Haldun Dormen: Ben de Survivorcıyım

HALDUN DORMEN[Armağan Çağlayan usta oyuncu Haldun Dormen ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Nokta dergisinde yayınlanan söyleşinin bir bölümünü paylaşıyoruz.]

Sahnede 64 yılı devirmiş bir usta… Ama hala bir sahneden öbürünü koşturuyor… Hatta sabah birinde akşam diğerinde çalışıyor… “Benim yorulma kabiliyetim yok” diyen Haldun Dormen, kendisini sadece asık suratların yorduğunu söylüyor.

Televizyon seyretmeye pek zamanı olmadığını söylese de sıkı bir Survivor takipçisi olduğunu anlatıyor. “Serkay ve Atakan. Onlar haklı çünkü. O karıdan (Nagihan) nefret ediyorum. O adamdan da (Semih) nefret ediyorum” diyen Dormen, “Ya her gece seyretmek mümkün değil ki. Evde olduğum zaman. Bazen telefon ediyorum asistanlara ne oldu bu akşam diye soruyorum!” diyor.

Haldun Abi 60 yıl mı olmuş sahneye çıkalı?

61 yıl. Hollywood’u sayarsam 64 yıl olmuş.

Bazı insanlar ‘artık 20 yıl oldu, ben çok yoruldum, çalışmayayım’ der, siz de öyle bir durum olmuyor mu?

Yok ben bayılıyorum, yaşadığımı hissediyorum. Biliyorsun bugün İzmir’den geldim. Bir oyun sahneye koyuyorum İzmir’de. Aynı anda burada oyun. Uçaktan indim Şehir Tiyatrosu oyununa gittim. Aynı şeyi İzmir’de Lüks Hayatı sahneye koyarken, Sahne Tozu Tiyatrosu’ndaki oyunu da koydum. Sabah bir tanesini çalışıyorum, öğlen bir tanesini çalışıyorum.

Ne yorar sizi hayatta en çok?

Asık surat, asık suratlı insanları görünce yoruluyorum. Zaten ben onun için istemediğim işlerde çalışmıyorum. Sevdiğim insanlarla sevdiğim işlerde çalışıyorum.

O zaman şu an da Türkiye sizi çok yoruyor olmalı, çünkü hepimiz asık suratlıyız. Yani artık insanlar mutsuz ya bu ülkede, öyle diyoruz ya hepimiz.

Mutsuz tabii, ülkenin halini beğenmiyorum, ben de mutsuzluktan yakınıyorum tabi çok. Kimsenin umutsuz olmasını istemiyorum, o yüzden hep umuda doğru çalışıyorum. O da beni mutlu yapıyor, güler yüzlü yapıyor, etrafımı da güler yüzlü yapıyor.

Siz bir festivale gittiniz demi Almanya’ya geçen hafta? Ne festivaliydi o? Orada oyun mu koydunuz?

Oyun koymuştum daha evvel. Ama geçen hafta da Frankfurt Türk Tiyatro Festivaline gittim. 2 senedir gidiyorum oraya.

Bütün oyunları seyrettiniz mi gittiğinizde?

Yok, vaktim yok ki o kadar 2 gece kalabiliyorum. Bir oyun seyredebiliyorum. Geçen sene iki oyun seyrettim. Çünkü ertesi gün dönmem lazımdı, burada benim oyunum vardı. Başka hiç bir deli yapmaz bunu sabahleyin uçağa bindim, Frankfurt’tan indim. Asistanım beni havaalanından aldı. Doğruca oyuna gittik.

Peki demiyor musunuz; “son iki yılım artık ben ondan sonra …”

Yok, ben ölünceye kadar yapmak istiyorum. O beni ayakta tutuyor çünkü, o beni insanlara ilginç yapıyor. İnsanlarla ilişki kurmamı sağlıyor, gençlerle beraber olmamı sağlıyor. Falan falan falan … Ben şuan iki oyunda oynuyorum. İki oyun sahneye koyuyorum, iki sınıfa ders veriyorum.

Refik Erduran’ın Devlet Tiyatrosunu, oyuncularını eleştirisini takip ettiniz mi? Nasıl buluyorsunuz?

Ben Refik Erduran hakkında konuşmak istemiyorum. Yani benim çok yakın dostumdu, 40 yıl evvel sonra kırdı beni, hiç konuşmak istemiyorum.

Tiyatro camiasın da hep böyle sorun var. Niye, çok ufak bir camia olduğu için mi?

Bilmiyorum. Mesela beni bazı insanlar hiçbir zaman kırmadılar. Bazı insanları ben hiç kırmadım. Ben hiç kimseyi kırmam hayatta, öyle zannediyorum. İzzet Günay ilk bana gelmiş bir adam. Hala benim çok yakın dostum. Hala son derece saygılı, son derece sevdiğim bir insan. Bazı insanlara da kırılıyorsun tabi, ben kimseyi kırdığımı zannetmiyorum. En azından kırmamaya çalışıyorum, onların suyuna gitmeye çalışıyorum, istedikleri şeyleri yapmaya çalışıyorum, genelde hiç kimsenin karakteri hiç kimseye uymuyor. Bazı şeylerin suyuna gitmeniz lazım.

Ben de yaptım ya tiyatro, acayip bir rekabet var. Herkes herkesle ilgili “bir şey” söylüyor. Herkes herkesin oyunu ile ilgili konuşuyor. Bir yandan dışarıdan baktığınızda çok güzel bir iş, içine girdiğinizde de çok garip bir iş. Mesela sizin de tiyatronuz olduğu dönemler sizin öyle bir röportajınızı okumuştum. “Çok yoruldum.”

Yorulmam ben. Bizim tiyatromuz bir aile gibiydi. Biliyorsun bizde yoktu öyle şeyler. Ama ben şeyden yoruldum, seyirci gelecek mi? Gelmeyecek mi? Vergi parası, bilmem ne, ya o oyuncu televizyonda oynarsa ne yaparız?

Tiyatro’da çok para kaybettiniz mi Haldun Abi?

Çok kaybettim.

Tiyatro bir kumar yani bir yandan da.

Ben çılgın olduğum için kaybettim. Herkes kaybetmiyor. Kaybetmeyenler var; Ali Poyrazoğlu, Zeki-Metin gibi. Ben çılgın olduğum için, her şeyin en iyisini istediğim için, her şeye gözüm kapalı girdiğim için. Müdürlerimi dinlemedim ve kaybettim. Ama hiç hayıflanmıyorum çünkü o kadar büyük sermaye kazandım ki bunu hiçbir parayla satın alamazdım. Bugün ben Türkiye’nin her evinde en ufak adamdan sokakta çiçek satan çingene hanıma kadar herkesten saygı görüyorum. Bu da çok hoş bir şey bunu da parayla satın alamazsın. Saygı ve sevgi görüyorum üstelik bu güzel bir şey bundan dolayı çok mutluyum.

Şimdiki aklınız olsa aynı parayı yine yatırır mıydınız?

Akıllıca davrandığım şeyler olurdu ama aynı şekilde yaşardım. Para giderdi yine.

Haldun Abi Türkiye’deki toplumun 2-3-4 yıl önünden gittiniz aslında. Tiyatro oyunlarında da öyle, Türkiye’ye başka bir komedi anlayışı getirdiniz, müzikali getirdiniz falan falan. Şimdiki öngörünüz ne? Mesela şimdi hepimiz konuşuyoruz ya sanata artık ilgi daha az, tiyatro daha az bilet satıyor.

Ben ona tam karşıyım. Yani hiç öyle bir şey görmedim. Şimdi bizim Afife var ya orada görüyorum. Şu anda 250’yi aşkın genç tiyatro var. New York’ta bu kadardır belki. Bu 250’yi aşkın grubun içinde harikulade olanlar var. Antabus diye bir oyun gördüm. Bir kişilik bir oyun. Bir hanım oynuyor. Yazıcısı da, rejisi de, oyuncu da aynı. Yani çok güzel işler yapılıyor ve eskisi gibi değil. Eskiden bildiğimiz gibi Devlet Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu vb. vardı. Şimdi öyle bir şey yok. Her taraftan tiyatro fışkırıyor. Üst katında, bodrum katlarında da, dükkan arkalarında…

Ama Haldun abi 20 kişilik salonlar.

Bana ne? Tiyatro yapılıyor ya. Hepsi 20 kişilik değil, 100 kişilik 150 kişilik de var.

Ülkeden de ümitli misiniz Haldun Abi?

Tabii… Başka çarem yok çünkü. Yoksa yaşanmaz ki. Ülkeden çok ümitliyim. Bizim umutlu olmamız ülkeye çok faydalı, senin de umutlu olman lazım. Sen iki kişiyi umutlu yaparsan ben iki kişiyi umutlu yaparsam umutlu olan sayı artacak. Herkes kendi işinde mücadele edecek, ben kendi işimle mücadele edeceğim. Arada bir şeyler sokuşturabilirsem sokuşturacağım.

Uzun süredir ilk defa umutlu bir insan gördüm.

O yüzden genç kalıyorum, yaşlanmaya vaktim yok.

Ülkenin kültür sanat politikasını nasıl buluyorsunuz ?

Kültür sanat politikası yok ki! Türkiye‘de var mı kültür sanat politikası. Refik Erduran karar veriyor kim, ne para alacak! Onun da oyununu oynarlar ise. Onun oyununu oynarlarsa o tiyatro para alır, oynamazsa az para alıyor ya da hiç para almıyor. Öyle şey olur mu ya! Ben bir kere komiteye girdim. Tiyatrom yoktu Allah’tan, fakat ben bir daha buraya girmem dedim. Çünkü bana aykırı öyle şeyler yapılıyor ki.

Devlet yardımını mı söylüyorsunuz?

Devlet yardımını. Onun için ben bir daha girmem.

Siz Afife’nin de kurucususunuz.

Evet.

Afife de her ödül töreninden sonra büyük tartışmaların koptuğu bir şey ya, niye o kadar büyük tartışma kopuyor.

Çünkü herkes kendinde hak görüyor. Ben neden kazanmadım. Bu sene hiçbir şey olmadı çok şükür.

Söyleşinin tamanını okumak için tıklayınız.

Yorum


işlemi tamamlayınız: