Anadolu’nun Politik Bir Portresi: Albayım

Kerem Kıtay

Roman okuma alışkanlığımı değiştiren bir eserle karşılaşmış olmamın garip duygusuyla kapattım kitabın arka kapağını ve ben de iki satır olsun bir şeyler kaleme almalıyım dedim. Alışık olunanın dışında her karakterin, her mekanın kenarına köşesine sıkıştırılmış ipuçlarını toplayarak bir yapbozu çözer gibi hissettirdi bana. Bu yüzden, daha çok yeni diyebileceğimiz bir sürecin romanına uzaktan bakarak değerlendiremedim desem yalan olmaz.

Yazarı Hasip Akgül’den bir şeyler ararken kendimi çok tanıdık isimlerin çok yabancı hayatlarının dehlizlerinde boğulmak üzereyken buldum. Kemal, Mustafa, Yurdanur, Latife, Fikriye… Kusursuz bir karakter dağılımı, kusursuz bir örüntü ile sayfalarca açıklama gerektirecek birçok durum, tek bir isim kullanılarak okuyucuda netliğe kavuşuyor. Okur, metinde yazarı ve onun gizlediği ipuçlarını ararken kendiyle karşılaşıyor. Albay’ın nutuklarından nasibini alıyor, onun nezdinde otoritenin sesini ve sonra da kendi sesini bastırmak için bateriye daha sert bir hamleyle yönelip gürültünün ritmini yakalıyor. İşte bu ritim metni tek solukta okumaya iten güdü olarak karşımıza çıkıyor.

Başkahramanımız Kemal Yılmaztürk’ün sürgün yeri, evi, yaşam alanı müştemilat onun bilinçdışının kuytu bir köşesi olarak metnin okuyucuya sunduğu belki de en önemli mekan! Metnin derinliklerinde kendi bilinçdışıyla köşe kapmaca oynayan biz okuyucular da öylesine önem atfetmiş durumdayız ki buraya, sürekli müştemilata kaçmaya çalışıyoruz metinde. Bu tespitimi romanı okurken kendimi en rahat hissettiğim anlar müştemilatta geçen anlar olduğu için yapmış bulunmaktayım. Aksini düşünen okuyucuların “bırak kardeşim edebiyat yapmayı” deme hakları saklıdır… Müştemilatta yığın halinde depolanan eşyalar ve arta kalanında yaşayan Kemal, her an bilinçdışının gizlerinin içinde dolaşır ve bastırılmış her duygunun baskısıyla karşılaşır. Bu durumun onda vücut bulmuş biçimi de Yurdanur Albay’ın Kemal’in ağzına yerleşmiş sesidir.

Toplumla bireyin, gerçek kurgu ilişkisi bağlamında hiç bu kadar canlı olmadığı bir örnek olarak Albayım, biyografik roman olgusunun sınırlarının dışında, tarih, psikanaliz, sosyoloji ve siyaset biliminin tüm disiplinler arası iletişimini bir arada tutan, Anadolu halklarının politik bir portresini çizen, Mustafa ve Kemal arasındaki bağı hem bu kadar yakın hem de birbirinden bu kadar uzak tutarak ideolojik bir tavrı karşıtlıklar bağlamında kuran yapısıyla bir dönemin insanlarının tamamının öyküsünü ele alır.

Türkçe kullanımının en güzel örneklerinden olan Albayım, ne ağdalı bir dilin kasvetiyle yormakta ne de gelişi güzel yazılmış bir metin gibi okurda basitlik hissi uyandırmaktadır. Kaleme alınan her durumun karşısında ilişki kurulan öteki durumlar ya da bilinçdışı yolcuğu eserin kusursuz kurgusunu keşfetmeye kışkırtmaktadır okurunu. Eserde en büyük hakaret ya da en fazla kalp kırıcı tavır olan, kıyafet koleksiyonuna yapılan muamele ise edebiyatın naif yanı, simgenin gücü ve yazarın karakteriyle-okuruna kurdurduğu çoklu anlam ilişkisinin en net örneğidir. Kitabı bitirdikten sonra üzerine düşünüp kafa yorduğum birkaç günlük süre zarfında istemsiz olarak politik ve toplumsal olaylara başta Yurdanur Albay olmak üzere kendi hayatımdaki “Albayımlarla” ve onların ağzımı ele geçiren sesleriyle-sözleriyle tepki verdiğimi fark ettim. Bu farkına varma sürecinden sonra yok olan o sesler ve sözlerin ardından bastırdığım ya da isyan ettiğim bütün otoritelerin üzerine gitmeye başladım. Daha ilk cümlemde söylediğim roman okuma alışkanlığını değiştiren bir roman sözü de buradan geliyor işte! Bu toprakların çok somut ve bir o kadar da soyut öyküsünü dile getiren Hasip Akgül’ü arayarak başladığım okuma serüvenimin sonuna geldiğimde ne yanımda ne de aklımın bir köşesinde yazar yoktu artık! Romanın sonuyla birlikte yeni bir roman başlamış ve okur birden bire yazar oluvermişti. Belki de yakın tarihte yaşadığımız ve etkileri hala süren bu sürece dair yazılmış hiçbir siyasi analiz, hiçbir köşe yazısı, Akgül’ün bu anlatımında yarattığı etkiyi ve aydınlanmayı yaratmamıştır.

Kitabın Künyesi

Hasip Akgül, ALBAYIM

Ayrıntı Yayınları, 2016, 203 syf.

Yorum


işlemi tamamlayınız: