“Apolitik Bir Bireyken Ultra Politik Bir Bireye Dönüşmemin Hikayesi!”

murat akdağ[Yeşil Gazete’den Alper Tolga Akkuş’un Murat Akdağ ile yaptığı söyleşinin bir kısmını yayınlıyoruz.] Tiyatro Tek Ağaç‘ın Gezi’den, Kamp Armen’e ordan Suruç’a, en nihayetinde Rojava’ya kadar uzanan hikayesi Murat Akdağ‘ın hem yazıp hem yönetip hem de tek kişilik performans ile sahneleyeceği “YOL” oyunu ile 12-22-27 Aralık tarihlerinde Kadıköy Karma Drama Sahnesi‘nde olacak. Kendisi ile “YOL”a giden süreci Yeşil Gazete okurları için konuştuk.

Önce seni ve ­ Tiyatro Tek Ağaç’ı tanıyarak başlayalım istiyorum.

Tiyatro Tek Ağaç 2012 yılında kuruldu. Ama ben 1998’den beri pek çok tiyatroda oyuncu ve asistan olarak çalıştım. Bunlardan en önemlileri va bana teatral yolumu bulmam da en çok katkı saglayanlar kuşkusuz, Işıl Kasapoğlu‘nun 2002 yılında kurduğu Semaver Kumpanya ve Mahir Günşiray‘ın, kurduğu, kurulduğu dönemde tiyatromuzda, ana akımın dışında alternatif söz söyle çabası ile nerdeyese tek tiyatro olan Tiyatro Oyun Evi‘dir. Maalesef bu tiyatroda da sadece asistanlık yapabildim. Hiç oynama fırsatı olmadı ama çok öğretici oldu.

2012 yılında artık kendi sözlerimi söyleme arzusu ile Tiyatro Tek Ağaç‘ı kurdum. İlk oyun yapma denemem, Molier’in Tartüfe’ü başarısız oldu. Oyunu üretemeden projeyi yarıda bırakmak zorunda kaldık. Ertesi yıl başka bir oyun yapmayı denedik. Bu sefer Çağdaş bir Alman yazarın metnini seçtik. Marius von Mayenburg’un “Der Stein” (Taş) adlı oyununu yaptık. Bu oyunu ben yönettim ve harika oyuncuların yorumları ile oynandı. Oyun 2 dalda ödüle layık görüldü. Sevindirici eleştiriler aldı. Sonraki sezon yani geçtiğimiz yıl, bazı direniş alanlarında ve meydanlarda sokak oyunları hazırlamaya başladım. Bu oyunları zaman zaman yazdım, yönettim oynadım. Zaman zaman yazdım ve yönettim ama oynamadım. Zaman zaman da sadece başkalarının yazdığı oyunları yönettim ve hepsi gezi direnişi ile alakalı işler oldu. Bu sezon bu işlerin hepsini birleştirip tek kişilik bir oyun haline getirdim.

324Seni ben Kamp Armen Direnişi sırasında yaptığımız haberden tanıyorum. Kamp Armen ve sonrasındaki gelişmeleri aktarabilir misin? Sanırım bu direniş alanlarının hepsine tiyatroyu da götürdün.

Evet, çok haklısın. İlk olarak, Tuzla Kamp Armen. Kamp Armen’i işgal eden direnişçilerin arasındaydım. İşgalin 5. gününde, kampın yapılış ve kapanış hikayesini, o anda kampta oluşan direnişin gezi direnişi ile olan ilişkisini anlattım. Oyunun adı “Bir El Koyma Öyküsü” idi. Kampta elime geçen bir kitaptan yola çıkarak yaptım oyunu. Oyun bizzat Kamp Armen’in bahçesinde oynandı ve hayatımda yaptığım en güzel işlerden biri idi.

Sonra Cihangir Parkı’nda, parkın ortasında bir büyükçe taşın üstünde oynadım oyunu. 2 metrekare bir alanda, 10’dan sonra etkinliği olarak, “Bu Mahallede Öyle Şeyler Olmaz” adı ile yine Gezi direnişi ve kimlik sorunsalı üzerinden bir oyun yaptım.

Ardından, Beyoğlu Kent Savunması‘nın şenliği için Galatasaray’da, Hazzo Pulo Han’ın avlusunda, çay içen sohbet eden insanların ortasında yaklaşık 150 metrekarelik bir alanda koştur koştur oynadım. Oyunu, “Esnafın Üzerinde Dolaşan Hayalet” adı ile Gezi direnişi ve bu direnişe esnaf yaklaşımını anlattım. Oyunda da 6-7 Eylül olayları, Kadıköy’de Esnaf ve direnişçi çatışmasının en belirgin örneği olan Nuh Köklü cinayeti vardı.

336Sonra, 31 Mayıs 2015’de Taksim Dayanışma’nın Gezi Direniş’nin 2. yıl dönümünde, HERYERDEYİZ başlığı ile düzenlenen etkinlikler kapsamında Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı Anfi Tiyatro’da, “Duyuyor musun Sesi?” adı ile tamamen Gezi direnişi ve Gezi direnişi sürecinde kaybettiğimiz 8 genci anlattım.

Akabinde SGDF’nin (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) “Kobane’yi beraber Savunduk Beraber İnşa Edeceğiz” kampanyası ile Kobane’ye gidip, bu sefer oyunu “Gezi’den Rojava’ya giden yol” adı ile oynayacaktım ama 20 Temmuz’da Amara Kültür Merkezi’nde canlı bomba patladı ve biz Kobane’ye geçemedik. Oyunun son ayağı eksik kaldı. Şimdi Oyunu, Gezi’den Rojava’ya giden yol bağlamında tekrar düzenledim. Gezi’den bu yana kazandığımız ve kaybettiğimiz herşeyi anlatmaya çalışıyorum. Oyuna en son eklediğim şey Tahir Elçi’nin vurulmasıdır.

306Gelelim Kadıköy Karma Drama’da sahneleyeceğin “YOL”a. Şimdi direniş alanlarını sahneye taşıyacaksın anladığım kadarı ile. Önce tiyatro direniş alanlarında idi şimdi direniş alanları tiyatroda olacak. Bu süreç nasıl işledi?

Tahminimden zor oldu. Ben, katıldığım direniş alanlarına çoğu zaman tiyatro yapma planı ile gitmiyorum. Koşullar bunu hazırlıyor genelde. Bulunduğum mekanların el verdiği ölçüde işler oluyor ama o mekanda o sırada olan direniş hali işin ruhunu belirliyor ve bana güç veriyor. Fazladan bir coşkusu, fazladan bir hüznü oluyor mutlaka. Ama kapalı mekanda, karanlık salonda bu pek olamıyor maalesef. Öncelikle bu zorlukla karşılaştım. Bir de reji. Direniş alanlarında oynarken oyunun rejisini mekanın ruhu ve koşulları ile hatta orada bulunan direnişçlerin katkısıyla büyülü bir bir biçimde yaparken standart sahnede, standart bir reji ihtiyacı oluştu. Bu sefer başka bir çalışma biçimi ve estetik oluşturmam gerekti.

294Asya’nın geleneksel tiyatrosu, reji yapmak için, benimkine benzer bir hikaye anlatmak için inanılmaz derece olanaklar sunuyor. Tiyatro salonunda, Kadıköy Karma Drama’da sahneleyeceğim “YOL”un estetiği, biraz, ışıklar içinde yatsın Tuncel Kurtiz ustaya öykünerek oldu. Tuncel Kurtiz, Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin Destanı”nı tam böyle bir estetikle yapmıştır ve benim baş ucu oyunumdur. Bence, Tuncel Kurtiz dünya sanat tarihine sunulmuş bir armağandır ve Çağdaş bir şaman olarak dolaşmıştır sanat tarihinin içinde. Bu oyunun estetiği Tuncel Kurtiz’in yarattığı biçimin yüzde onuna yaklaşabilmişse kendimi başarılı sayarım.

Oyun benim kişisel hikayem aslında. Gezi direnişi öncesi ve soonrası yaşadığım değişimi anlatıyorum. Çıktığım yollar, yitirdiğim yoldaşlar, yaşadığım deneyimler, Apolitik bir birey olarak yaşarken nasıl oldu da ultra politik bir bireye dönüştüğümün hikayesi. Kendi hikayem üzerinden bir Gezi Direnişi okuması da yapmaya çalışıyorum.

Söyleşinin tamamına ulaşmak için tıklayınız.

Yorum


işlemi tamamlayınız: