Otel Odasında Aşka Dair Pazarlık: Tevâfuk

Gizem Elif Asil

Mek’an Sahne’nin seyrettiğim ilk oyunu Kadınlar, Aşklar ve Şarkılar’dı. Bu oyun üzerine düşüncelerimi Sevgili Günlük; Umudumuz Bitmesin başlığı altına sığdırmaya çalıştım. Kadınlar, Aşklar ve Şarkılar oyunundan sonra, yine İzmir turnesinde Tevâfuk adlı oyunu seyrettim. Tevâfuk oyunun yazarı Şamil Yılmaz, yönetmenleri Sezen Keser ve Şamil Yılmaz, oyuncuları Ahmet Melih Yılmaz ve Barbaros Efe Türkay. Sözü daha fazla uzatmadan sizlere bu oyundaki izlenimlerimi üç başlıkta anlatacağım.

Adı Duyulanca Anlamı Sorulan Kelime ‘ Tevâfuk’

Tevâfuk: birbirine denk gelme, latîfâne (hoş, zarif) bir şekilde uyum içinde olma. Anlamlı ve hikmetli (bilgece) amaçlarla, latîf bir şekilde birbirine yakışan ve birbiriyle ilişkili olan, uygunluk arz ederek bir düzenin varlığını gösteren, kısaca birbirine tevâfuk eden her şey, evrende tesadüfe yer olmadığını işaret ve ispat eder. Oyunda öylesine tutkulu bir birliktelik var ki! Fakat tahmin ettiğiniz gibi kadın ve erkek arasında değil. İki erkek arasında! Daha çarpıcı tarafı ise gizli saklı olan, pek konuşulmayan hatta toplumumuzda nefret cinayetleri işlenmesine sebep olan eşcinsel ilişkiyi sahnede görüyor olmamız.

Tevâfuk oyunu yine bizden, içimizden bir hikayeyi anlatıyor. Tevâfuk oyununda, eşcinsel iki erkeğin otel odasında yaşadıkları anlara tanık oluyoruz. Hem de aynı yaşlarda, aralarında sınıf farkı olan iki erkeğin! Biri Halit; zengin, üst sınıftan, diğeri jigololuk yaparak geçimini sürdüren Yusuf. Ağzından ‘Hacı!’ kelimesini düşürmüyor. Oyun sosyal medya üzerinden tanışmış Yusuf ile Halit’in, güzel bir otel odasında buluşmalarıyla başlıyor. Yüz yüze tanışmaları ve Halit’in Yusuf’a olan aşkının tohumları bu otel odasında atılıyor. Halit Kennedy’de, Yusuf ise Keçiören’de oturuyor. Aynı şehirde yaşayan çiftin karşılaşabileceği bir alan yok. İnternet dışında! Yine bu sahnede Yusuf’un Halit’e göre daha atılımcı olduğunu ve ilk öpücüğün Yusuf’tan geldiğini görüyoruz. Heteroseksist ilişki birimindeki iktidar algısına dayanıyor ilişki. Oyun aynı kalıp ve aynı çerçeve içinde işleniyor. Ayrıca başka ilişki birimi bilmediğimizden, eşcinsel bireylerin ilişkilerini kalıp yargılar içinde buluşturuyoruz. Peki bizim bilmediğimiz bir tarafın eril, diğer tarafın dişil olarak işlenmediği ilişki birimi var mı? Şunu sormam da mümkün; ‘Başka ilişki birimi bilmiyoruz muyuz ya da sadece bize kodlanan ilişki birimi üzerinden mi okuyoruz?’

 Cinsiyete dayalı ayrımcılığı dert edinen oyunlar yazan Şamil Yılmaz, bu konuyu sınıfsal farklılıklar konusu ile bir araya getiriyor. Zenginlik sorunu varsa, yoksulluk sorunu da var demektir. Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer nokta ise yazarın oyuncusuna göre oyun yazıyor olması. Tasarımcı, yazar ve oyuncunun aynı ekipte toplandığı alternatif tiyatroda oyun hazırlığı tıpkı Shakespeare Dönemi’ndeki gibi ilerliyor. Yazar oyuncusunu çok iyi tanıdığından ona uygun roller yazıyor ve aynı zaman aralığında tasarımcı da o oyuna uygun kostüm ve dekor tasarlıyor. Şamil Yılmaz’ın oyunları alternatif sahne olarak kullandıkları Mek’an Sahne’de oynanıyor. Öyle ya ödenekli/kurumsal bir tiyatroda trans ya da eşcinsel bireylerin hikayesinin anlatılması mümkün mü?

Her gece sabaha karşı dönersin

Bir bardak su durur masanın üzerinde

Sabahtan kalma peynir ekmek kırıntıları

Rutubetli duvarlarında hayallerin gezinir

Yatağında küflenmiş bir battaniyeyle dertleşirsin

Bitmiştir gece şimdi artık kendi kendinlesin

Ah otel odaları, otel odaları

Yalnızlığın mezarları

Otel odaları otel odaları

Sürgünlerin, gurbetlerin diyarı

Gülden Karaböcek

Esas Hikaye; Zengin Kız Fakir Oğlan

Eski Türk filmlerini seyrettiniz değil mi? Hatırlarsınız, bir çoğunda zengin kız fakir oğlan hikayesi işlenir. Yazar, zengin kız kalıbını Halit’te, fakir oğlan kalıbını ise Yusuf’ta işlemiş. Böyle olunca heteroseksüel kalıplar tanıdıklık hissi uyandırıyor. İşte tam bu noktada oyuncu ile duygusal bağ kurabiliyorum. Duygusal bağdan doğan empati sayesinde, sahnede gördüğüm iki erkeğin bir araya gelmesini yadırgamıyorum. Tanıdığım, bildiğim hikaye ekseninde, bambaşka biçimde işlenen oyun, yazarın derdini sırtlıyor. Tevâfuk oyunu dokusunu hayatını jigololuk yaparak idame ettiren, tek gecelik ilişki yaşayacağını düşünürken işlerin onun planladığı gibi gitmemesiyle partnerine aşık olan Yusuf ve Yusuf’a aşık, hiç cinsel ilişkide bulunmamış Halit ile örülmüş. Böyle olunca Yusuf’un kibar konuşması, Halit’in de onun söylediklerini yapmaması beklenemez. Önce kulağınızı tırmalayan küfürler, daha sonra Yusuf’un nerede yaşadığını, geçimini nasıl sağladığını öğrendikten sonra normalleşiyor. Küfürler adeta ağzından çıkan normal cümlelere dönüşüyor. Oyunun dört bölümü karşılaşma, heyecan, ayrılık ve yitişten oluşur. Tıpkı melodram gibi!

Bu oyunda da oyunun atmosferini kurmak ya da seyircinin içine işlemek için oyuna uygun fuaye müzikleri kullanılmış. Koskocaman salonda yerinizi alırken dikkatiniz sahnedeki oyunculara yönelebilir. Oyun başlayana kadar gözlerini seyirciden ayırmayarak ayakta duran oyuncular, bizi biraz sonra gerçekleşecek olan tevafuğa hazırlıyor gibiler. Kadınlar Aşklar ve Şarkılar oyununu seyredenler dekorun sadeliğini hatırlayacaktır. Bu oyunda da aynı yalınlık sahnenin ortasına konulan çift kişilik yatak, sahnenin iki ucunda yer alan askılar ve askılara asılmış kostümler ile sağlanıyor.

Oyunun son sahnelerine geldiğimizde ise kahramanlarımızın ilk buluşmalarından bu yana aradan üç ay geçmiştir. Halit’in gece dörtte Yusuf’u arayıp buluşmalarıyla başlayan sahnede her ikisinin de oteli özlediği görülür. Yeni tanıştığı birini anlatan Halit’e Yusuf sorular sorarken, Halit ilk defa yatakta Yusuf’a sıkı sıkı sarılır. Oyun başladığı yerde biterken, oyunun başındaki tavrına geri dönen Yusuf pazarlık cümlelerini tekrarlar ama bir farkla; ‘…Ama sana bir güzellik yaparım hacı. O kadar hatrın var. Ne diyorsun?’. Gerçekçi olmak lazım. Gerçek hayatta Yusuf ve Halit’in bir araya gelmeleri imkansız. Oysa filmlerde gördüğümüz o zengin kız fakir oğlan hikayeleri mutlu sonla biter. Sevenler birbirine kavuşur. Şu soruyu sormam da mümkün, ‘Yeşilçam’da işlenen konulardan bugüne ne değişti?’ .

Pencerelerine ışıklar düşen

Ah otel odaları, otel odaları

Sarı, yeşil, kırmızı, mor

Hepsi de acının değişik tonları

Ah otel odaları, otel odaları

Yalnızlığın mezarları

Otel odaları, otel odaları

Sürgünlerin, gurbetlerin diyarı

Son Olarak….

Oyundaki aşkın imkansızlığından çok etkilendim. Kendime de soruyorum. Bu oyun bir kadın ve erkeğin arasında geçseydi bende bu denli etki uyandırır mıydı? Sanmıyorum. Çünkü aşktan etkilenirken bir o kadar da cinsel yönelimin sahnede özgürce ortaya konmasından etkilendim. Devlet ve belediye tiyatrolarında sahnelenmesi imkansız olan bu tür oyunları sadece alternatif tiyatrolarda seyredebilirsiniz.

Tevâfuk bugünün insanı, bugünün gerçeği. O kadar günümüzden bir konu, o denli bugünün gerçeğini yansıtıyor ki bu da oyundaki dokunuşlara, gizli saklı yaşanan anlara yansıyor. Mek’an Sahne cinsiyete dayalı ayrımcılığı dert ediniyor. Bu derdin içinde toplumsal sorunlar da işlenip, güzel bir örnek ortaya koyuyorlar. Öyle ki biz bu oyunda Yusuf ile Halit’in bir araya gelmelerini değil, onların bu birlikteliklerinde önlerine çıkan engelleri tartışıyoruz. Bizlere sunulan yalnızca imkansız bir aşkın hikayesi değil. Aynı zamanda o imkansızlıkları gözler önüne seren, sınıfsal farklılıkların gün yüzüne çıkarılmasını sağlayan bir tevâfuk!

Cinsel yönelimin sahnede özgürce ortaya konması ve bu oyunların sahnelenmeye devam etmesi umut ışığı olacaktır. Oyunun tanıtım yazısında da yazıldığı gibi “Aşka, aşkı imkansızlaştıran şeylere, aşka direnmeye ve teslim olmaya dair ‘damardan’ hikayedir anlatılan.

Yorum


işlemi tamamlayınız: