“Duyum Eşiği” Üzerine…

Vahap Halat

Bu oyunu izlerken şu soruyu sordum kendime; bu kadar bencil miyiz ve bu kadar karanlık mı ruhumuz. Sit Tiyatro topluluğunun tohumları filiz vermeyi bekliyor. Ne kadar karanlık olursa olsun duvarlar, “Duyum Eşiği”ni izlerken yasaklara inat aydın duruşlarını görebiliyorsunuz. Bu oyunda seyirciyi tutsak alan çok önemli olaylara değinilmiş; insanların birbiri üzerine kurdukları psikolojik ve fiziksel baskı ve insanlığın kara deliklerde kayboluşu estetik bir üslup ile anlatılıyor. Fiziksel tiyatro öğesini başlıca eylem alanı olarak seçen “Duyum Eşiği” bu yönüyle de bu kadar derin konulara değinmesi beni çok mutlu etti. Çünkü her şeyin monolog olmadığı bazen tek bir hareket ile bir çok şeyin anlatılacağını hatırlatıyor bize bu tür oyunlar. İlk sahne zifiri karanlıkta başlıyor ve bir ağıt yükseliyor karanlığın içerisinden, bir çok kişi korkarken bu mizansenden ben korkmadım tam tersine rahatladım çünkü o karanlığın içerisinden yükselen ağıt benim topraklarımdan geliyordu ve bana ait ne kadar acı varsa bir bir ortaya döküyordu. O karanlığın içerisinden yükselen ağıt, Özge Can Arslan’ın, Münevver Karabulut’un, Berkin Elvan’ın ve nicelerin ağıtıydı. Oyundaki bir sahnede, toplumların yozlaşmış değerleri bireyleri kıskıvrak ele geçirilişi ve hoşgörünün ortadan kalktığı, insanın insan için ne kadar tehlikeli olabileceği sahnedeki oyuncuların birbirini halat ile bağlamasıyla veriliyordu. Bu mizansene farklı bir açıdan bakacak olursak, insanların asıl kurtarıcısının yine insanlar olabileceği de vurgulanıyor.

“İnsanın var olduğu günden bu yana, yani var oldukça sürecek olan put yapma ve tapma ritüelinin günümüz insanında vücut değiştirmiş halidir; çocuk yapmak ve büyütmek…”

Oyunun tanıtımı bu giriş cümlesi ile başlıyor, şüphesiz bu cümleler merak uyandırıyor, aynı zaman da bizlere her şeyin zaman içerisinde değiştiğini ama geçmişten gelen bilginin kümülatif bir şekil de varlığını sürdürdüğünü ve bunun bizim bile farkına varamadığımızı gösteriyor. Evet bir şeyler değişiyor ama değişen sadece yükselen binalar… Lakin bilinçaltımıza yerleşmiş olan ve genetik olarak aktarılan bir takım put yapma ve tapma ritüelimiz var; paraya, güce ya da benim gibi huzura tapanlar. Asıl önemli olan putlaştırdığımız kavramların kaynağına inebiliyor muyuz, sorgulayabiliyor muyuz? Şayet sorgulayamıyorsak Orta Çağ zihniyetine hapsolur kalırız. “Duyum Eşiği”nde sorguya çekilen yalnızca insan değil; insanın yaratmış olduğu kaos ortamı. İnsanı da bir araç olarak ele alan CEM ARSLAN, oyun içerisinde insanın insan üzerine oynadığı sapkınlıkları ve bu sapmanın ardındaki nedenleri ortaya koyarken eylemleri temellendirmeyi göz ardı etmemiş. Bazı tiyatro metinlerinin sahneye aktarılması aşamasında temellerinin iyi algılanamayışından ötürü kaynaklanan sorunlar ortaya çıkıyor, ya dekor metne hizmet edemiyor ya da oyuncu karakteri oluşturma aşamasında tıkanıp kalıyor, çünkü karakterin temellerini algılayamamış oluyor. Oysa tiyatro yapmanın bilim ve felsefe gerektirdiğini algılamış olursak ve bilim adamlarının titiz çalışmaları gibi masa başı çalışmamızı yaparsak, oyunun da karakterinde temellerini sağlam atmış oluruz. Temeli kurmadan zirveden başlıyoruz bu sanatı yapmaya. Adım adım çalışmalıyız, bilim adamları gibi titiz, felsefeciler gibi düşünceli, çünkü tiyatro Dünya’da var olan her şey ile alakalıdır. Fiziksel tiyatrosunun en önemli öğesini eylemden aldığını düşünürsek o sahnedeki her eylemimizin temeli olmak zorundadır, her adımın temelini iyi belirlemek gerekir yoksa oyuncular mezarlığını boylamamak içten değil.

Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuar Sahne Sanatları Bölümü Opera Ana Sanat Dalı Bölümü öğrencisi olan Hazar MÜRŞİTPINAR’IN performansına bakacak olursak, tiyatronun geleceği o kadar da kötü değil, yeni oyuncular bomba gibi düşüyor sanat topraklarına. Bu bombalardan biri de Hazar MÜRŞİTPINAR… Şahsen afiş tasarımını da çok beğendim, her zaman sadelikten yanayım ve bu afiş tasarımı sadelikten aldığı güç ile asil bir duruş sergiliyor. Sanatın her dalı verdiği haz ile doğru orantılıdır. İnsan bir tabloya baktığı zaman onda güzeli hoş olanı hissetmek ister, o hisse ulaştığı vakit sanatın bireyin üzerindeki etkisi hissedilir, bu haliyle hazzı yakalar ve sanatın gücü yerini bulmuş olur. Tiyatrodaki haz biraz daha farklıdır; eğer sahnedeki oyun estetik ve yalın işlenmişse seyir eden kişi de sahnedeki karakterlere kendini yakın hisseder ve bu yakınlık kendisinde metaforik bir değişimi başlatır insanın zihninde, bu da haz ile doğru orantılıdır çünkü insan tiyatro izlerken gerçekliğe dair bir vücut bulmak ister sahnede, bulamadığı zaman oyun çıkışı ”Güzel değil bu oyun ya, hiç samimi gelmedi bana.” gibi değerlendirmeler ortaya çıkabilir. Estetik önce zihinde başlar, zihninin en güzel köşesine oturur ve seni bir daha bırakmaz. Eğer sen düz bir duvara bakarken sadece alçıları görüyorsan estetiğin sokağından geçmemişsin demektir, ben o duvara bakarken üzerindeki kuşun bana göz kırptığını görüyorum, o duvardaki çatlakların hangi yönlere doğru kıvrıldığını ve bu kıvrılma nereden başlayıp nerede bittiğini görüyorum, ”Yahu ne alakası var estetik ile bu anlattıklarının.” diyebilirsiniz. O çatlakların o duvara özgün olduğunu fark etmek gerekir, özgün olan daima güzeldir ve o kuşun oraya konması için o dalın oraya kadar uzandığını fark etmek gerekir, böyle bir kare fotoğraf sanatçılarının kaçırmak istemeyeceği bir karedir.

Bir oyunun yalın olması o oyunun doğallığına hizmet eder, hem oyuncuların performanslarını daha yalın daha doğal işlemesine hem de estetiğin zihinde oluşturacak alanı genişler. Buna da şöyle örnek verebilirim; yalın bir dile sahip olan metinler de oyuncunun sahneleme dili de ister istemez doğallaşır. Amacınız metne hizmet etmekse doğal olan bir eylemin içerisine estetiği adapte etmeniz de çok kolay olur amma ve lakin amacınız egonuzu doyurmak ise bu satırları boşuna okuyorsunuz demektir. Bazı ekipler var sadece egolarını doyurmak için tiyatro yapıyorlar, tiyatroya hizmet etmezseniz tiyatronun ruhu sizi lanetler ve bir daha o sahneye adım atamazsınız. ”Tiyatroya nasıl hizmet edebiliriz ki sahneye çıkıp oynuyoruz işte.” Sahneye benim papağanımda çıkıyor! Sizler donanımlı bir şekilde çıkarsanız sahneye karakteri oluşturma aşamasında tekrara düşmemiş olursunuz.” Mızrağı nasıl tutacağınızı bilmezseniz Hamlet’i de oynayamazsınız.” der Stella Adler, çok da güzel söylemiş üstat, eğer siz Hamlet’i sadece kağıttan ibaret cümleler kirliliği olarak görürseniz sanata hizmet edemezseniz, tiyatro sanatı sizin basitliğinizden sizi dışarıda tutacaktır.

Sit Tiyatro topluluğu bu anlattıklarıma nokta atışı yapmak üzere yola çıkmış gibi görünüyor. İlk icraatları “Duyum Eşiği” bir o kadar da samimi bir iş. Seyirciler yerlerini aldığı an oyuncular sizleri güler yüzleri ile karşılıyor, siz kendinizi evinizde hissederken onlarsa anlatacakları dertlerin okyanusuna konsantre oluyorlar. Oyunun ana düşüncesi kişisel görüşe göre şekil değiştirir ama bendeki karşılığı şu idi: ”Günümüzdeki savaşların, asimilasyonun ve öfkenin odak noktası bireyler,  bunu medya yolu ile bireyler kendi kendilerine yapmaktadır.’

Dikkat çeken bir diğer sahne ise son sahneydi; yerlere beyaz bantlarla labirent çizen oyuncular devletleri simgeliyor ve çıkış yolu her geçen saniye daralıyordu; ta ki kişinin ölümü gerçekleşene kadar. Zamlar, savaşlar, tacizler, medyanın kontrolsüz rekabeti hepsi birleşince kaçış yolu bulmak zor oluyor. CEM ARSLAN’A neden Sit ismini kullanma gereği duydunuz diye sorduğumuzda; “Çünkü ‘insan’ değerlidir. Onun müdahil olduğu, dönüştürdüğü ve yarattığı fikirlerin vücut bulmuş her hali görülmeye ve gösterilmeye değerdir. Bu gösterme işlemi için çok büyük eserlerden yararlanılmasına da gerek yoktur. Bazen küçük dokunuşlar yeterlidir büyük değişiklikler yapmak için”. İşte bu yüzdendir biz Sit olarak; insanın içine doğduğu kültürü, kalıpları, onu buraya getirmiş olan tarihi süreçler içerisinde yaşadığı bunalım, bocalama ve kurtulma çabaları sırasında oluşturduğu dalgalanmaları mercek altına almaktayız. Zehirli fikir tohumlarının biz farkında olmadan değiştirdiği hayatlarımız söz konusudur. Tiyatroda yeni bir soluk arayan herkes 12 Mart’ta Bisahne’de bu oyunu izleyebilir.

YAZAN VE YÖNETEN : CEM ARSLAN

OYNAYANLAR : BÜŞRA TUT, CEM ARSLAN, HAZAR MÜŞRİTPINAR VE UTKU ARSLAN

ASİSTANLAR : CEMRE ULUSOY, BATUCAN DİMETOKA

IŞIK TASARIMI : UTKU ARSLAN

AFİŞ TASARIMI : SÜHEYLA DEVECİ

IŞIK UYGULAMA : MERTCAN KAYRETLİ

FOTOĞRAF VE VİDEOLAR : SELİM SEVİM

Yorum


işlemi tamamlayınız: