Nejla Uygur, Yıllar Sonra Bir Müzikalle Sahnede: ‘Marko Paşa’

Üstün Akmen

Sahnede oynamayan yaşayan, doğaçlamalarını zeka pırıltıları ile dolduran,  tiyatro sahnesinde oyunculuk sazını neresinden tutacağını çok iyi bilen ve 84 yaşında bizleri bırakan Nejat Uygur’un (1927-2013), 25 yıl önce sahnelediği “Marko Paşa” başlıklı oyun 2015’den 2016 sezonuna doğru perde açmayı sürdürüyor.

Büyük Usta Nejat Uygur tarafından uzun yıllar sahnede tutulan “Marko Paşa”, yeni bir yorumla Süheyl ve Behzat Uygur Tiyatrosu tarafından geleneksel Türk tiyatrosu ekolünde önemli yeri olan operet tarzında oynanmakta. Avusturyalı Gazeteci, Oyuncu ve Yazar Franz Von Schönthan (1849-1913), Oyuncu, Oyun/Söz Yazarı Gustav Kadelburg (1851-1925) tarafından yazılan ve Nejat Uygur tarafından hem dilimize, hem de geleneksel Türk Tiyatrosu kalıplarına uyarlanan oyun, bu kere on beş farklı şarkıyla ve danslarla zenginleştirilmiş. Oyun izlenilirken tuluatın ve modern tiyatronun bir aradalığında operet tadı alınmakta. Gülünç gelişmeler toplumsal, siyasal yergi öğeleriyle harmanlanmakta.

Yaratıcı Kadro

Sadık Kızılağaç’ın operet için tasarladığı kostümler tek kelimeyle zevkle çizilmiş, tasarımından dikimine her birine güzellik ve kalitenin kokusu sinmiş. İlle de eleştirmek için Muallim Kızı Güzin’in çantası diyeceğim ya, neyse!

Müzikal dediğimiz zaman, operet dediğimiz zaman başarılı aydınlatma, capcanlı dans gösterileri, sahnede güzel duran güzel oyuncular, şatafatlı giysiler yanı sıra görkemli dekor akla gelir diyeceğim, ama salon/sahne sorunlarını bildiğim için Uğur Babürhan’ın minimalist,  sahne tasarımına ses etmeyeceğim. İşlevselliğini yeterli sayacak, Babürhan’ı öveceğim. Ammaaa! 1920’lerin son yıllarında geçtiği anlaşılan zaman diliminde “long play”lerin işi ne yahu” diye de ekleyeceğim.

Ömer Yılmaz, anlam/anlatım yüklü adımlar ve dans hareketleri saptayarak fevkalade başarılı bir koreografi yapmış. Dans edenlerin tümünü gerçek anlamıyla başarılı kılmış.

Gürcan Arsu, ışık tasarımında çok fazla ışık efekti kullanmayarak seyircinin dikkatinin dağılmamasını göz önünde tutmuş.

Müzik tasarımını yapan Serpil Günseli, Uğur Babürhan’ın sözlerini başarıyla notaya büründürmüş. Bir anlamda, Türk ve Batı müziğinin sentezinin yapıldığı; Batı müziğinin dramsal anlatım tekniklerinden sahne müziği yararına faydalanıldığı, Muhlis Sabahattin Bey’in deyimiyle “ne alaturka, ne de alafranga” olan besteler yaratmış.

Uğur Babürhan’ın Rejisi Ve Oyunculuklar

Müzikalin dekor tasarımı ve şarkı sözleri yanı sıra rejisini de yapan Uğur Babürhan, mizanseniyle seyirci topluluğunun birleşik tepkisini sağlamış. Sahne üzerinde her “an”ın bir anlamı olduğunun bilincinde bir çalışma yapmış.

Bildiğim şu ki, operetin oyuncudan bir akışkanlık, canlılık istediği, hatta beklediğidir. Bu açıdan bakarsam, tüm oyuncuların görevlerini başarıyla yaptıklarını açık yüreklilikle söyleyebiliyorum. Doktor’da Önder Keskin, Güzin’de Burcu Afşin, Seyfettin ve Hizmetçi’de Ömer Yilmaz yönetmen ne istediyse seyirciye başarıyla aktarıyorlar.

Mürvet’te Leyla Yüngül’ü anında mercek altına aldım. Yüngül, sahnedeki oyun arkadaşlarını görüyor gibi yapmıyor, gerçekten görüyor; karşısındakini dinlermiş gibi davranmayıp, gerçekten dinliyor; hatta dinlemekle de yetinmeyip, anlatıyor. Anlatmakla da kalmayıp, tiyatroda küçük rol olmadığını kanıtlıyor, örnekliyor. Zannım o ki iyi bir müzikal oyuncusu kazanılıyor.

Meziyet’te Şahnaz Çakıralp’in yaratıcı çalışması ise, tam bir tepki özgürlüğünü kapsamakta. Uğur Babürhan’ın can verdiği Paşa ise sadece dışsal fiziksel gerçekliğiyle değil, içsel durumuyla da seyirciye yansıyor.

Nejla Uygur’a ‘Ole’

Yılların Oyuncusu Nejla Uygur’u eleştirmek kimin haddine! Sahnede duruşuyla bile Müşerref’in duygularını, iradesini, aklını, tüm varlığını harekete geçirmeye yetiyor.

Suat’da Behzat Uygur ile Hayrullah’da Süheyl Uygur’a gelinceee…

Oyun boyunca fevkalade tempolu bir oyun vermekteler.

Çok da iyi paslaşıyorlar.

Oyuncunun yaratıcı hali, beklenen ya da beklenmeyen bir uyarıcıya olan tepkisi gibi, kendiliğinden ve doğru olduğu zamanki haliyse, bu iki oyuncunun alnından öpmeli diyorum, zaten başka da bir şey demiyorum. Bu tür oyunların, operetlerin, müzikallerin izleyicinin içinde beslediği tiyatro sevgisini kaşıdığına inanıyorum.

Süheyl ve Behzat Uygur Tiyatrosu yapımı “Marko Paşa”, hiç kuşkum yok ki Nejat Uygur’un ruhuna değiyor.

Ekibi yürekten kutluyorum.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: