‘Aşk ve Faşizm’: Kadınların Yaşadıklarının Evrensel Olduğunu İspatlıyor

Bahar Çuhadar

Dört farklı ülkeden kadın yazarın ortak ürünü olan ‘Aşk ve Faşizm’ kadınların bakış açısıyla; yer yer ironik, yer yer de sert bir toplumsal-politik eleştiri yapıyor.

Kadınların maruz kaldığı şiddet ve baskının en nihayet toplum geneline yayılacak şekilde gündeme geldiği bir dönemde, ‘Aşk ve Faşizm’ gözden kaçırılmaması gereken bir kadın oyunu olarak öne çıkıyor. GalataPerform’unGenel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy Gülan’ın İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali için özel olarak tasarladığı ‘Aşk ve Faşizm’, kadınların yaşadıklarının evrensel olduğunun da ispatı gibi. Zira oyun dört farklı ülkeden kadın yazarın ortak ürünü. Türkiye’den Gülan, Romanya’dan Gianina Carbunariu, İskoçya’dan Linda McLean ve İspanya’dan Helena Tornero’nun kendi hayatlarını da masaya yatırdıkları sohbetler sonucunda doğan dört farklı metin, reji aşamasında tek bir oyun haline getirilmiş. Dört farklı eksende, sekiz kadın oyuncuyu buluşturan oyun kadınların bakış açısıyla; yer yer ironik, yer yer de hayli sert bir toplumsal-politik eleştiri yapıyor.

Bedenini ‘taşınabilir mülk’ olarak ilgili devlet dairesine kayıt ettirmek isteyen genç kadın, evlenip ‘kocasının koruyucu çatısı altına girme’ hayalindeki başörtülü kadın, otoriter babayı ve Tanrı fikrini sorgulayan genç kadın, hayatı ofisle toplu taşıma hatları arasında sıkışıp kalmış beyaz yakalı kadının hikâyeleri yavaş yavaş seriliyor önümüze. Tüm kadın oyuncular siyah ceket ve pantolonlar içinde bir örnek şekilde karşımızda. Farkları bedenlerinin farklı yerlerine, farklı amaçlarla iliştirilmiş, farklı renklerdeki fular/eşarplar. Sahnedeki kadın karakterlerin öyküleri birbiriyle kesişmeden akıyor, finaldeki görsel anlamda da hayli etkili olan rejiyi saymazsak karakterlerin birbirlerinin hikâyesine değdiği tek an, ‘asi genç kadının’ Tanrı’yı, kutsalı sorgulama anlarında, diğer kadınlardan ‘tokat’ tepkisi. Rejideyse oyuncular arasında hoş kesişme anları yaratılmış. Anlatıdan anlatıya geçişler sırasında kadın oyuncular birbirlerinin bölümlerine ‘yardımcı oyuncu’ olarak katkı sunuyor.

Anlatılar arasında favorim, erkeğin ve toplumun kadın bedenine bakışını ti’ye alan bölüm. Kadının ‘bedenini’ taşınabilir mülk olarak ilgili devlet dairesinde Burası oyunun temposunu da her seferinde yukarı çekiyor. Cinselliğini özgürce yaşayan, bedenine sahip çıkan, hissettiklerini de net bir şekilde ifade eden kadının erkeğin gözünde nasıl da kabul edilemez bir kadın modeli olduğuyla ince ince dalgasını geçiyor bu bölüm. Ha keza, oyunun aynı zamanda yönetmeni de olan Yeşim Özsoy Gülan imzalı ‘Women Who Walk With Wolves’ /’Kurtlarla Yürüyen Kadınlar’ başlıklı bölüm de Türkiye toplumunun ve batının gözündeki ‘başörtülü kadın’ klişesiyle dalga geçilmiş. Gülan’ın metni, başörtülü bir genç kadın olan Merve Pehlivan’ın hayatı ve mektupları üzerine yazılmış. Anlatı başörtülü kadının gelenek içindeki halini de eğitimli, kültürlü bir birey, kendine yeten bağımsız bir kadın olarak yapabileceklerini de dengelemesi açısından sorunsuz olmakla birlikte karakterin son sahnesinde başörtüsünü sıyırarak özgürleşmesi (Yanlış yorumlamıyorsam!) tartışmaya açık…

GalataPerform prodüksiyonu olan oyun dört yazarın Skype üzerinden yaptıkları sohbetlerden yola çıkarak birbirilerine paralel geliştirdikleri dört farklı metnin bir araya getirilmesiyle oluşmuş. Bu anlamda metin ve reji olarak dikkat çeken bir iş olduğunu söylemek gerek. Bence yine de en çarpıcı nokta, oyunun kadın meselesinin evrenselliğini vurgulayabilmesinde. Bu metinlerin her biri tek bir ülkeden, tek bir yazar tarafından da yazılmış olabilirdi. Ve yazar hangi ülkeden olursa olsun, biz yine ‘kadınlık ülkesinin’ bireyleri olarak her bir anlatıda yine kendimizi bulurduk.

İzlediğimiz halindeyse yazar-oyun listesi şöyle: ‘Contained by Skin/Tenin Tuttuğu’- Linda McLean, ‘Metro is Everywhere/Her Yerde Metro’ – Gianina Carbunariu, ‘Women Who Walk With Wolves/Kurtlarla Yürüyen Kadınlar’ – Yeşim Özsoy Gülan, ‘Mimosa/Şımarık’- Helena Tornero. Kadınların anlatılarını anlatan/oynayan kadın oyuncular iseİncinur Daşdemir, Evrim Doğan, Enginay Gültekin, Burcu Halaçoğlu, Elif Ongan Tekçe, Sanem Öge, Özlem Saraç ve Selin Zafertepe. Ver her biri, performanslarıyla tek tek ilgiyi hak ediyor.

Oyun ilk yarıdaki enerjisini maalesef son yarım saatte büyük ölçüde kaybediyor. Sahnedeki hava, anlatıların dramatik monologlarla sonlanması sebebiyle iyice ağırlaştırıyor ama asıl problemin 120 dakikalık oyun süresi olduğu kanısındayım. Süre uzadıkça seyirci olarak dikkati diri tutmak da zorlaşabiliyor. İzleyecek olanlara, oyuna dinç bir kafa ve dinlenmiş bir vücutla gitmelerini önerelim ki son dakikalar heba olmasın… Şu sıralar, bu dünyada kadın olmaya dair bir oyun görmek isteyenlerin dikkatine…

31 Mart, 20.30’da garajistanbul’da izlenebilir.

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: