‘Eksilmez Saygı ve Artan Sevgilerimle’

üstün akmen[Rengin Uz’un Evrensel’de yayımlanan Üstün Akmen’in ardından yazdığı yazıyı yayımlıyoruz.]

(Bu başlık, Üstün Akmen’in, ‘ Değerli Dostlar’ diye başlayan maillerinin bitiş cümlesidir ki bence onu çok iyi anlatır) 

Üstün Akmen için yazı yazmak, onun ardından onu anlatmak… Bizi terk ettiğine inanamamışken, bu kadar üzüntülüyken nasıl olacak bu? Ruh halim nasılsa öyle olacak! Filmi geri sarmalıyım. Üstün Bey, 7 yıl önce, benden Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri Tiyatro Seçici Kuruluna katılmamı istedi. O dönem Posta gazetesinde ‘Sahne Büyüsü’ adlı köşemde oyun eleştirisi yazıyordum. Küçük Sahne’de yaptığımız o ilk toplantıda tanıştık. Bir İstanbul beyefendisi vardı masanın başında. Kibar, özenli giyinmiş, nazik, esprili, sıcakkanlı. Hemen ısındık birbirimize. Sadri Alışık Tiyatrosundaki çalışmalarımız ahenkle sürerken, yollarımız Tiyatro Eleştirmenleri Birliğinde de kesişti. Yine onun başkanlığında, Yönetim Kurulunda iki dönem birlikte çalıştık. Yani benim Üstün Bey’e ‘ Siz benim kalbimin başkanısınız’ demem boşuna değil…

SİZ SAHNEDE, OYUNCULAR SALONDAYDI…

Üstün Akmen’in nasıl gözü kara bir tiyatro tutkunu olduğunu, biricik sevgilisi Şaylan’dan sonra en çok tiyatroya vurgun olduğunu onu tanıyanlar iyi bilir. Üstün Bey, sözünü hiç sakınmaz, nerede bir haksızlık var ordadır, kalemiyle, sözüyle… Öncülük eder, yol gösterir, destek verir. Şehir Tiyatrolarının kapatılması gündeme geldiğinde, yan yana yürüdük İstiklal Caddesi’nde, Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunun önünde birlikte haykırdık ‘İnadına Özgür Tiyatro’ diye. AKM için az uğraşmadı, az yazmadı. Mahkemelerde ifade vermekten gocunmadı.  O, hem çok çalışkan bir tiyatro adamı hem de keyif adamıydı. Bu dili geçmiş zaman da nerden çıktı!  Biz bilirdik ki, Üstün Bey’le toplantılarımız verimli ve keyifli geçecek. Park Cafe’te, TEB oyun dergisinin toplantısında, çayla başladığımız, birayla devam ettiğimiz ve narlı votkayla bitirdiğimiz olurdu. Ne çok toplantı yaptık biz sizinle Üstün Bey… Ne çok anımız var… ne çok… Hepsi de güzel anımsadığım… Nasıl bir enerji sizdeki… Sadri Alışık Tiyatrosunda toplantımız biter, eve giderim, bilgisayarımı açtığımda, Üstün Bey’in maili çoktan gelmiştir. O günkü gündem, izlenecek oyunlar, öne çıkanlar, adaylar. Bir süre sonra da yeni toplantı için yeni bir mail ‘ Değerli Dostlar’ diye başlayan , ‘Eksilmez saygı ve artan sevgilerimle’ diye biten. 28 Ekim tarihli mailiniz hâlâ duruyor; ‘Lütfen not ediniz toplantı 12 Kasım Perşembe saat 16.00’da’. Biz not ettik de siz bize çok acı bir oyun oynadınız. Sözünüzü tutmadınız, ilk defa. Toplantıyı öne çekmek  ve mekan değiştirmek zorunda kaldık.  3 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde toplandık. Size veda etmek için. Galalarda en ön sırada görmeye alıştığım, kimi zaman yan yana oyun seyrettiğim salonda, sizi sahnede görmek! Hem nasıl! Bana, bir tiyatro sanatçısının kaybında en acı bu gelmiştir, kanlı canlı oynadığı sahnenin orta yerinde naaşının durması. Yerler değişti, siz sahnede, oyuncular salondaydı…

Duyduğumda hıçkırmaya başladım. Hani geçmişti nefes darlığınız, hani bana iyiyim şimdi demiştiniz.  Çok olmamıştı konuşalı, yeni mesajlaşmıştık. Lütfen şaka olsun… İnanamadım, inanmak istemedim. Hayat dolu, enerjisiyle hepimizden genç Üstün Akmen artık yok muydu? Çok ağır geldi. O ilk şaşkınlık ve derin sarsıntıda bile düşünmeden edemedim ‘Ben Şaylan Hanım’ın yüzüne nasıl bakarım, onu hangi kelimelerle teselli edebilirim?’

ONUN KAVGASI HEP DAHA ÖZGÜR BİR TİYATRO  İÇİNDİ

Siz her yerde olabilirdiniz, böyle bir özelliğiniz vardı. Bazen takip etmekte zorlanırdık arkadaşlarla. Tiyatro neredeyse siz oradaydınız. Günü birlik Eskişehir’e gidip bir panele katılıp akşam da  Bakırköy Belediye Tiyatrolarının galasına katılabilirdiniz. Ertesi sabah erkenden Ordu’ya ya da Antalya’ya uçabilirdiniz. O hüzünlü kasım günü de aslında Mardin’de olacaktınız. Üşenme diye bir kelime yoktu lügatinizde. ‘Çocuklar çağırdı, kıramadım’ der ve her oyuna önce siz koşardınız. Ama işte ah o çocuklar!  Ne törende, ne cenazede gördüm ben onları. Siz genç tiyatroculara laf kondurmazdınız biliyorum ama bence biraz vefa gösterebilirlerdi. Hepsinin üzerinde emeğiniz var. Eleştirilerinizde buram buram ‘Üstün Akmen’ damgası olurdu.  ‘Göz bebekleriniz’ ve ‘Mercek altına aldıklarınız’ dan vazgeçemezdiniz.  Yazılarınızda, alınlarından öpmeyi pek severdiniz beğendiğiniz oyuncuların. Falanca oyunda falanca genç oyuncuyu tanımaktan mutluluk duyduğunuzu yazmak size ayrı bir mutluluk verirdi . Üstün amca tavrınızı takındığınızda, ‘ Bana kızma ama çalış’ derdiniz babacan bir üslupla. Çekemeyenler, kıskananlar, takanlar, üzenler olmadı mı ? Oldu. Kavgaya, polemiğe girmedi. Onun kavgası hep daha iyi, daha özgür bir tiyatro ortamı içindi.  

Kitaplar, her oyundan sonra yazılan eleştiriler, festivaller, jüri başkanlığı, TEB Başkanlığı, bitmeyen galalar, geziler… Üstün Akmen’i hiç yorulmaz sanıyordum. Ama yoruldu. Mart ayında, 9 yıl başkanlığını yaptığı ve çok saygın bir yere getirdiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliğinin başkanlığını bırakmak istediğinde anladım. Üzüldük, caydırmak istedik ama kararlıydı. Baktık ki çare yok, Yönetim Kurulundan arkadaşım Beki Haleva ile yüksek kaldırımı birkaç kez arşınladık, Üstün Bey’e layık bir plaket bulmak için. Rampa Tiyatroda ben sundum teşekkür beratını tüm Yönetim Kurulumuz adına. Sonsuz teşekkür ve minnet duygularımızla. Duygulandı, mutlu oldu. Heyecandan ‘ Sizinle çalışmak onurdu’ demeyi unuttum bu yoksa! 

TÜRK TİYATROSU ‘ÜSTÜN’ SAVAŞÇISINI KAYBETTİ

Şaylan Hanım’ın halinden en iyi siz anlarsınız. Yıkıldı. Toplantılar dışında sizi hiç ayrı görmedim. Ne güzel bir Bursa gezisi yapmıştık birlikte. Biz Şaylan Hanım’la, Koza Han’ın büyüsüne biraz fazla kapılınca, nerdeyse oyunu kaçıracaktık! Sanki hafif kızmıştınız bize! En nazik şekilde! Çok eğlenceliydiniz birlikte. Çok sahici. Hiç unutmuyorum, Bursa’dan Tirilye’ye gitmek için araca binerken elini tutup yardım etmediniz diye sitem etmiş: ‘Aaaa Üstün sen eskiden benim elimi hiç bırakmazdın’ demişti de gülüşmüştük. Ah ayrıldı şimdi o eller! Meyhaneler bir başka keyifti. İş arkadaşlığı giderek aile ortamına taşınmış, eşlerle birlikte yemekler başlamıştı. Nasıl keyifliydik yaz tatilinden önce Beşiktaş’ta gittiğimiz meyhanede . Hani, sezon başlayınca yine gidecektik. Birkaç kadeh rakıdan sonra başlardı şarkılar, Şaylan Hanım’a ilanıaşklar… İtalyan Lisesi sıralarında başlayan aşkınızı masal gibi dinlerdik… Ah Üstün Bey, sizin her halinizi sevdik biz… 

Biz, Sadri Alışık Seçici Kurulunda, birbirini seven, bağlı bir ekibiz. Nazar mı değdi?  Çolpan İlhan, Osman Şengezer ve Üstün Akmen. Türk tiyatrosu ‘Üstün’ savaşçısını, çok önemli, çok üretken eleştirmenini, bir düşünce adamını, bir muhalifi kaybetti. Ben, bir dostu, bir ağabeyi, başkanımı kaybettim. Çok eksildik, çok yalnız kaldık. Artık tiyatro sezonunun tadı kaçtı, rengi kalmadı. Her galada gözlerim sizi arayacak, Şaylan Hanım’a her baktığımda içim cız edecek…Ama söz veriyorum, Üstün Akmen adını yaşatacağız…

Sizi çok özleyeceğim… Eksilmez saygı ve artan sevgilerimle…

Evrensel

Yorum


işlemi tamamlayınız: