Şehir Tiyatrosu Cibali Karakolu ile Karşımızda

Savaş Aykılıç

“Bir Tiyatro Fenomeni” Olarak “Cibali Karakolu”

Şehir Tiyatrolarımız Cibali Karakolu’nu oynuyor. “İşin ilginç yanı, oyunun uyarlandığı Fransız vodvili Zifaf Gecesi (Nuits de noces) oyunu “Bir Komiser Geldi” başlığıyla çevrilerek 1950’li yıllarda Şehir Tiyatroları’nda oynanıyor.Ancak seyirciden fazla rağbet görmüyor.

Buna karşılık, Refik Kordağ ve Muammer Karaca’nın uyarladığı ve ilk kez 1951’de perde diyen Cibali Karakoku, 16 yılda 3.000 (üç bin) ‘in üzerinde oynayarak bir rekora imza atıyor.

1966 yılında Hulki Saner tarafından senaryolaştırılarak başrollerinde Muammer Karaca, Cüneyt Arkın ve Sevda Ferdağ‘ın yer aldığı aynı adlı bir filmle beyazperdeye aktarıldı.

80’li ve 90’lı yıllarda bu rakama Nejat Uygur’un gösteimlerini de eklersek karşımızda bir tiyatro fenomeni olduğunu söyleyebiliriz. “ (Kaynakça : Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek, Tiyatro Fenomeni Cibali Karakolunda “Vatanda Muamelesi” Görürdünüz, Panoroma Khas, Sayı 13 )

Duayen Sanatçı Zihni Göktay Cibali Karakolu İle Tiyatroda 50.Yılını Kutluyor

Cibali Karakolu’nda daha önce Muammer Karaca ve Nejat Uygur’un oynadığı başrolü, çapkın Komiser’i, Şehir Tiyatroları’ndaki bu versiyonunda, Lüküs Hayat oynayarak rekorlar rekoru kıran ve bu yıl Tiyatroda 50.Yılını kutlayan duayen sanatçı Zihni Göktay oynuyor.Ama ne oynamak !

Tuluat Tiyatrosunun Ve Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun Hülasası/Özeti Olarak Zihni Göktay

Ben böyle bir oyunculuk ve böyle bir sanatçı ne gördüm ne duydum ! 68 yaşındaki bu ustaya iyi bakın! Onda sadece Muammer Karaca’yı, Nejat Uygur’u değil; Erol Günaydın’ı, Münir Özkul’u, Naşit Özcan’ı, Kavuklu Hamdi’yi, Kavuklu Abdi efendiyi, KeI Hasan’ı ve İsmail Dümbüllü’yü (vb) kısaca bütün bir Tuluat ve Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun özetini görebilirsiniz.

Netekim o da bu geleneği reddetmiyor,aksine bir gazeteye verdiği demeçte bundan gurur ve kıvanç duyduğunun altını çiziyor :

“Erhan Yazıcıoğlu Genel Sanat Yönetmeni oldu ve hemen beni aradı. Hani bir türlü hayata geçmeyen ‘Cibali Karakolu’ vardır ya hayata geçiyor, gelir misin?” dedi. “Amuda kalkarak gelirim” dedim ben de. Benden önce iki büyük ustanın Muammer Karaca ve Nejat Uygur’un canlandırdığı Komiseri oynamak bana gurur verir. Bu çok önemli bir emanettir.”(Kaynak : Sabah Gazetesi, 10. 10. 2014)

Ümraniye Sahnesi’nde İzlediğim Oyundan İzlenimler

Cibali Karakolu’nu 28 Mart 2015 Cumartesi saat 15.00’te Ümraniye Sahnesi’nde izledim. Öncelikle kadronun hemen yarısıyla tanış olduğum, bazıları ile dost olduğum arkadaşlarıma görünmeden, onlara oyun öncesi ve sonrası uğrayamadığım için özür diliyorum.Kısıtlı zamanım olduğu için bu sefer beni affetsinler.

İtiraf etmek gerekirse oyunun ilk perdesini basın galasında izlemiş ve ara kırk dakikaya uzayınca ikinci perdeye kalamayarak çıkmak zorunda kalmıştım.Dolayısıyla birinci perdeyi iki kere izlemiş oldum.

Cibali Karakolu’nun Konusu

Cibali Karakolu kırık dökük bir karakoldur. Başkomiseri olan Cafer Sabbah sert görünümlü ama çok çapkın biridir. Çapkınlık yaparken kendini tüccar Necip Zoka diye tanıtmaktadır. Komiser bir yandan karakolun işleri ile uğraşırken bir yandan da çapkınlıklarının düğümünü uyanıklığı sayesinde çözmeye çalışır.Son sevgilisi tiyatro aktristi Ayfer, arkadaşı olan Avukat’ın eski sevgilisi çıkınca olaylar sarpa sarar.

Neredeyse Mükemmel Bulduğum Oyunun İki-Üç Küçük Kusuru Neydi

Oyunu son sıralardan ve üstelik de sandalyelerden izlediğimiz halde konuşmalardan işitemediğim veya anlayamadığım/kaçırdığım bir iki kelime dışında tek replik/cümle olmadı. Ama ne yazık ki aynı şeyi şarkılardaki bazı şarkı sözleri için söyleyemeyeceğim.

Beste ve güfte /orkestra ve solist ses balansı/dengesi değme tonmasterlerin bile zorlandığı bir konu.Kurumsal tiyatrolarımızda da bu konunun bir sorun olduğu anlaşılıyor.Benim nacizane önerim, lafların daha iyi alımlanması/anlaşılabilmesi için koreografinin de şarkıların seyircinin dudak okuyabileceği şekilde düzenlenmesi, artıkilasyona önem verilmesi ve solistlerin mikrafonlarının biraz daha açılması !(Belki de tek kusur benim sağır kulaklarımdır, eğer öyleyse bir baktırmamda yarar var !…)

İkinci kusur ise; dakikalarca süren Cibali Karakolu sahnesinin uzunluğu. Oyundan kopuyor, orkestrayı dinliyorsunuz ama ister istemez konsantrasyonunuz bozuluyor ve oyundan kopabiliyorsunuz.Opera gibi dev dekorlar yerine daha pratik bir dekor çözümü bulunabilirdi.

Üçüncüsü de, oyunun ara dahil tam üç saat sürmesi.Günümüz dünyasına üç perde hem oyuncular hem seyirciler için bir maraton.İki en fazla iki bucuk saat olabilirmiş diye düşünmeden edemedim doğrusu.

Finalde Şakır Şakır Ağlatan Tirat Neydi

Hele sahneye ilk çıktığında bütün salonun alkış tufanına tuttuğu Zihni Göktay’ın oyunun sonunda yaptığı konuşma beni şakır şakır ağlattı. Oyun sonunda bütün salonun dakikalarca alkışı bana Lüküs Hayat ‘ı hatırlattı.

Bu bölümü oyuna kim kattı bilemiyorum. Ama Zihni Göktay sunduğuna göre ben onun yazdığını sanıyorum.

Akademik Dramaturgi ve Uygulamalı Sahne Dramaturgisi Ayrımı

Hep söylüyorum,yazıyorum; asıl dramaturgi oyun kahramanlarının birbiri arasındaki ilişki ve oyunun konusu değil; bunlar üzerinden seyirciye ne verileceği, oyunun ne diyeceği ve bunları ortaya çıkartacak şekilde nasıl bir seyirci oyun ilişkisi kurulacağı olmalıdır.

Atatürk De Bir Dramaturgtu

Atatürk, bu ülkenin gördüğü ilk ve en büyük dramaturgtu. Özsoy Operasını, İran Kralı Şah Rıza Pehlevi’nin ziyareti sırasında sahnelenmesi ve iki ülke arasında imzalanacak bir dizi dostluk, ticaret ve sınır anlaşmasını temine yarayacak şekilde, operanın konusunu bizzat Firdevsi’nin Şehnamesi’nden (İran’ın Dede Korkut’u Firdevsidir ve Şehname de onun Dede Korkut Destanları’nın İran’daki karşılığıdır) alıp hazırlanması emrini vermişti.

Atatürk’ün Özsoy Operası Örneğinde Verdiği Dramaturgi Dersi Neydi

Atatürk neden acaba bu iş için başka bir eseri, örneğin bizim Homeros’umuz Dede Korkut’u ve onun destanlarını değil de bir acem mitolojisini tercih etmişti? Cevap basit. Çünkü Şeyhname’ye göre Türk ve Acem bu kitaba göre iki kardeşti .Gerçekten de Nuh’un oğlu Yasef’in üç oğlundan ikisinden biri Türk (Turan) diğeri de Pers (Acem)tir.

Büyük Bir “Sanatkar” ve “Dramaturg” Olarak Atatürk

Bunun için o, “Efendiler siz hayatınızda mebus olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat hiç bir zaman sanatkar olamazsınız.” derken sanata ve sanatçıya verdiği değerle toplumuna örnek oluyordu.

“Sanatkar“; Atatürk döneminde hem güzel sanatlar hem de zanaatkarlar anlamında kullanılıyordu.O zamanlar “sanatkar”; işinin ustası, ustalığının doruğunda olan, mesleğine / sanatına yeni bir şey katan, yenilik, icad yapabilen,mesleğini geliştirebilen “yaratıcı” anlamındaydı.

Atatürk’e göre, tıpkı mimarlık gibi, toplum mühendisliği yapmak, yeni (laik ve cumhuriyetçi) nesiller yetiştirmek, (kendisi gibi) bilge ve “yaratıcı” bir devlet adamı olmak da bir sanat meselesiydi . Askerlik mesleğindeki kusursuzluk ve mükemmellik tutkusu, onun devlet adamlığı döneminde de temel ilkesiydi ve hiç kuşkusuz ve elbette ki haklı olarak Atatürk de kendisini işini tutkuyla yapan, adanmış, yaratıcı bir sanatkar olarak görüyordu.

Dramaturg dünyada bizdeki gibi salt tiyatro ve dramaturgi eğitimi veren fakülte yada yüksekokul mezunu insan demek değildir.O yurtdışında, başında birkaç şapka birden taşıyan bir uzman, çok yönlü bir bilim ve sanat insanıdır.

Gerçek bir dramaturg, olabiliyorsa aynı zamanda hem bir bilim adamı hem de sanat adamı olan, olabilendir.O bilime de sanata da hakim,ikisi arasında durabilen ve ikisi arasında köprü olabilen donanımlı bir kişidir.

İyi bir dramaturg, neyi, nasıl, niçin yaptığını bilen kişidir. İyi bir dramaturg, deyim yerinde ise bilgisayar yazılımcısı gibi, yeni nesillerin yeni bir dünya yaratmalarının yollarının önünü açan insandır.

O bir tasarımcıdır. O bir öngörendir. Bir çeşit bilici, kahin, öngörüleri, önsezileri güçlü olmalıdır. Repertuvarın ön araştırmasını yapan Sanat Yönetmenine ve öneriler sunandır.

Atatürk de, Osmanlı’dan farklı olarak yeni Cumhuriyet nesilleri yetiştirmek için tiyatroyu bu dönüşümde aktif rol alacak kültürel ve sanatsal bir aktör olarak görevlendirirken aslında dramaturgiden başka bir şey yapmıyordu.

Muhsin Ertuğrul ve Batı Yanlı Osmanlı Tiyatrosundan Şehir Tiyatrosuna Geleneğin Aktarılmasında ve Sentezinde Yaptığı Dramaturgi Çalışması

Türk Tiyatro Sanatı’nın ikinci büyük dramaturgu Muhsin Ertuğrul idi. Osmanlı Tiyatrosu Geleneğini; Operetleri, Tuluat Tiyatrosunu, Mınakyan tarzını, ilk Türk aktör Ahmet Fehim geleneğini, Güllü Agop’un Osmanlı Dram ve Komedi Tiyatroları geleneklerini, kısaca “alaylılık” geleneğini “okulluluk/konservatuarlılık geleneği ile Şehir Tiyatrosu potasında eritti ve modern Türk Tiyatrosu’nu kurdu.

Zihni Göktay’dan Atatürk Ve Muhsin Ertuğrul Benzeri, Bir Tiyatro Ermişi Gibi; R Uygulamalı Bir Dramaturgi Çalışması

Bana göre, çekirdekten yetişen bir alaylı olarak, kendi kendini yetiştirmiş ve kendi göbek bağını kendi kesen bir sanatçı olarak Zihni Göktay da çağımızın en önemli dramaturglarından biri. Onun diğer dramaturglardan farkı, o dramaturgisini teoride değil pratikte; sahnede yapıyor .

TİYATRODA /SANATTA HİÇBİRŞEY TAMAMEN DOĞAÇLAMAYA/TULUATA BIRAKILAMAZ; O ANDA İÇİNDEN GELENLER BİLE (YÖNETMENLE VE DİĞER OYUNCULARLA DAHA ÖNCEDEN PAYLAŞILSA DA PAYLAŞILMASA DA) HİÇ OLMAZSA SINIRLARI ÇİZİLEREK KAFADA DA OLSA TASARLANMIŞ, PLANLANMIŞ, DÜŞÜNÜLMÜŞ (O TULUATIN/DOĞAÇLAMANIN OYUNUN BÜTÜNLÜĞÜNE YADA O PARÇASINA UYGUNLUĞU) HESAP EDİLMİŞ OLSA GEREKTİR

Göktay, hem nalına hem mıhına vuruyor, eleştiri yapacaksa kendinden kendi kurumundan başlıyor. Lafı denk getirerek diyeceğini diyor,söyleyeceğini söylüyor. Kendisinin de altını çizdiği gibi (bu da ne yaptığını çok iyi bildiği ve bunu bilinçle yaptığını gösterir) Şehir Tiyatroları olarak kuruluşundan bu yana halkın hem eğitimi hem de komediyi dengeleyerek vermeyi ilke edindiklerinin altını çiziyor.

GÖKTAY’IN KOMEDİ GELENEĞİNİN KÖKENLERİ; ATALLAN FARSLARINA, MİMUS OYUNCULUĞUNA, LATİN KOMEDYASINA KADAR BENZEYEN (BELKİ DE UZANAN) GELENEKSEL KOMED İ KAHRAMANLARIMIZ KARAGÖZDEN, KAVUKLUDAN, İBİŞTEN GELİYOR

Göktay, Cibali Karakolu’nda sadece çapkın bir Komiser değil, o aynı zamanda hiç şüphesiz modern bir Karagöz, çağdaş bir Kavuklu, günümüzden bir İbiş’tir. Bizim çoğu Karagöz ve Ortaoyunu oyunlarımızın kökenleri/menşei/kaynağında Antik Yunan Aristophanes’in ve Latin oyun yazarları Plautius ve Terentius’un olduğu gibi; Cibali Karakolu’nun kökenlerinde de İstanbul’un Roma döneminden kalan tiyatro yazarlık ve oyunculuk geleneklerinden izler ve bir devamlılık var.

Metin And, (sonradan benim de bulunduğum 1990’lı yıllarda, A.Ü. DTCF. Tiyatro Bölümü’ndeki bir “Geleneksel Türk Tiyatrosu dersinde, bizzat yazdığı o eseri yanlış yaptığını söyleyerek “inkar” ettiyse de) “Bizans Tiyatrosu” adlı eserinde; Karagözdeki Osmanlı İmparatorluğu ile İstanbul’da yaşayan azınlık tipleri ile Bizans İmparatorluğu ve İstanbul’da yaşayan tipler arasında benzerlikten çok daha ileri ve fazla paralellikler olduğu iddiası vardır.

İddia sahibi Karagöz araştırmacısı Alman bilgini Reich’tır. Karagöz oyununun kaynağı konusunda Reich’ın ileriye sürdüğü bu görüşe göre, Karagöz’ün Bizans aracılığıyla eski Yunan ve Roma mimus oyunlarına bağlanmıştır.

Bu yazara göre, Türkler İstanbul’u alınca, Bizans mimus’u dilini, yenenlerin diline uydurmak zorunda kalmıştır. Bu bakımdan, Karagöz, Bizans mimus’unun ardılıdır; Türkler Bizanslıların başı kel, karnı şişkin mimus’unu Pişekâr’la Hacivat, eli şakşaklı Maccus’unu da Kavuklu ile Karagöz yapmışlardır.

Karagöz’ün de, mimus’un da temeli taklide dayanmaktadır; bu oyunlar, İstanbul’daki çeşitli ulusları ve bu ulusların tuhaf tuhaf konuşmalarını taklit ederler; ikisinde de meyhaneci, tacir, dilenci, Yahudi, Ermeni, Arap v.b. tipleri bulunur; her iki oyunda da phallus( yun. phallos: erkeklik uzvu) vardır.

Her ikisinde de danslar, şarkılar, açık saçık cinaslar, kaba deyişler, tokat atmalar, itişip kakışmalar ve siyasal taşlamalar vardır; konular arasında da benzerlikler görülür v.b. Türk incelemeciler, karagöz’ün mimus’tan çıktığı görüşüne katılmamaktadırlar.

Bununla birlikte, Metin And, söz konusu yakınlıkları göz önünde bulundurarak, «kanıtların yetersizliği karşısında etkileşme yerine benzeşmelere değinmek daha sakıntılı olur» demiş, bu benzeşmeleri 7 maddede toplamıştır.

Ayrıca, karagöz’le mimus arasındaki benzerlikleri inceleyen Alman bilgini Reich’ın eserini özetledikten sonra da şöyle demiştir: «Reich’ın açtığı bu çalışma alanı bir incelemeci beklemektedir. Mimus’u en az Reich kadar tanıyan bir incelemeci bugün elimizde geniş sayıda bulunan karagöz metinleriyle ya Reich’ın görüşlerini doğrulayacak, ya da onları çürütecektir.»

“Doğu İmparatorluğu, Batı’dan ve Helen uygarlığından birçok puta tapıcı şenlikleri, bunlarla beraber dansları, geçit alaylarını, çeşitli tiyatro temsillerini, Roma’dan da hipodromu almıştır. Din adamları, halkın bilinçlerinde kök salmış bu törenleri büsbütün kaldıramayacağını anlayınca, siyasetini değiştirmiş, bunları kendi denetimi altına almış, onları Hıristiyanlaştırmıştır. ”(AND, Metin, Bizans Tiyatrosu, EK:2)

Esasen bizim tiyatromuza kısaca bir uyarlamalar ve kadim ve klasik eserlerin ele aldığı konu ve temaların çağdaş güncellemeleridir demek bilmem ki çok haksızlık mı olur ? Platus’un “Çömlek” oyunu nasıl ki Molier’in “Cimri” oyununda güncellenerek uyarlanmış ise Molier’in hemen bütün eserleri de Ahmet Vefik Paşa tarafından o günün Osmanlı toplumuna uyarlanmıştı.

Dolayısıyla Cibali Karakolu oyununun konusu her ne kadar Fransız bir oyunu ise de araştırıldığında görülecektir ki o oyunun da menşei ve esinlenildiği kaynak ya Latin Komedyasıdır ya da Antik Yunan Komedyası.

Kılık değiştirme, ikizler ya da “biri sahte iki isimli olmak” gibi trükler klasik ve antik komedinin en sevdiği ve en çok sıklıkla kullandığı özelliklerdendir. Ayaküstü bin yalan söyleyen bu Komiser, bu palavralarıyla Platus’un kılık değiştirmiş “Palavracı Asker”in den başka nedir ki ?

Aynı kişiye aşk, aşıkların paylaşılamaması trüğü de Shakespeare oyunlarında da olduğu gibi Latin Komedilerinde de çok kullanılan bir şeydir ki Terenteus’un Andros Güzeli ve iki aşığı ile Cibali Karakolu’ndaki oyuncu Ayfer ile iki aşığı arasında yadsınmaz bir paralellik çok aşikardır.

Benim gözyaşlarına boğulma nedenim ise; oyunun finalinde dile getirilen temayı ve vurguyu benim de “Kadın İsterse” (Aşk Grevi) adlı oyunumda vurgulamam değildi sadece;beni asıl duygulandıran, aynı zamanda Cibali Mahallesi gibi; Alevisi, Sunnisi, Kürdü, Arnavutu, Ermenisi, Lazı, Rum’u, Çerkez’i, Yahudisi, Süryanisi vb. hep birlikte, kardeşçe, elele barış içinde yaşama özleminin dile getirilmesiydi.

Oyunculuklar

Takım oyunculuğunun güzel bir örneğinin verildiği oyunda yine de öne çıkan rolleri anmak gerekirse; Komiser’in “dırdırcı kadın tiplemesiyle” karısı Asuman rolünü oynayan Derya Kurtuluş; oyundaki düğün sahibesini, eli maşalı baskın karakterli kadın tiplemesiyle göz dolduran, Nazire rolünde Berrin Koper; Komiser’in yine çapkın ve rüzgar nerden eserse o yöne dönen işbilir bir avukat olan Damat rolündeki arkadaşı rolündeki Tarık Şerbetçioğlu; Gelin’in babası rolündeki (Hürriyet ‘in Pazar ekinde eskiden “Bizimkiler” diye çizgi karikatürlerden fırlamış gibi) on numara gözlük takan, bedenini bir akrobat (bana izlerken rahmetli Feridun Karakaya’yı anımsattı)ve papdomimci ustalığında kullanabilen Hakkı rolünde Naci Taşdöğen; çapkın komiserin yeni ve damat avukatın eski sevgilisi olan,kıvrak ve dinamik oyunculuğu ile dikkat çeken, tiyatro aktristi Ayfer rolünde Eylül Soğukçay ve “r”leri söyleyemeyen ve biraz saftirik Gelin tiplemesi ile Hülya Arslan Soğukçay ve çok bilmiş, hazırcevap hizmetçi tiplemesiyle Şehnaz Bölen Taftalı; Zihni Göktay’dan sonra oyunu sırtlayan başarılı isimler.

Lüküs Hayat gibi uzun ömürlü olmasını dilediğim bu güzel oyun için emeği geçen herkesi kutlar başarılarının devamını dilerim.

Cibali Karakolu
Yazan : HENRİ KEROUL- ALBERT BARRE
Çeviren : MUAMMER KARACA – REFİK KORDAĞ
Yöneten : NEDRET DENİZHAN
Sahne Tasarımı : RIFKI DEMİRELLİ
Kostüm Tasarımı : CANAN GÖKNİL
Işık Tasarımı : MUSTAFA TÜRKOĞLU
Koreografi : SENEM OLUZ
Efekt : LEVENT AKMAN
Süre : 3 SAAT 30 DAKIKA
OYUNCULAR
BERRİN KOPER, CEM KARAKAYA, CEM URAS, DENİZ YEŞİL MAVİ, DERYA KURTULUŞ, DOĞAN ALTINEL, ERTAN KILIÇ, EYLÜL SOĞUKÇAY, HÜLYA ARSLAN, HÜSEYİN KEFELİ, İBRAHİM ULUTAŞ, MURAT BAVLİ, MÜGE ÇİÇEK TÜRKOĞLU, NACI TAŞDÖĞEN ,SEZA GÜNEŞ, ŞEHNAZ BÖLEN TAFTALI, TARIK ŞERBETÇİOĞLU, TUĞÇE AÇIKGÖZ, ZİHNİ GÖKTAY
KONUSU (www.ibb.gov.tr)
Cibali Karakolu hali hazırda varlığını koruyan pek çok gerçeğe ışık tutarak geçmişten günümüzü yansıtan eleştirel bir ayna olmayı başarıyor. Öğrenilmiş kadın erkek ilişkileri başta olmak üzere, paranın ilişkilerdeki etkisi, çeşitli kurumlardaki eksikliklerin neden olduğu yetersizlik, toplumsal ve politik yaşama dair eleştirilerle biçimlenen oyun, güldürmek kadar yeniden cevaplanması gereken pek çok soruyu da beraberinde getirmektedir.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Şehir Tiyatrosu Cibali Karakolu ile Karşımızda” yazısına bir yorum var.

  1. Nezih Akkutay dedi ki:

    Oyunu dün akşam Almanya’da izledim. Yazar sanki dün akşamki oyundan sonra görüşlerini aktarmış. Şarkılarda hangi sanatçının dudağından metni takip edebilirim diye bakındım, Ayfer’der izlemeye çalıştım. Çok keyif aldık. Zihni Göktay çok formdaydı. Teşekkürlerimizi sunarım.

Yorum


işlemi tamamlayınız: