Barışın Çivisini Çakmak

Üstün Akmen

Cesedi Muğla’nın Bodrum ilçesinde kıyıya vuran 3 yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdî için “çok üzülen” devlet cüceleri; TV haber programlarını ve gazetelerini merhamet renklerine boyayan medya havuzu, vicdan sömürüsü yapma işlevlerini hâlâ sürdürüyorlar.

Sultan ve Vezîr-i Âzam Kiziroğlu Ahmet Bey, mülteci sorunu karşısında Avrupa’yı “İnsanlığa davet” ederlerken “Biz büyük bir devletiz. Sınırlarımızı 2 milyon mülteciye açtık” diye böbür böbür böbürlenip övünüyorlar ve de elbette mazlum insanların yerinden yurdundan edilmesinin, mülteci olarak aç susuz yollara düşmesinin sorumlusu olduklarını söyleyemiyorlar. Sorarsanız, 2 milyon mültecinin asgari yaşamsal gereksinimlerini karşılama konusundaki becerisizliklerini kem küm edip bir türlü itiraf edemiyorlar.

Cizre, Gever, Silopi, Lice, Varto, Suriçi’ndeki çocukları sokakta/evde ölüme mahkum eden iğrenç siyasetin uygulayıcıları “Şehit” askerlere acıyormuş gibi yapmayı da görev sayıyorlar.

Sahtekarlar!

Utanmıyorlar

İlleri, ilçeleri kurşun yağmuruna tutuyorlar, evlerinde oturan insanlarımızı öldürüyorlar. Çocukların cesedi kokmasın diye cenazesini buzdolabında saklayan anayı görmezden gelip, ayak topu maçında “goool” çığlığı atıyorlar. IŞİD işbirliğiyle Suruç’ta katlettikleri 33 can için bir Kürt anasının: “Şimdi bu çocukların anasına, babasına ne diyeceğiz? Keşke biz ölseydik. Ne de olsa biz bu duruma alışığız” diyen anayı duymazdan geliyorlar.

Ellerini kaldırarak, silahsız olduklarını belli eden Yüksekova (Gever) halkına kurşun yağdıranlar, ateş altında bile “barış” çığlığı atanlardan söz etmiyor, ellerini tetikten çekmiyorlar.

TOMA’lara karşın meydanlara çıkanlara aldırmıyorlar.

Ar/haya kalmamış, utanmıyorlar.

‘İnadına Barış İnadına Özgürlük’

Zannım şu ki halklar artık oyunu kavradı.

Türkiye halkları 1 Kasım seçimlerinde bu Osmanlı/Muaviye oyununu bozacak.

O zaman, barışın bir tarafın kökünü kazımakla olamayacağı kanıtlanmış olacak.

“İnadına barış, inadına özgürlük” nidaları gökyüzünü kaplayacak. Bu seslere ırkçı, kafatasçı bireyler bile karşı duramayacak.

“Barışı buzdolabına kaldırdık” diyerek sözünden dönen, “400 milletvekili verseydiniz bunlar başınıza gelmezdi” diye yakınan (!) Sultan, Türkiye’deki iç savaşı körüklemeye artık devam edemeyecek. Kürtlerin yaşadığı yerler özel harekatçılarla, polis ve askerlerle abluka altında tutulamayacak.

Meydanlara Çıkmamız Gerekiyor

İç savaşı körüklüyorlar.

HDP binalarına saldırdılar, yaktılar, yıktılar. Kürt vatandaşlara linç girişiminde bulundular. Maraş, Çorum, Malatya, Gazi ve Sivas Madımak Katliamlarının bir anlamda provasını yaptılar.

Sistemle hiç de ters düşmeyen Hürriyet gazetesini iki kez bastılar; AKP’nin kendisi gibi düşünmeyenleri yok etme isteğini bir kez daha kanıtladılar.

Sessiz kalındıkça sosyalistleri, devrimcileri, Alevileri, sosyal demokratları, liberalleri, aydınları, sanatçıları ve sisteme karşı duranları, “bana ne yahu”cuları sıraya koyacaklar.

Şeriat düzenini dayatıyorlar, din ticareti yaparak, kitleleri uyutup yolsuzluklara devam etmek istiyor, yargılanmamayı amaçlıyorlar.

Bu durumda, artık meydanlara çıkmamız gerekiyor.

“Barış” isteğimizi inatla vurgulamalı, asker ailelerine bu savaşın bizlerin savaşı olmadığını anlatmalı, ölenlerin hep yoksul ailelerin çocukları olmasının altındaki giz perdesini halkın önünde kaldırmalıyız.

“Barışın çivisi çıktı” diyenlere karşı, barışın çivisini birlikte çakmalıyız.

Görünen bir gerçek var: Halkların direnişi çok geç kalıyor!

Yalçın Topçu! Sen İşine Baksana!

İstanbul Atatürk Kültür Merkezinden (AKM) haberi olmayan kültürlü kültür bakanlarımızdan Yalçın Topçu, Cizre’ye yürüyen iki HDP’li bakanı sert bir dille eleştirmiş, kendilerini istifaya davet etmiş, aksi halde azledilmelerini istemiş. Bu arada: “Vazifemiz millete hizmet etmektir” demiş.

“Millete hizmet etmek(!)” için HDP’li bakanların Cizre’ye yürümesine neden böyle dellenmiş anlayamadım.

Yahu kardeş, sen Kültür ve Turizm Bakanısın, nene gerek senin HDP’li vekil nereye yürüyor, hangi yöne koşuyor!

Sen, 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu Kararı’yla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden açılamadığını araştırıp tarihe geçsene.

Koruma kurulunun, 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara ajans tarafından neden uyulmadığını, dolayısıyla 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğine eğilsene.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğunu hiç değilse benden öğrenip: “AKM’nin bu halde bırakılması bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına gelir” desene.

Uygulama için İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikayetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunsana.

Sherlock Holmes olup Kaçak Saray’a yaranacağına işini yapsana!

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: