Devrimden On Altı Yıl Önce “Ayaktakımı Arasında”

Erkal Umut

1Maksim Gorki’nin “Ayaktakımı Arasında” adlı yapıtı, bu sezon İstanbul B.B Şehir Tiyatro­larında sahneleniyor.

Ekim Devrimi’ni oluşturan koşulların içinden kimi insan manzaralarını ele alan Gorki’nin bu oyunu; yıllar sonra isim babalığını yapacağı “Sosyalist Gerçekçi Sanat”ın öncü özelliklerini barındırması bakımından Sovyet Edebiyatı’nın önemli eserleri arasında sayılmaktadır.

Gorki, bu oyunundan bir kaç sene sonra yazdığı “Ana” adlı romanı da, Sosyalist Gerçekçilik anlayışının ilk örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Oyun Metnine Dair

Gorki’nin “Ayaktakımı Arasında” adlı oyunu, ilk kez 1902 yılında, Konstantin Stanislavsky tarafından, Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenmiş. Satin karakterini K.Stanislavsky canlandırmış.(Resim I ve II)

Oyunun İngilizce adı “The Lower Depths” olarak söyleniyor. Bizde de ilk çevirisini yapan Vâlâ Nureddin, “Ayaktakımı Arasında” olarak çevirmiş ve öyle kalmış. Bu çeviri de 1936 ve 1940 tiyatro sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosunda oynanmış. Ayrıca Oyun 1941 yılında yayımlanmış. Mitos – Boyut yayınevi de “Dipte” adıyla, Koray Karasulu çevirisiyle bu oyunu yayınlamış. İş Bankası Yayınları da yine aynı çevirmenin çevirisiyle “Ayaktakımı Arasında” adıyla yayınlamış bu oyunu. Oyun adının “Diptekiler” olarak çevrilmesi gerektiği de ayrıca söylenegeliyor.

Oyunu önemli kılan yanlarından biri, Ekim Devrimi’nden 16 yıl önce yazılmış olmasıdır. Bu yanı ile devrim öncesi sürece dair – nerdeyse- bir belge niteliğindedir denilebilir. Dünya tarihini etkileyecek büyük bir dönüşümün hemen öncesinde, devrimi hazırlayan koşulların hemen içinde ekonomik ve sosyal olarak “dibe” itilmiş insanların, Gorki’nin kaleminden damıtılmış öyküleri kuşkusuz son derece değerli.

Oyun, örneğin “Ana” yapıtındaki gibi, net politik söylem ve alabildiğine politikleşmiş taraf ve durumları içermiyor. Oyunun adı, yazarı ve oyun konusunun geçtiği dönemi bilen ve oyun broşürünü okuyan izleyici, oyunu izlemeden önce, daha “politik” bir oyunla karşılaşacağını sanabilir; öyle değil. Hatta, oyun metninde, “çıplak” anlamda hiç bir politik sözcüğe ya da bir anlatıma bile rastlayamazsınız.

Kuşkusuz, oyun politik bir oyun. Ancak bu politiklik, açık bir politik söylem üzerinde değil. Her anlamda yok sayılmış, dibe itilmiş insanların umutsuzluklarını, çaresizliklerini, kıstırılmışlıklarını, toplumsal bir dönüşümün öncü sancılarını; klasik dramatik anlayışın kimi ayarlarıyla oynayarak aktarmış Maksim Gorki.

2

Sahnedeki 17 karakterin birbirinden farklı öyküleri arasından özellikle öne çıkan bir öykü bulunmuyor. Her karakterin öyküsü hemen hemen aynı ağırlıkta, aynı önemde işleniyor. Dolayısıyla, kahramanı olmayan bu oyun, oyun kahramanı ile duygu – yaşantı birliğine girmek gibi bir durumu sağlamıyor; bu anlamda, epik bir anlatıma dair izlerden söz edilebilir. Her bir karakterin “dibe” vuran, acınası yaşamları, serpiştirilen “epizodik” parçacıklar şeklinde yer alıyor oyunda.

Olayların geçtiği “yer” aynı olmakla beraber, “zaman” ve “konu birliği” bakımından nerdeyse bir sınırlamanın olmadığı söylenebilir. Oyun; serimi, düğümü, çözümü olmadan, “ayaktakımının” çaresizliğini, bu umutsuzluk dünyasının insanca olmayan yanlarını ortaya koyuyor.

Karakterlerin sayıca çokluğu, herhangi bir karakter ile izleyici arasındaki duygu ortaklığını – özdeşleşmeyi sınırlıyor; bunun yanı sıra, karakterlerin acıları, zavallılıkları izleyicinin karşısında, kişisel değil toplumsal bir mesele olarak yer alıyor.

Sosyalist gerçekçiliğin, yöntem ve dramaturji anlayışının erken dönem izlerini taşır “Ayaktakımı Arasında” adlı oyun. Kişisel dramları yok saymadan, ama merkeze de koymadan; toplumsal yapının göçüklerini sahne ışığına çıkarabilmek için dibe vuranların üzerinden keşfe çıkıyor.

3

Olayın ya da olayların akışı klasik bir sıralamaya; serim, düğüm ve çözüme dayalı olmadan, “sıradan/ önemsiz” diyaloglarla ilerlerken, karakterlerin toplumsal / sınıfsal durum ve tutumlarını sergileyen bir noktaya gelindiği sık sık görülür oyunda. Nerdeyse “önemsiz” diyalogların arasından toplumsal bir durumun ortaya çıkarılışındaki bu “naivete,” en beklenmedik diyalog veya sahnelerde öyle bir güçlü hal alır ki dramatik bir üslup içinden filizlenen oyun bildirisi izleyici ile kurulan düşünsel bağın ekseni oluverir.

Oyunun sahnelenmesine dair

“Ayaktakımı Arasında” adlı oyun, bu sezon İBB Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor.

Oyun ülkemizde bir çok tiyatro tarafından sahnelendi. Bu sahnelemeler içinde, dramaturji ve sahneleme başarısı ile öne çıkan, Ankara Sanat Tiyatrosu – AST oldu.

Ekim Devrimi’nin eşiğinde yazılan bu oyunun sahnelenmesinde, Ekim Devrimi koşullarının gözetilmemesi düşünülemez. Ancak, Ekim Devrimi koşullarının sahnedeki 17 karakterin öykülerine sindirilmesi (özellikle dramaturji ve oyunculuk bakımından) kuşkusuz kolay bir iş değildir.

Yönetmen Orhan Alkaya, “devrimin ayak seslerini”, isyandaki işçilerin ve halkın uğultu/ slogan seslerini, Enternasyonal ve Partizan şarkılarının müziklerini duyuruyor oyunun bir çok yerinde. Ayrıca, Birinci ve ikinci perde açılışında, harika bir ışık/gölge oyunu ile, devrime yürüyenlerin gölgelerini sahneye düşürüyor. Bu efektler, sahnedeki karakterlerin bireysel acı ve çöküntülerine eşlik eden toplumsal etmenler olarak oyunun düşünsel yapısına olağanüstü katkı sağlıyorlar.

Oyuncular, Gorki’nin metinde verdiği ipuçlarını yakalayarak, karakterlerin bireysel acı, yokluk ve yoksunluk dünyalarını “bireysel” alana hapsetmeden, toplumsal bir manzaranın figürleri olarak sahnede var etme gayreti içindeler. Ancak, bu gayretin önünde bir kaç önemli engel de söz konusu.4

Büyük bir sahneye “yayılan” dekor ve yine büyük bir sahneye “yayılan” sahne yerleşimi ve trafiği, sahneye ilgiyi ve sahnenin izlenebilirliğini güçleştirirken, alt metne dair katkılarını da seyreltiyor. Bu seyrelme içinde oyuncuların rol derinlikleri de bulanıklaşıyor.

Dekor ve ışık, büyük sahne kullanımı içinde anlatıma katkı sunan yanları ile seyreliyorlar çoğu kez. -Büyük sahnenin ve yüksekliğin kullanılmasına dair bir itiraz değil; üç boyutlu kullanımın, sahne öğelerini belirsizleştirmeyen / seyreltmeyen şekliyle olması gerektiğidir söylenen. –

Sahne sağında ve solunda yer alan, oyun sonuna kadar kullanılmayan dik ve uzun merdivenin, oyun sonunda, yönetmenin metne değerli bir katkısı ile beraber kullanımı, 16 sene sonra gerçekleşecek olan Devrim’le kurulan bağ açısından çok başarılı.

Yönetmen tarafından yapılan bu katkılardan diğer bir örnek, Tatar’ın – nerdeyse- biteviye dans etmesi ve birazdan intihar edecek olan Aktör’ün de bu dansı öğrenmeye çalışması. Metinde olmayan bu sahneler, dışardan gelen “seslerle” beraber, insanın ümidini ve değişime olan inancının altını çizerken metnin/ sahnelemenin anlamına büyük katkıda bulunuyor.

Sahne arkasındaki diyaloglar, sahne arkasından sahneye girerken söylenen replikler çoğu kez işitilemediği gibi, sahnenin akustik tasarım ve uygulama hatalarından dolayı, oyuncuların sırtı dönükken söylediklerinin önemli bir kısmı duyulamıyor. -Yeni yapılan Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinin akustik eksikliği anlaşılır gibi değil.- Ve sis! İkinci perde başında kullanılan, izleyiciyi uzun süre sis dumanı altında tutan bu uygulama, kaş yapayım derken göz çıkartmaya dönüşmüş.

Dışardaki isyanın “seslerine” eşlik eden “diptekilerin” çaresizliği, Gorki’nin devrim eşiğindeki bir süreçte yazdığı bu oyunda, toplumsal değişim ve dönüşümlerin insandaki suretinde çığlığa dönüşüyor.

Mutlaka izlenmeli.

Yorum


işlemi tamamlayınız: