Şato’da Kaçacak Yer Yok

şato[Hakan Güngör’ün Evrensel Gazetesi’nde yayımlanan ”Şato” oyunu hakkındaki yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.] Kafka’nın yazdıklarından ve hayatından kurgulanan “Şato”, insanın kendi üretimine yabancılaşmasını, kimliksizleştirilmeye” karşı mücadeleyi ele alıyor. Yönetmen Tandoğan, “Birilerinin bizim için arzuladığı hayatı yaşıyoruz ve bunun kendi arzularımız olduğuna inandırılıyoruz. “Şato” bu dayatmayı anlatıyor” diyor.
Küçük Salon, derinliği ve metaforik zenginliği ile dikkat çeken bir oyun olan “Şato”ya ev sahipliği yapıyor. Kafka’nın Şato, Dava, Değişim romanlarından ve yazarın yaşamından esinlenilerek kurgulanan oyunda Memur K, bürokrasinin mekanikleştiren çarkları arasında birey olabilme mücadelesini sürdürürken, aynı zamanda ortadan kaybolan arkadaşının ölümünün nedenlerini araştırmaya başlamıştır. Gerçeğin peşinde ilerledikçe, düzenin kıskacını boğazında daha sert şekilde hisseder…

Bürokrasinin, hiyerarşinin çarkları arasında sıkışıp kalan bireyin direnç noktalarını anlatan oyun, seyirciyi her an teyakkuz halinde bulunduran etkileyici performansları, gerginliği hat safhaya çıkaran müzikleri ve karakterlerin sıkışmışlığını seyircilerin hissetmesini sağlayan dekoru ile çarpıcı bir oyun. Bireyin mecbur bırakıldığı hiyerarşiyi, kendi üretimine ve emeğine yabancılaşmasını bir soyutlama düzleminde ele alıyor. Mekanikleşmiş, itaatkar insanların yaratılmasını, boyun eğdikçe yükseldiğini zanneden ve aslında “yükseldikçe” yok olup giden bireyleri anlatıyor.

OYUNCULARLA VE GERÇEKLİKLE YÜZ YÜZE

Alternatif bir mekanda ve sahnede oynanıyor oyun. Alışılagelen çerçeve tipi sahnede oynanmıyor oluşu, tiyatroseverleri oyunun “güvenli bir mesafeden izleyen seyircisi” değil, hem oyunun katılımcısı, hem hiyerarşinin birebir mağduru olarak alabildiğine sıkıştırıyor. Oyunun büyük bir bölümünde oyuncular bir filenin ardında performanslarını sergiliyor. File, çıkışsızlığın, takılıp kalmışlığın sembolü ve bürokrasinin koyduğu sınırların vücut bulmuş hali oluyor. Oyunda tek meselenin görev ifa etme haline gelmesinin insanı görevin kendisinden ve içeriğinden nasıl kopardığı, ikili ilişkilerin, arkadaşlıkların, çalışmanın ve dahi seksin nasıl otomatikleştiği anlatılıyor. Bütün bunları kimi zaman oyuncularla bizatihi göz göze gelerek seyreden seyircinin, bu fikirden, eleştiriden ve gerçeklikten kaçacak yeri olmuyor.

DÜN ‘ŞATO’, BUGÜN ‘SARAY’

Yönetmen Emre Tandoğan, sembolizmin sahneye uyarlanması konusunda oldukça başarılı bir reji ortaya koyuyor. İzleyenlerin salondan “Peki ya gözümüzden kaçanlar?” sorularıyla çıkmasına şaşırmamak gerek.
Köstümlerini Elif Arman’ın tasarladığı, ışık tasarımının Enrico Zeber’e ait olduğu oyunun kadrosunda; Gökhan Azlağ, Elif Arman, Gürhan Altundaşar, Çağıl Tekten, Deniz Boldaz, Ece Arman ve Emir Özden yer alıyor. Oyuncuların performansının ışıktan, kostümden, dekordan ayrı düşünülemeyeceği bir oyun “Şato.” Oyuncular kadar, kostümün, ışığın ve dekorun da rolü var; hiç biri de aksamıyor.
Kafka; üzerinde çok yazılmış, konuşulmuş bir isim. Ancak “Şato” oyunu gösteriyor ki, yazar üzerine söylenecek şeyler bitmiyor. Kafka’nın üzerinde durduğu kavramlar ise yaşamaya devam ediyor. Dün Kafka bir şato sembolü üzerinden baskıyı anlatıyordu, bugün “saray” bunun ta kendisi oluyor. Hem Kafka, hem Küçük Sahne’deki “Şato”, uyuşturan ve aynılaştıran düzene karşı bir uyarıcı işlevi görmeyi sürdürüyor.

EMRE TANDOĞAN: BAŞKALARININ ARZULARINI YAŞIYORUZ

“Şato”nun Yönetmeni Emre Tandoğan Kafka’nın yazdıkları dışında, onun hakkında yazılanlar konusunda da araştırma yaptıklarını, yazarın metaforlarını sahneye aktardıklarını belirtiyor. Özellikle son sahne ile gerçek dünyanın içine dönüldüğünü söyleyen Tandoğan, “Birilerinin bizim için arzuladığı hayatı yaşıyoruz ve bunun kendi arzularımız olduğuna inandırılıyoruz” diyor.

Daha çocukluk yıllarından itibaren insanların önce ailecek düşünmeye alıştırıldığını hatırlatıyor ve “Hiyerarşiye teslim olmak burada başlıyor. Varoluş sorunsalı ortaya çıkıyor” diyor. Oyunun bağımsız bir tiyatroda ve alternatif mekanda sahneleniyor oluşuyla ilgili şunları söylüyor Tandoğan: “Kurumsal tiyatrolar özgürlüğü kısıtlayarak başlıyor işe. İktidarla ilişkili oldukları için eleştirel tutum köreliyor. Bağımsız bir tiyatroda ise metaforları özgürce kullanabiliyorsunuz.” Tandoğan, oyunda bireye dayatılanlara karşı verilen mücadeleyi ise “Şato’ mücadeleyi kutsuyor, ayrıksılaştırmıyor. Ancak mücadeleyi yeniden düşünmek ve yapılandırmak gerektiğini de ortaya koyuyor” şeklinde ifade ediyor.

Evrensel

Yorum


işlemi tamamlayınız: