Seyyar Sahne’den “Trom”

Mehmet K. Özel

“trom”; yedi yıllık oyunculuk eğitimi ve deneyimi geçmişinde “ayıptır söylemesi” yüksek lisansı da olan ve bir sürü farklı oyunculuk atölyelerine katılmış genç bir oyuncunun altı yıldır kafasını taktığı kurmaca bir metin üzerinden oyunculuk sanatının çeşitli çehreleriyle hesaplaşmasını sahneye taşıyor.

oyuncu “kendisi” olarak sahneye geliyor, ışıkları söndürüyor ve başlıyor anlatmaya. önce metinle nasıl tanıştığından, yıllar boyu nasıl hemhal olmaya çalıştığından bahsediyor; sonra metni anlatmaya ve canlandırmaya başlıyor; aktardığı metni durmadan bölerek yıllar boyu katıldığı oyunculuk atölyelerinin o andaki sahneleme tercihine nasıl yansıdığından bahsediyor; ara ara kendisini de anlatıyor, ikinci yarının başında uzunca bir süre kendisini konu ediyor; metinle nasıl uğraştığından, onu kendisi yapan özelliklerin, başta da iki isimli adının oyunculuğuna etkisinden bahsediyor.

oyuncu çok samimi, teklifsiz; ara ara seyircilerle iletişim kuruyor, hatta 10 dakikalık ara sırasında salondan ayrılmayıp seyircilerle sohbet ediyor, aramızda oturuyor.

oyuncu o kadar samimi ki, repliklerinin birebir -onun kaleminden çıkan- oyun metni mi, yoksa arada sırada doğaçlama mı yapıyor anlayamıyorsunuz. oyunun bence en güzel tarafı da bu; seyirci olarak bu belirsizlik alanına davet edilmiş olmanız. sanki sahnedeki her şey “öylesine, o anda akla gelmişcesine” gerçekleşiyor, ama “gerçekten” öyle mi?.. sahnedeki oyuncunun ne kadarı kendisi, ne kadarı kurmaca; oyuncu ne zaman gerçek ne zaman rolün içinde; oyuncu sahnede anlattığı kurmaca hikayenin karakterlerini canlandırmasının yanı sıra kendisini de “oynuyor”, canlandırıyor mu; öyle ise ne kadarı oyun, ne kadarı gerçek.. oyun oyun içinde, kurmaca gerçek içinde; gerçek ne kadar gerçek..

“trom”un yazarı ve başrol oyuncusu hakan emre ünal, yönetmeni senem donatan. ünal “trom”u yazarken roland topor’un “masanın altında” hikayesinden hareket etmiş.

“trom” bir seyyar sahne yapımı. seyyar sahne’nin adını ilk, erdem şenocak’ın döktürdüğü “tehlikeli oyunlar” ile bellemiştim; hakan emre ünal’ın adını ise, kadronun bütününe hayran kalsam da ünal’ı ayrı bir yere koyduğum ekip tiyatro’nun “iki kapılı ev”iyle.

seyyar sahne bana göre türkiye tiyatrosunda önemli ve özgün bir damar. seyyar sahne’ciler tiyatronun özünde bir hikaye anlatma sanatı olduğunun ve başat öğesinin oyuncu olduğunun altını kalınca çiziyorlar. seyyar sahne’nin -benim seyrettiğim- oyunları; boş bir sahnede ve minimum aksesuarla oynanıyor; minimal ve ama oldukça girift, detaylı ve incelikli çalışılmış mizansenlere sahipler.

“trom” da bu anlamda tipik bir seyyar sahne yapımı.

boş bir sahnede “tehlikeli oyunlar”da iki salıncak, “ben, pierre riviere..”de tebeşir, “çocukluğun soğuk geceleri”nde bir çarşaf; hepsinde birer oyuncu. “trom”da da bir oyuncu ve aksesuar olarak bir bavul.

bu noktada keşke bavulun içinden objeler çıkmasaydı; aksesuar olarak sadece bavul olsaydı diye içimden geçirdiğimi belirtmeliyim. hakan emre ünal’ın usta oyunculuğuyla o objeleri birebir görmemize gerek var mıydı; hiç zannetmiyorum. ünal bedeninin ve sesinin bütünüyle bürünüyor canlandırdığı karakterlere; o zaman da ne bereye ihtiyacı var, ne yeleğe; ne de bursa’dan her ayrıldığında annesinin ona verdiğini söylediği kekik ve sabunu birebir görmemize gerek var; ünal’ın nüanslı, incelikli oyunculuğuyla söylemesi, anlatması yeterli onları görmenin ötesinde kokularını bile duymamız için.

kaldı ki bavul da sadece bavul olarak kalmıyor, o kadar yaratıcı ve yeter şekilde kullanılıyor ki; masa oluyor, arkasına saklanılan duvar oluyor; başka objelere gerek kalmıyor.

oyunla ilgili diğer bir çekincem ise, arasının olması. ara olmasa, oyun bir avazda oynansa; zaten hiç sıkılmıyoruz ki, neden nefes payımız olsun. ve bununla bağlantılı olarak, oyun sonlara doğru sanki biraz sarkıyor; ikinci yarıda, sadece ünal’ın oyunculuk gösterisine yarayan; hikayeye, çok geç girdikleri için hiç bir faydası olmayan iki karakter, komşu kadın ile patron tempoyu gereksiz yere düşürüyor. aralı 100 dakika yerine arasız 80 dakikalık bir oyun daha derli toplu olmaz mıydı..

son tahlilde; hakan emre ünal’ın etkileyici oyunculuğuyla öne çıkan; yönetmen ve metni düzenleyen senem donatan ile metnin yazarı ve oyuncusu ünal’ın, oyunculuk ve kendilik üzerinden kurdukları samimi ve neşeli çerçevenin içine yerleştirdikleri roland topor’un -hüzünlü bir aşk ilişkisi de barındıran- mülteci hikayesi “trom”u tavsiye ederim..

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: