Sanatın OHAL’leri

2142[Cumhuriyet gazetesinden Ayşegül Yüksel’in köşe yazısını paylaşıyoruz.]

Kültür sayfamızın yazarları günlerdir, ‘darbe’ girişiminin getirdiği bunalımı aşmamız yolunda önemli bir seçenek olarak, sanat etkinliklerinin ve bu etkinliklere katılımın önemini vurgulamayı görev bildi. Çünkü festivaller ve başka etkinlikler olağanüstü durum nedeniyle iptal edilmekteydi. Oysa sanatı, yaşama nitelikli biçimde tutunabilmemiz için önemli bir ön koşul saymaktayız.

Ne ki, 15 Temmuz’da yaşadığımız ‘kaos’u noktalamak amacıyla ilan edilen OHAL ortamında sanatın da hırpalanacağı ortaya çıkmıştır. Leman dergisinin dağıtımının OHAL öncesinde engellenmesi önemli bir göstergeydi.

‘Muhalif’in cezalandırılması

Doğası gereği ‘muhalif’ olan sanatın, ülkenin uzak/yakın geçmişte yaşadığı toplumsal- politik bunalım aşamalarında, baskıcı yaptırımlardan her zaman yüklüce pay aldığını biliyoruz. OHAL koşullarında gazete, kitap, dergi, vb. yayımlama ve dağıtma işlemlerinin durdurulabileceği, sahne oyunlarının ve filmlerin denetlenebileceği ve/ya da yasaklanabileceği düşünülünce kaygılanmanın yersiz olmadığı ortaya çıkar.

Bu nedenle, sanatçı kuruluşları, OHAL ortamına geçilmesi bağlamındaki düşüncelerini gecikmeden dile getirmiştir. UNESCO’ya bağlı Plastik Sanatlar Derneği’nin yayımladığı bildiride, suçlu arayışının bir ‘muhaliflere cadı avı’ sendromuna dönüşmemesi için ‘OHAL’ bağlamındaki her uygulama ve düzenlemede özenli ve dikkatli davranılması önerilmiş, Sanatçılar Girişimi’nin bildirisinde de OHAL’in takipçisi oldukları, OHAL uygulamaları sürecini dikkatle izleyerek toplumsal vicdanın sözcüsü olmayı sürdürecekleri belirtilmiştir. (Cumhuriyet, 23 Temmuz)

‘Temizlik’ mi ‘kıyım’ mı?

OHAL’i getiren 667 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 24 Temmuz tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasının üstünden çok geçmeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 7 kadrolu sanatçısının ve bir memurun açığa alındığı, ‘hizmet alımı’ bağlamında görevlendirilmiş 20 sanatçının da işten çıkartıldığı öğrenildi. OHAL koşullarına dayandırılan ‘açığa alma’ işlemleri, ‘darbe girişimi temizliği’nin bir parçası mıdır, yoksa darbe girişimi bahanesiyle, İBBŞT’deki ‘muhalif’ sesler ‘cadı avı’nın hedefi mi olmaktadır?

Çoğunun sanata katkısını yıllardır izlediğimiz bu sanatçıları –kimi yayın organları şimdiden ‘Fetöcü’ yaftasını yakıştırmış olsa da- darbeci takımıyla ilişkilendiremeyeceğimize göre, yapılmakta olan, İBBŞT ile daha önce kesilememiş birtakım hesapları sonuçlandırma işlemi midir? Bu olasılık siyasal erkin istemine ters düşmüş, ‘muhalif’ sanatçıların ve – Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi gibi- bir süredir statüsü eritilmek istenen sanat kurumlarının da hedefte olduğu düşüncesini doğurmaktadır.

‘Kaos’a ‘kaos’ katmak

20 dolayındaki sanat örgütünün, ‘temizlik operasyonu’yla ilgili ortak açıklamasında, bu olasılık açık seçik vurgulanmaktadır: ‘(…) darbe girişiminde bulunan herkes yargı karşısına çıkartılmalı ve yasaların öngördüğü biçimde cezalandırılmalıdır. Ancak, bu durumu fırsat bilen iktidar, muhalif gördüğü herkesi tasfiye etmek için adımlar atmakta, darbenin savuşturulmasını politik güce dönüştürmektedir.’

Dünkü Cumhuriyet’in 3. sayfasında da, Dostlar Tiyatrosu’nun İstanbul Kadıköy Lisesi’ne ait Mahmut Muhtar Paşa Konağı’nda oluşturduğu açıkhava tiyatrosunda Tülay Günal ve Genco Erkal’ın yorumuyla sunulmakta olan ‘Güneşin Sofrasında– Nâzım ve Brecht’ başlıklı müzikal söyleşinin durdurulduğunu okudunuz.

‘Kaos’u yok etmenin yolu yeni bir kaos yaratmaktan geçiyorsa vay halimize…

Cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: