Kültürel Zenginliği Sahnelemek – 2

Berna Kurt

Kültürel Zenginliğe Dair Söylemsel Temsiller: Mozaik, Ebru ve Kültürel Çoğulculuk

Halk dansları sahnesi, her zaman için kültürler arası bir geçiş bölgesi olan Anadolu’nun kültürel zenginliğinin vurgulandığı bir alan olmuştur. 1940’lı yılların başlarında Halkevleri’nde çalışma yürüten Zehra Alagöz, farklı bölgelerin danslarını bir araya getirerek ilk ‘potpuri’ düzenlemesini sahnelemiş ve günümüze kadar gelen bir sahneleme formunun öncülüğünü yapmıştır. Bu tarihten sonra, Devlet Halk Dansları Topluluğu, Anadolu Ateşi gibi büyük toplulukların, öğrenci kulüplerinin, derneklerin vb. birçok gösterisinde bu form farklı sahneleme teknikleriyle yeniden üretilmiştir. Anadolu’nun farklı kültürlerinin halay, horon, karşılama, bar vd. formlardaki dans gelenekleri bir arada sergilenmiştir.[1]Bu tür gösterilerde Anadolu bir “kültür mozaiği” olarak tanımlanmış ve bu tanım sürekli yeniden üretilerek yerleşiklik kazanmıştır.Böylelikle, aynı topraklarda, farklı ya da eş zamansallıklarda yaşamış çeşitli kültürlerin bir aradalığı vurgulanmıştır.[2]

‘Mozaik’ten ‘Ebru’ya:

Yakın dönemde, ‘mozaik’ metaforunun yanı sıra, kimlikler ve kültürler arasındaki alışverişi, geçişkenliği, kaynaşmayı, iç içe geçmeyi ya da melezleşmeyi ön plana çıkaran ‘ebru’ metaforu da sanat alanında kullanılmaya başlamıştır.

Attila Durak’ın ‘Ebru’ adlı fotoğraf sergisinin kitabını yayına hazırlayan akademisyen Ayşe Gül Altınay, projenin çıkış noktasını “Türkiye’deki kültürel çeşitliliği görünür ve anlaşılır kılacak yeni bir dil arayışı” olarak tanımlamaktadır.[3]Ebru ve mozaik metaforlarını karşılaştırmalı olarakele alan Altınay’a göre, özselleştirici bir kültür ve kimlik anlayışını pekiştiren mozaik çokkültürcülüğü; kültürel homojenlik, sınırların keskinliği ve kopukluk çağrışımları yaratmaktadır. Mozaiğin farklı ‘renkleri’, etkileşim imkânı bırakmayan kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Sert yüzeyiyle, değişmez bir ‘kimlik’ duygusuna işaret etmekte; tarihin ve tarihsel dönüşümlerin unutulması tehlikesini beraberinde getirmektedir. Altınay ‘ebru’yu ‘mozaik’a bir alternatif olarak önermektedir:

“Bir metafor olarak ‘ebru’, 21. yüzyıl başlarında kültürel politikanın yeni ve eski ikilemleri üzerinde düşünmek için sıkça kullanılan ‘mozaik’ gibi metaforlardan çok daha anlamlı bir alternatif olabilir.

‘Kültür’ ve ‘kimlik’leri hapsetmeden, fosilleştirmeden kültürel çeşitliliği tartışmanın yollarını bulabilir miyiz?Milliyetçi, etnisist, dinsel ve diğer ‘özcülüklerin’ ötesine nasıl geçebiliriz? Tarihte ve bugün yaşanan şiddeti sorunsallaştırırken etkileşim, diyalog ve bir arada yaşama gibi dinamiklere gözlerimizi kapatmamayı nasıl başarabiliriz? Hem kayıpların üzüntüsünü ve acısını yaşayıp hem de nostaljik bir saflık ve masumiyet duygusu yaratmaktan kaçınabilir miyiz? Bugünü ve geleceği sessizliğe gömmeden, geçmişi yeniden düşünmek için hangi araçlara sahibiz?

Bir metafor ve görsel-metinsel bir yolculuk olarak Ebru […] asimilasyon ve bir tür çokkültürcülüğün benzer biçimlerde önümüzü kapatan çerçevelerine alternatif bir arayışı temsil ediyor.”

(http://www.ebruproject.com/TR/Yazarlar/ayse_gul_altinay.asp, [29.03.2012])

Bahsi geçenfotoğrafsergisinin çerçevesini oluşturan ebru metaforu, yakın dönemde dans sahnesinde de kullanılmaya başlamıştır.Ancak Durak’ın projesinde etnik, dinsel vb. kimlikler açık bir şekilde telaffuz edilmektedir. Aşağıdaki örneklerde ise, farklı kimlikler yalnızca birer ‘renk’e indirgenmiş, soyut varlıklar olarak temsil edilmektedir. Ebru sanatının yakın dönemde kazandığı popülerliğe yaslanarak meşruiyet kazanan bu söylemlerde dikkat çeken nokta; Türkçe dışındaki dillerin kullanılmaması, net bir şekilde tanımlanmayan kimliklerin belirsiz ‘renk’ler olarak ortaya konmasıdır.

Ebru metaforunun dans alanındaki kullanımına yönelik ilk örnek, gösterilerini “medeniyetler buluşması konseptiyle” küresel alana taşıdığı vurgulanan Anadolu Ateşi topluluğunun gösterisidir. (http://www.anadoluatesi.com/MainPage, [30.09.2011]. Topluluk, 2011 yılında Erzurum’da düzenlenen Üniversiteler Kış Oyunları’nda sergilediği Doğu’nun Kapıları projesinin tanıtım metninde ebru metaforunukullanmaktadır:

“Bir Ebru tuvalindeki suyun sonsuzluğunda birbirine karışarak çoğalan, birbirinden ayrılamaz bir biçimde oluşan o çok renkli ahengin temel renklerini de görürüz Erzurum’da.

Ebru misali çok renkli bir memleketin bir arada ve iç içe yarattığı bu renk armonisi içindeki renklerden de bağımsızlaşarak ortaya muhteşem bir sanat eseri çıkarır; işte bu Türkiye’nin rengidir…

İzleyeceğiniz kültür programı bu olağanüstü çok renkli bütünselliğin masalını anlatmaktadır.”(http://www.anadoluatesi.com/hakkinda_3_2261, [30.09.2011])

Uyum içinde kaynaşarak çoğalan çokrenkli bir bütüne, “içindeki renklerden de bağımsızlaşan” bir “Türkiye rengi”ne refererans veren bu örneğin bir benzeri deShaman Dans Tiyatrosu’nunBuluşma adlı gösterisinde ortaya çıkmaktadır. Buluşma, hem farklı renk ve kültürlerin hem de gösteride hikâyesi anlatılan âşıkların buluşmasıdır. Anadolu Ateşi’nden sonra kurulan gruplar arasında varlığını bugüne dek sürdürebilen tek özel dans topluluğu olan Shaman Dans Tiyatrosu’nun bu gösterisinde de,bütün renklerin ‘beyaz’da buluşması –ya da başka bir bakışla, beyaz içinde erimesi- fikri öne çıkarmaktadır.

Gösterinin son bölümünde; farklı renklerde, uzun elbiseler giyen dansçıların çok hızlı bir jestiyle, rengârenk kostümlerin hepsi beyaza dönüşmektedir. Bu esnada kayıttan verilen replik ise şu şekildedir:

“Bir nefes kadar uzun, bir ömür kadar kısa zamanların ritmiyle, geçmişi bilen ve tanıyan, geleceği gören ve anlayan bir bilgeliğin peşinden koşar gibi şarkılar söyleyerek, “Kim olursan ol, gel” diyen bir ışığa doğru uçar gibidir dans etmek. Bütün renkler buluşur, beyaz olur…”

(http://www.shamangrup.com/?langs=tr&w=gosteriler, [14.10.2011].)

Topluluğun aynı replikleri kullandığı bir başka gösteri de, İstanbul’daki Ermeni cemaati üyeleri tarafından kurulan Maral Müzik ve Dans Topluluğu ile birlikte sergiledikleri İstanbulluys’tur. İsmini İstanbul ile Ermenicede ‘ışık’ anlamına gelen ‘luys’ sözcüklerinin birleşiminden alan bu gösteri, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin projelerinden biri olarak sergilenmiştir. “Kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin kültürel çeşitliliğini tüm dünyaya tanıtmayı hedefleyen” topluluk aynı proje çerçevesinde,Şemeş Karmiel Dans Takımı ile birlikte –yukarıda bahsi geçen- Sürgün gösterisini sahnelemiş; ayrıcaLozan Mübadilleri Derneği ile birlikte dans atölyesi de yürütmüştür.

(http://www.shamangrup.com/?langs=tr&w=hakkimizda&m=tarihce, [25.10.2011])

Devlet kurumlarının desteğiyle, İstanbul’daki yarı profesyonel[4] bir dans topluluğu ile ‘azınlık’ olarak kabul edilen cemaatlerin amatör dans topluluklarının birlikte sahne alması, 2000’li yılların dans sahnesi açısından dikkate değer bir gelişmedir. Küreselleşmeyle birlikte artı değer kazanan kültürel geleneklerin temsil imkânları genişlemekte; kimlik politikalarının yükselişiyle eş zamanlı şekilde, geçmişte baskı altına alınan kültürlerin kamusal görünürlüğü artmaktadır. Bu bağlamda, farklı kültürler arasındaki etkileşim ve alışverişi ön plana çıkaran söylemler ile üretimlerin artık ‘normalleşmiş’ olduğunu söylemek mümkündür.[5]

[1] Örneğin Anadolu Ateşi projesinin “hemen hemen her yöreden derlenmiş 3000 halk dansı figürü ve halk müziğini içinde barındırdığı” ifade edilmektedir. Anadolu Ateşi web sitesi, “Anadolu Ateşi / Hakkında”, http://www.anadoluatesi.com/hakkinda_3_17, [20 Ocak 2016].

[2] MHP eski lideri Alparslan Türkeş’in 1996 tarihli bir ifadesi,bu söyleme bir karşı çıkış olaraktarihe geçmiştir. Türkeş, Can Dündar’ın sunuculuğunu yaptığı Çapraz Ateş isimli bir tartışma programında dönemin SHP milletvekili Orhan Doğan’ın “Türkiye bir mozaiktir.” sözlerine sinirlenip şu cümleyle cevap vermişti: “Ne mozaiği ulan! Mermer, mermer!” Bkz. “Ne Mozaiği Ulan, Mermer!”,

http://candundar.com.tr/_v3/index.php#!#Did=15903, [20.07.2015].

[4] ‘Yarı profesyonel’ tanımı, topluluğun kurucusu ve genel sanat yönetmeni olan Murat Uygun’a aittir. (Murat Uygun ile kişisel görüşme, 10 Ocak 2013, İstanbul).

[5] Günümüzde ekonomik ihtiyaçlar, yaşanan şiddet olaylarının etkinliklerin iptal edilmesine yol açması vb.sonucunda farklı gruplar birlikte sahneye çıkabiliyor. Özellikle ortak konserler çok yaygınlaşmış durumda. Bu tür birliktelikleri değerlendirebilmek için, ortak çalışma ve prova süreçlerindeki karşılıklı etkileşim düzeyi,kurulan sahne estetiği, seyirciyle kurulan ilişki, performans sonrası ortak değerlendirme vb. süreçlerin analiz edilmesi gerekiyor.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: