İki Oyun İki Değerlendirme

Üstün Akmen

Ters Köşeli, Yatay İşleyişli, Katmanlı Bir Komedi: ‘Kurusıkı’

Hiç yapmadığımı yapmalı, yazımın daha hemen başında söylemeliyim: Bu oyuna ne yapıp ne edip mutlaka gitmelisiniz.

Bu girişten sonra hemen anlamış olmalısınız ki, son derece keyif aldığım bir oyun izledim.

Levent Kazak’ın metni güzel, yönetimi başarılı, oyuncular kusursuz, performans iyi, üstüne üstlük dekor, ışık, kostüm de iyi.

Bütün bunların hepsinin toplamı, (Sağlamasını oyunu izledikten sonra yaparsınız) eşittir standartların üstünde başarılı bir komedi demek oluyor.

Metnin büyüsünü bozmamak için oyunun konusuna değinmiyorum.

Levent Kazak, her bir yanından zeka taşan ilginç mi ilginç matematiksel kurgusuyla, Barış Dinçel (dekor) ve Yakup Çartık (ışık) gibi yaratıcıların farklı bileşenlerini öyle güzel bir araya getirmiş ve de öylesine bir eşgüdüm sağlamış ki, ortaya şaşırtıcı bir reji çıkmış. Reji, seyirciyi ayaktopu takımı kalecisi gibi bir o yana bir bu yana yatırıyor. Eşgüdüm çalışmasını teatral üretimin “klavyesi” olarak kullanmış. Rejideki başarısının yanına, takım oyunculuğunu “tesis” etme başarısını da eklemiş.

Levent Kazak rejisini, eksiksiz organik bir dizge olarak kurmuş. Her öge, bütün içerisinde kaynaşıyor. Hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmadığı Levent Kazak rejisinde, bütünün kavranışı kapsamında işlevler üstlenilmiş ve bu üstlenişler yapıyı teşkil etmiş. İzleyicinin hep birlikte oyun süresince kendini attığı ters köşelerde iyi ile kötü, dolu ile boş birbirlerine harmanlanıyor. Levent Kazak’ın ender rastlanılan (istisnai) mizah yeteneği ve kurgulama sanatı (Ne kadar ön yargılı olursanız olun) somut gerçeklerin bile göreceli olduğunu izleyene hayli farklı bir mizah anlayışıyla kanıtlıyor.

Oyunculardan Ali ya da Osman veya Ali Osman’da Bülent Alkış bilinçli ses kullanımı, diyalogları doğru ve akıcı kullanması ve temponun düzeyine olumlu katkısıyla gerçekten kutlanası bir oyun vermekte.

En etkileyici, en inandırıcı, en gerçekçi filmin peşinde olan, görevini şevkle ve zevkle yerine getirmeye çalışan; çektiği “reality” filme kendi kuyruğunu ısıran bir yılan ya da ejderha şeklinde resmedilen “Ouroboros” adını yakıştıran Yönetmen Özer’de Beyti Engin, karakteri klasik fabl ile birleştirerek başarıya ulaşıyor. Özer, onda neredeyse gerçekten ete kemiğe bürünüyor.

Selen Uçer, oyunun verilerinden kaynaklanan duyumlarla, o denli güzel bir uyum içinde ki! O uyum içinde, hem senarist hem de yönetmenin şaşkın asistanının gerçek yaşam duyumunu, içsel yaratıcı durumunun içine öylesine güzel akıtıyor ki!

Er meydanına ilk kez çıkan Gökçe Bahadır, Melek karakterini ruhu, arzuları, özlemleri, imgelemlerinin parçalarıyla biçimlendirmiş. Melek, sahnede kendi karakteriyle, kendi bireysel rengiyle yaşıyor. Melek karakteri Gökçe Bahadır’a kendi ruhunu sindiriyor.

Mete Horozoğlu ise Numan’ın fiziksel varlık çizgisini, iki saat süren oyun boyunca sürdürmekte. İçinde yaşayan Numan Akar’ı özümsemiş bir kere… Numan’ın bütün duygulanımlarını yerli yerine oturtuyor.

Yineliyorum: Bu oyunu izlemeniz gerekiyor.

Berksoy’dan Sıra Dışı ve Başarılı Bir Uyarlama: ‘Kuvâyı Milliye’ 

Nâzım Hikmet’in Kurtuluş Savaşını bölümler halinde anlattığı “Kuvâyı Milliye Destanı”, Tiyatro 2000 yapımı olarak ve Zeliha Berksoy’un rejisiyle sahnelenmekte.

Zeliha Berksoy, Nâzım Hikmet’in metinlerarasılık çerçevesinde okunabilecek olan “Kuvâyı Milliye Destanı”nı farklı bir paradigma üzerine oturtmuş.  Kapitalist-emperyalist Batı karşıtı, Anadolu insanının kurtuluşunu ifadeye yönelik ideolojik temele yaslanan farklı söylemi daha bir geliştirmiş. Örtük bir dille ifade alanına taşınan bu farklı söylemin sosyalist düşünce çerçevesinde Marksist dünya görüşünde kaynağını buluşunun altını çizmiş. Kurtuluş Savaşı’na alışılmış “kahramanlık öyküsü” anlayışından farklı bakış anlamını açıkça vermese de materyalist, sosyalist dünya görüşünü eserin “iç örgülerinde” kuvvetle hissettirmiş.

Gökhan Yücesal’ın, işlevin mantığıyla yarattığı sahne tasarımı doğrusu oyuna ayrıcalıklı bir ivme kazandırmış. Gökhan Yücesal’ın giysileri de iyi üstü. Muammer Sun’un “Kurtuluş Savaşı Senfonisi” laytmotife dönüşebilen, müzikal bir motifle yayılarak atmosfer yaratımı gerçekleştiren ve oyuna katkı veren bir eser. Bu atmosferin kimi kez tam bir akustik dekora dönüştüğü de bir gerçek. Yakup Çartık’ın ışık tasarımı gene Yakup Çartık’ın şanına yakışır nitelikte. Abidin Dino’nun fon perdesine yansıyan desenleri anlaşılmıyor, kayboluyor.

Tamer Levent (Arhavili İsmail), Mehmet Ali Kaptanlar (Kartallı Kazım), Nişan Şirinyan (Nurettin Eşvak), Yurdaer Okur (Şoför Ahmet), Cenk Sözeri (Manastırlı Hamdi), Efe Tunçer (Kambur Kerim), Devrim Evin (Kara Yılan) sesleriyle, tonlamalarıyla ve fevkalade dinamik/ekonomik hareketleriyle, can verdikleri karakterleri genel minimalist yaklaşıma tezat bir canlılıkla kurguluyorlar. Yaratıcılıklarının edinimlerini sağlam temeller üzerine oturtuyorlar. Fiziksellikleri ve basit psikolojik çıkışları taptaze ve son derece duru…

Anlatıcı’da Zeliha Berksoy’un yaratıcı doğası bütün gereksinimlerini karşılıyor; rolüne fiziksel olarak hayat buldururken, rolün içsel yüzeylerini de mükemmelleştiriyor.

Haberiniz olsun: Tiyatro 2000, başarılı bir işe imza atıyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: