen’in oyunun enerjisine enerji katan müzikleri, Hakan Özipek’in özellikle sahne geçişlerinde önemli bir yere sahip olan ışıkları çok başarılı.

Özetle Muharrem Özcan başta olmak üzere bu seçkin kadroyu bir araya getiren ve seyirciyle buluşturan Oyun Atölyesi yine farklı, iddialı, cesur ve başarılı bir oyuna imza atıyor. Özellikle grotesk türünde iyi bir örnek olan oyunun bir an önce görülmesinden yanayım.

Kendinizle yüzleşmeye hazır mısınız?

Not: 15-16-17-18-28-29-30 Ocak 2015 tarihinde Oyun Atölyesi’nde izlenebilir. İletişim: Dr. Esat Işık Cad. No:3a Moda/İstanbul – Gişe:0216 345 39 39

(KÜNYE):

Dolu Düşün Boş Konuş

Yazan: Steven Berkoff

Çeviren: Haluk Bilginer

Yöneten: Muharrem Özcan

Sahne Tasarımı: Özlem Karabay

Müzik: Çağrı Beklen

Işık Tasarımı: Hakan Özipek

Oynayanlar: Hasibe Eren, Fatih Al, Gökçer Genç, Tuna Kırlı, Murat Okay



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: