20. İstanbul Tiyatro Festivali / Genel Değerlendirme

Mehmet K. Özel

gelsin diye iple çektiğim(iz) bir istanbul tiyatro festivali, sanırım artık bienal desek daha yerinde olacak, hem daha “havalı” hem de dünyada örneğin venedik, lyon, moskova şehirlerinde varolan bir uygulama; bir istanbul tiyatro bienali daha sonlandı. 3 mayıs’ta başlayıp 28 mayıs’a kadar süren bienal göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

kendi programımı yabancı yapımlar ve sezonda seyretme imkanı ya olmayacağını ya da zor olacağını düşündüğüm yerli yapımlardan oluşturdum. dolayısıyla bienal değerlendirmem ağırlıklı olarak yabancı yapımlar üzerinden olacak.

davet edilen yabancı yapımların dengesi çok güzel kurulmuştu; tiyatro sahnesinde biçimsellikten içeriğe uzanan geniş yelpazeden örneklerle karşı karşıyaydık: biçimselliğin ön plana çıktığı sahnelemeler (üç kuruşluk opera, needles and opium), görselliğin içerikle atbaşı gittiği, mekansal yerleştirme tadında sahnelemeler (gizli yüz); belli bir tarza bağlı kalmayan özgür, çağrışımsal, belki biraz psikodelik ve deli dolu sahnelemeler (zululuzu, shakespeare’in bütün ölümleri), ve içeriğin ağır bastığı sahnelemeler (merhametliler, nefret radyosu, her gün biraz daha).

her tarzın -bir iki istisna dışında- kalburüstü örnekleri seçilmişti. dolayısıyla günümüzde dünya tiyatrosunda neler olduğunu çok güzel örnekleyen bir programdı.

ne yazık ki “needles and opium”u sahneleyecek topluluk elemanları istanbul turnesini kendi seçimleriyle iptal ettikleri için kağıt üzerinde dengeli duran programın önemli bir ayağı eksik kaldı ve denge biçimsellikten ve hareketten ziyade konuşma ve söz üzerine kurulu oyunlara kaydı. bunlardan “nefret radyosu” kusursuz ve müthiş etkili bir başyapıtken, “her gün biraz daha” festivalde ilk defa iran tiyatrosundan bir örnek izlemek, tiyatroda farsça duymak ve kadın hikayeleri dışında değerli olan, tiyatral anlamda ufkumu açan bir iş değildi.

tiyatro festivali tarihinde çok sık rastlamadığımız bir olay gerçekleşti bu sefer: uluslararası bir yapımın dünya prömiyeri, yani dünyadaki ilk gösterimi yapıldı.

yabancı yapımların dünya prömiyerlerine alışkın olmayan seyircimiz, oyun 30 dakika geç başladı diye ortalığı ayağa kaldırdı. halbuki pina bausch gibi bir sanatçının bile, kendi sahnesinde kendi topluluğu ile yaptığı ilk 8 oyundan oluşan prömiyer maratonunda gösteriler her akşam en az 15 dakika geç başlardı. aslında geç başlamış olunmasına en güzel cevabı, oyunun yönetmenleri oyun sonrasındaki soru-cevapta, merak edecek başka şey hiç bir şey kalmamış gibi patavasızca “oyunun geç başlamasına neden olan teknik sorunlar nelerdi” diye soran genç arkadaşa verdiler: “portekiz ruhu”.

başka bir konu da süreyle ilgiliydi: dünya prömiyeri yapılacak bir işin süresi çok da kesin değildir aslında; programda 120 dakika yazıyor olması dünya prömiyerlerine aşina seyirci için çok bir şey ifade etmemelidir; bu 150 dakikaya da çıkabilir, 90 dakikaya da iner. bu sefer, oyunun son hali 80 dakikaya inmişti. bu da yine bazı seyircileri galeyana getirdi, etrafa sansür söylentisi yayıldı; halbuki oyunu dikkatle seyretmiş olsalar hiç de sansür olmadığını, hatta tam tersine oyunun çok özgür ve isyankar bir içerik ve sahnelemeye sahip olduğunu bizzat görebilirlerdi.

bu sene, yerinde bir kararla başlatılmaya çalışılan fakat yine topluluğun kendi seçimiyle istanbul’a gelmemesinden dolayı iptal olan ve maalesef gerçekleşemeyen çok güzel bir yenilik olacaktı festivalde: çocuk tiyatrosu. umarım bir dahaki sefere bu tercih tekrar hayata geçirilmeye çalışılır. bu vesileyle; phil menard gibi inanılmaz bir koreograf-yönetmen-oyuncunun olduğunu ve büyükler kadar küçüklere de muhteşem işler yaptığını buradan tekrar hatırlatmak isterim.

bu festival sanırım yan etkinliklerin en çok, kapsamlı ve nitelikli olduğu yıllardan biriydi; çoğu yan etkinlik tıklım tıklımdı. festival denen organizasyonun sadece bir şeyleri tüketmek olmadığı, o şeyler üzerine düşünmek, sohbet etmek, tartışmak olduğu hakkıyla vurgulanmış oldu.

ayrıca yine bu yılki festival, öncekilere nazaran şehre en çok nüfuz eden, şehrin dört bir yanına dağılan bir programa sahipti. yabancı oyunlardan birinin anadolu yakasına alınması, caddebostan kültür merkezi sahnesinin sıklıkla kullanılması ve en iddialı ve sıradışı yerli yapımın yeldeğirmeni kültür merkezi’nde gerçekleştirilmesi bence olumlu kararlardı.

umarım yerli oyunlar da, benim yabancı oyunlardan aldığım keyfi seyirciye vermiştir. hem onlar biraz demlensin hem de ben gereğinden fazla yorulmayayım diye düşünerek, yerli yapımları önümüzdeki tiyatro sezonuna bıraktım, umarım hepsi sezon içinde sahnelenmeye devam eder..

son olarak; seyrettiğim yapımların yıldız değerlendirmesi:

nefret radyosu (hate radio) milo rau/milo rau international institute of political murder ****.5 (15 mayıs)

gerçek hayattan alınmıştır (d’apres une histoire vraie) christian rizzo ****.5 (26-27 mayıs)

gizli yüz orhan pamuk/mesut arslan onderhetvel – t’arsenaal mechelen, platform 0090 ****.5 (7 mayıs)

merhametliler (dewelwillenden) jonathan little-guy cassiers-erwin jans/guy cassiers toneelhuis – toneelgroep amsterdam **** (6-7 mayıs)

büyükannem bir taş aslı bostancı – senem gökçe oğultekin ***.5 (9 mayıs)

godot’yu beklerken samuel beckett/şahika tekand studio oyuncuları ***.5 (3 mayıs)

shakespeare’in bütün ölümleri (the complete deaths) william shakespeare-tim crouch/tim crouch spymonkey ***.5 (24 mayıs)

zululuzu fernando pessoa-andré e. teodósio-cláudia jardim-josé maria vieira mendes-pedro zegre penim/andré e. teodósio-cláudia jardim-josé maria vieira mendes-pedro zegre penim teatro praga ***.5 (19 mayıs)

ân özen yula/özen yula ***.5 (22 mayıs)

her gün biraz daha (ham havayı) mahin sadri/afsaneh mahian shieveh theater group ** (17 mayıs)

o/hâkkari’de bir mevsim ferit edgü-erhan çene-çağdaş ekin şişman-yiğit tuna/yiğit tuna-çağdaş ekin şişman sarı sandalye ** (5 mayıs)

en kötü iş tuğçe tuna *.5 (20 mayıs)

e.mülteci.com sedef ecer/sedef ecer * (10 mayıs)

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: