Mehmet Bozkır

Salla memeleri! İç kahveleri! Ablası kardeşi! Canı her şeyi! Unutturmaya çalıştığı, Allah’ın belası boktan bir hayat yaşadığı. Bir de uğruna canını feda edecek kadar seviyorsun ya, işte o en beteri.

Murat Mahmutyazıcıoğlu, Fü ile birbirinden çok farklı iki kardeşin, iki kuşağın, iki dünyanın sevgi çemberini tamamlıyor. Füreya ve Münevver’in kalmak, gitmek, beklemek ve birbirine tutunmak üzerine kurdukları rutine tıpkı Füreya gibi tiyatro sevdasıyla yanıp tutuşan Sibel dahil oluyor. Onun da hayatını renklendiren bir Erkan’ı var, başka da bir şeyi yok. Fü ve Mü kardeşler, Si’nin genç ve bakir beynine güneş gibi doğacaklar.”

Yukarıdaki paragraf İkincikat’ın 19.İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapan oyunu Fü’nün kitapçığından birebir alıntıdır. Oyun öylesine güzel özetlenmiş ki kendi yorumumu katmak istemedim.

İlk bakışta birbirlerinden tamamen farklı görünen hemen hemen aynı yaşlarda, aynı evde yaşayan iki kız kardeş. Uçarı, hayalperest, çocuksu ama derinlerde büyük acılar barındıran Füreya ile aklı başında, sorumluluk sahibi, hayatın bütün yükünü üstlenmiş Münevver. Bir yandan ailesiyle bir yandan sevgilisiyle mücadele eden, hayali olan oyunluğu yapmaya çalışan Sibel. Günü kurtarma dışında tek derdi sevdiği kızla iyi zaman geçirmek olan ama sevgilisinin hayallerini de anlaması mümkün olmayan Erkan.

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nu Disosya, Şapkalı O***** Çocuğu, Altı Buçuk gibi rol aldığı oyunlarla yönetmenliğini yaptığı Limonata’dan tanıyoruz. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun kalemiyle ise Tiyatro Yan Etki tarafından sahnelenen Şekersiz ile tanıştık. Bir röportajında söylediğine göre aslında yazdığı ilk oyun Fü imiş. Röportajın yayınlandığı zamanlarda henüz seyirciyle buluşmamış olan oyun geçtiğimiz yıldan bu yana sahneleniyor. Son yıllarda sayıları hızla artan ve söylenilenin aksine çokça görünür olan yerli yazarlar içinde Murat Mahmutyazıcıoğlu’nu özellikli bir yere koymamız lazım. Fü’yü seyretmiş olanlar neden böyle söylediğimi gayet iyi anlamışlardır, henüz oyunu görmemiş olanlar ise oyunu seyretmeleri halinde bana hak vereceklerdir diye düşünüyorum.

Tiyatro dünyasında oyunlarıyla ismi bilinir olmuş, artık usta diyebileceğimiz yazarların birçoğundan ilk yıllarda vermiş oldukları eserleri ne denli eksik bulduklarına dair cümleleri sık sık duyarız. Yazarların ağzından bu cümleyi duymasak bile dikkatli tiyatro seyircileri ve-sayıları ne kadardır bilemiyorum ama-benim gibi tiyatro metni okurları bu gelişime şahit olurlar. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun metin yazarlığındaki başlangıç noktası üst seviyelerde. Yeni oyunlar yazmaya devam edecektir ve kaçınılmaz olarak tiyatro deneyiminin, yaşam tecrübesinin de katkısıyla kalemi daha da gelişip güçlenecektir. Tiyatro seyircilerine, oyuncularına, yönetmenlerine müjdeler olsun; hepimizi gururlandıracak ve derinden etkileyecek genç bir yazarla karşı karşıyayız.

Murat Mahmutyazıcıoğlu yaklaşık 80 dakika süren tek perdelik oyunda birçok mevzuya değiniyor. Fü ve Mü kardeşler sayesinde aile,kardeşlik,evlilik,aşk,ebeveyn olmak, sorumluluk, geçmişe duyulan özlem,geçmişin muhasebesi, bir dönemin İstanbul’u gibi pek çok şeyden çıkarım yaparken Sibel ve Erkan arasındaki günümüz ilişkisinin tipik bir örneği diyebileceğimiz sevgililik halinden ise bugüne bakıyor,kendimizle ve etrafımızda olup bitenlerle yüzleşiyoruz. Yazarın en büyük başarısı bunca mevzu arasında ortaya karmaşık bir şey çıkarmaması, oyunda geçen her mevzunun hikaye için gerekli olması ve her anın hakkının verilmesi. Üstelik bazen hüzünlü bazen de ciddi ciddi acılı olan hallerin yumuşacık bir üslupla anlatılması. Birçok şeyi anlatırken seyircinin yüzünü güldürmesi, kahkahaya boğduğu anlarda bile bir an olsun sululuğa yaklaşmaması.

Yazarın bunca hassasiyetli yaklaştığı incelikle metnine oyunun yönetmeni Sami Berat Marçalı da özenli dokunuşlar yapmış. Metin öylesine sıcak ve doğal bir anlatıma sahip ki salt okunduğunda bile sizi sarıp sarmayabilir. Sami Berat Marçalı da böyle düşünmüş olsa gerek ki yönetmen olarak çok ufak dokunuşlarla oyunu sahnelemiş. Bazı metinler rejiye çok açıktır, yönetmenin yapabileceği çok şey vardır ve seyredene keyif vermesi için yönetmenin müdahalesi çok gereklidir. Fü bahsettiğim bu metinlerden değil, yönetmenin varlığının biraz gerilerde durması, metnin ve oyunculuklarının ön planda olması gereken türden. Sami Berat Marçalı’nın iddiasız, telaşsız rejisi oyunun ihtiyacına son derece uygun.

Fü’nün en çok merak uyandıran ve heyecanlandıran yanı iki usta ismin Deniz Türkali ve Serra Yılmaz’ın aynı oyunda buluşmuş olması. Daha önce Dot’ta ve yine İkincikat’ta rol aldığı oyunlarla alternatif sahnelerde yeni nesil tiyatrocularla çalışan Deniz Türkali bu yolculuğuna devam ediyor. Alternatif sahnelere ve bu işe gönül vermiş ancak henüz isimleri bilinir hale gelmemiş olan yazarlara, yönetmenlere, oyunculara yeşil ışık yakan ilk oyunculardan biri Deniz Türkali. Bunca tecrübesine ve kariyerindeki birçok başarısına rağmen Limonata oyunu için görüşmeye gittiğinde “ Eğer beni beğenmezseniz rolü vermeyin.” diyecek kadar mütevazı, kendisini yaptığı işin önüne koymayan gerçek bir sanatçı. Serra Yılmaz ise İtalya’da ve Fransa’da rol aldığı oyunlarla tiyatro sahnesine çıkarken çok uzun yıllardır Türkiye’de tiyatro yapmaması nedeniyle özellikle de genç kuşak tarafından sinema filmleri ve televizyon dizileriyle tanınıyordu. Fü önemli bir buluşmayı ve kavuşmayı sağladı. Serra Yılmaz’ı tiyatro sahnesinden tanıyan seyirciler Fü ile oyuncuyla yeniden buluşurken sinemadan ve ekrandan tanıyan bir kuşak için ise bu bir tanışma oldu. Deniz Türkali ve Serra Yılmaz’ın oyunculukları hakkında söyleyeceğim tek şey şu; her ikisinin de başarısı zaten malumumuz ama ikisinin karşılıklı oynadığı sahnelerde alacağınız keyfi deneyimlemeden anlamanız mümkün değil.

Oyunun sürprizi benim için Sibel ve Erkan karakterleriyle Canan Atalay ve Aziz Caner İnan oldu. Aziz Caner İnan’ı yine bir İkincikat oyunu olan Altı Buçuk’ta seyretmiştim.( Oyunun geçtiğimiz yılki kadrosunda yer alıyordu, Altı Buçuk bu yıl yeni bir kadroyla sahneleniyor.) Orada gördüğümde temiz bir oyunculuk diye düşünmüştüm ama Erkan karakteriyle Aziz Caner İnan bunun çok daha ötesinde şeyler hissettirdi ve düşündürdü. Kaba, yüzeysel halleriyle itici gelebilecek bir karakteri anlaşılabilir kıldı. Oyun boyunca hiçbir aksaklığa yer vermeden canlandırdığı karakterini gerçek kıldı, Erkan kıskançlığı, olaylara olan dar ve tekdüze bakış açısı, içip sarhoş olması ve yanık yanık arabesk şarkılar söylemesiyle hepimizin her an karşılaşabileceği/karşılaştığı bir tip. Sibel’i canlandıran Canan Atalay’ı sahnede ilk kez görüyorum. Yaşının ve içinde yer aldığı sosyo-kültürel durumun da etkisiyle kararlarını henüz tam olarak verememiş, tepkilerini her zaman doğru veremeyen, ayakları yere basmayan, bassa da ne yapacağını bilemeyen genç kızı büyük bir başarıyla canlandırıyor. Ailesinden gizlice gittiği sevgilisiyle olan buluşmalarında ve Füreya’nın karşısında şaşkına dönmesiyle iki farklı hali inandırıcılıkla aktarıyor. Fü’nün hayatına etki etmesiyle meydana gelen gelişim ve Erkan’a yapmış olduğu bireysel sahne performanslarıyla göz dolduruyor. Yazarın günümüz tiyatrolarına ve in your face akımına yapmış olduğu göndermeler Canan Atalay’ın yorumuyla oyunun en keyifli anlarından birini oluşturuyor.

Fü 2014-2015 sezonunda seyrettiğim onca oyun sonrasında her şeyiyle içime sinen ve beni en çok memnun eden oyun oldu. Seyircilerin sosyal medyada yaptıkları yorumlarda oyundan sonra kimilerinin annesini kimilerinin kardeşini arama ihtiyacı hissettiğini gördüm. Oyundan sonra bendeki en baskın istek hissettirdikleri nedeniyle-tanışmıyor olmamıza rağmen kendime çok yakın hissetmiş olacağım ki- yazarına teşekkür edip dostça sarılmaktı. Her temsilde orada oluyor mudur bilemiyorum ama benim seyrettiğim gün Murat Mahmutyazıcıoğlu da salondaydı, oyun çıkışında kendisini bekleyip Fü için, böylesine şeyler hissettirdiği için teşekkür edip elini sıktım. Fü her seyredende mutlaka bir şeylerin karşılığı olacaktır, henüz görememiş olanların elini çabuk tutması lazım. Oyunun İstanbul’da son birkaç temsili ( 23-24 Nisan tarihlerinde) kaldı, 27-28 Nisan’da 17.Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde ve 29 Nisan’da da Mersin’de sahnelenip veda edecek gibi görünüyor. İkincikat tarafından son oyunlar olduğu duyurulmuş olsa da ara ara bile olsa önümüzdeki sezonda da sahnelenmesi dileğiyle.

*Oyunun tanıtım videosunda yer alan sözlerini Sami Berat Marçalı’nın yazdığı, müziğini Ozan Tekin’in yaptığı, Ayşegül Aldinç’in seslendirdiği Fü için bestelenmiş Senden Sonra isimli şarkıyı dinlemenizi öneririm.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: