Tehlikeli Oyunlar: Çocuk Oyunlarının Kutsallığı

Özgenur Korlu

Hayatımda ilk defa, bir kitaptaki bir cümlenin nasıl sallandığını görmek için gittim bir tiyatro oyununa. Bu meşhur cümle “Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor” idi. Bütün hayatını her şeyi öğrenip, her şeyi anlamak derdinde olan birisi için, ne kadar çarpıcı bir cümle değil mi? Düşünsenize, büyümek zannettiğimiz o adı batasıca eylemin sebebi her şeyi öğrenmek, her anlama vakıf olmak. Ama büyüdükçe görüyoruz ki, bir noktada hep eksik kalacağız. Kelimeler, hiçbir zaman bazı anlamlara gelmeyecek.

Ne yapacak insan bunun karşısında? Ya Siddharta gibi vazgeçecek manayı aramaktan, manayı bulabilmek için. Çıktığı yolculukta ne bulduysa katacak suyuna ve nehir olacak. Ya da oyunlar oynayacak kendisine avunmak için: “Geçti, geçecek, bir gün elbet kelimeler bütün anlamlara gelecek”. Daha fazlası diye delirirken yitirecek elinde kalan manayı. İşte bu avunmalar, Tehlikeli Oyunlar.

Bir ay öncesinden almıştım oyunun bileti. Daha önce hiç oturmadığım kadar gerisine düşmüştüm Moda Sahnesi Büyük Salon’un. İnsan önlerde oturunca, anlamıyor salonun isminin neden “büyük” olduğunu. Dünyadaki zengin %1’in halet-i ruhiyesi de böyle bir şey olmalı. Hep en önde oturdukları için, sırf sahnede olanlardan ibaret zannetmek dünyayı. Bu yüzden belki ellerindeki her şeyi az zannedip, biriktirme gayretindeler. Halbuki gerilerine dönüp bir baksalar, bu büyük salonda hepimize yetecek yer var.

Pardon, lafı karıştırdım. Nerede kalmıştım. Merdivenlerden çıkıyorum Ahmet Haşim’in öğütlediği gibi. Semaya değil ama sahneye ağlayarak bakıyorum çünkü gittikçe küçülüyor sahne, sahnedeki adam.

Paniğe gerek yok! Birazdan oyun başlayacak. Sahne büyümese de birazdan büyüyecek, devleşecek sahnedeki adam. Zaten bir süredir oyunu gören herkes ondan ve salıncağından bahsediyor.  O ise şimdi iki ayağının üzerinde başlayacağını haber veriyor. Ne diyeyim, gazamız mübarek olsun.

Gözüm salıncakta. İlk defa sirke gitmiş çocuğun tedirginliği var üzerimde. Aslan ve terbiyecisi. Salıncak ve Erdem Şenocak. Aslan neler yapacak? Isırır mı terbiyecisini? Düşer mi salıncaktan Erdem Şenocak? Düşecek… Zaten hepimiz pek çok kez düşmedik mi o salıncaktan?

Sirkteki aslanın çok bir marifeti yok. Var da zincirlere vuruldun mu, eğer kelimelerin de yoksa ne gibi bir marifetin olabilir ki? Ama salıncağın marifeti çok. Oyun boyunca nelere dönüşmüyor ki o salıncak… Çocukluğumda da nelere dönüşmemişti ki o salıncak… Adı batası yetişkinliğimizin bütün hayali arkadaşları da hemen salıncağın yanında. Tabii hepsi caanım Oğuz Atay’ın verdiği yeni isimlerle arz-ı endam ediyorlar. Tek tek seslendiriyor hepsini Hikmet Benol, Hikmet Benol’u seslendiriyor Erdem Şenocak.

Bense içimden sövüyorum. Yetişkinliğimin hayali arkadaşlarına değil, bütün dekoru kalabalık tiyatro oyunlarına! Getirin bana o masanın masa, sandalyenin sandalyeden başka rol bilmediği oyunları! Tiyatro ne ara böyle değişti? İtti seyirciyi, onun hayal dünyasını dışladı. Aramıza görülmez bir sinema perdesi koydu bıraktı.

Halbuki biliyorum, o tiyatronun da geçim derdi var benim gibi. Memleketin derdini de sos eyleyip ekliyor bunun üzerine. Ben de öyle. Muhabbet etsek, o büyük filmlere özenmeyi bıraksa. Ayak parmaklarını rol arkadaşı eylediği bir oyuna çağırsa beni. Öyle borazanlara, “Gişe rekortmeni oyunumuz” safsatalarına da gerek yok. Bas evin ziline: “Belgiiin Teyzeee, Özge bizim oyuna gelebilir mi?” de yeter. Zaten çocukluk oyunlarımızın kutsallığı değil mi tiyatroyu TİYATRO yapan özünde?

İşte bunlardı Tehlikeli Oyunlar’ı izlerken aklıma düşenler. Seyyar Sahne, sevdiğimiz bir oyun bahçesi olan Moda Sahnesi’nde oynamaya çağırdı bizi. Erdem Şenocak, sahnede özlediğimiz ne varsa sundu bize. Gerçek anlamda ayak parmaklarına kadar oynadı. Üstelik temposu oldukça yüksek bir oyun bu: 2 perde yaklaşık 130 dakika.  Oyunun her anı, hem sahne üstünde hem de sahne arkasında muazzam bir emek harcandığının manifestosuydu adeta. Mühendis titizliğinin de kokusunu duyduk. Üstelik bildiğim kadarıyla sadece üç kişi var bu işin arkasında. Biri zaten oyunu da uyarlayan Erdem Şenocak, diğerleri ise yönetmen Celal Mordeniz ile metni düzenleyen ve reji danışmanı Oğuz Arıcı. Hepsinin ellerine, akıllarına, emeklerine sağlık. Bir de tabii caanım Oğuz Atay faktörü var… Ah.

Oyunun tek handikabı, Büyük Salon’un arka sıralarından bazı cümlelerin duyulmaması. Önümdekiler gülerken, ben duyamadığım için biraz canım acıdı. Aman canım, bütün çocuklar yara alırlar oyun oynarken. Uf olmuştur, başka bir oyun oynanır, geçer.

Seyyar Sahne’nin Tehlikeli Oyunları, yeni yıl gelmeden 10 Aralık’ta bu sefer başka bir güzel oyun bahçesi Semaver Kumpanya’da. Yeni yıl içinse ben şimdiden Seyyar Sahne’nin diğer oyunlarını istek listeme ekledim. Bu vesileyle Demre’ye selam ederim.

Karanlıktaki Zenci

Yorum


işlemi tamamlayınız: