İçimizdeki Macbeth’i Tanıyalım!

Ayhan Hülagü

 Macbeth gerçekten yaşadı mı? Yazar nasıl bir dünya kurgulayıp karakteri oluşturdu? Diğer metinlerden farkı ne? Üç harfli, cadılar metne nereden, nasıl yansıdı? Ve daha nicesi… Ödenekli ve özel tiyatrolarda perde açan Macbeth temsillerini izlemeden önce bu ayrıntıları hatırlamak metni daha iyi kavramak adına bize hayli ipucu verecektir. 

Shakespeare’in en kanlı oyunu Macbeth. Diğerlerinin aksine iki karakterin üzerine yoğunlaşan, insanoğlunun karanlık-ilkel yönüne ışık tutan, ruhani karakterlerle süslü, insanın nefes boşluğuna yumruk atan güçlü bir metin.

Konu: Kral Duncan’ın ordusunda general olarak görev yapan Macbeth, asilere karşı çok önemli bir savaş kazanır. Savaştan hemen sonra  karşılaştığı üç kâhin kendisine kral olacağını söyler. Bu kehaneti aklından çıkaramayan Macbeth, hırslı eşinin de yönlendirmesiyle Kral Duncan’ı öldürür ve tahta geçer. Eline geçen güçle gitgide yalnızlaşan ve en yakın dostlarından bile şüphelenecek kadar paranoyaklaşan yeni Kral, kendisine engel gördüğü herkesi ortadan kaldırmaya kararlıdır. 

Oyunun rengi ne?

Zifiri karanlıkta parlayan tek renk kanın kızıllığı. Askerin yaralarından fışkıran kan, kralın ak saçlarına bulaşan, hançerleri giysi gibi sarmalayan, bütün okyanusların temizleyemeyeceği, hiçbir parfüm kokusunun gideremeyeceği kan… Kıpkırmızı. Mina Urgan, hiçbir oyunda Macbeth’te olduğu kadar kan sözü sık görülmez, der. Hatta merak edip saymış. Aynı anlama gelenler bir yana sadece ‘kan, kanlı, kanayan’ sözcükleri oyunda kırk sekiz defa geçiyor.

Macbeth gerçekten yaşadı mı?

Shakespeare’in eserlerini yazarken tarihî karakterlerden, yaşanmış olaylardan esinlenip yeni metinler inşa ettiği bilinen bir gerçek. III. Richard, gerçek bir kraldı, Romeo ve Juliet gerçekten yaşayan iki âşık… 16. yy’ın hemen başında ilk defa sarayda oynatılan oyunun konusunun İskoçya söylencelerinden aldığı biliniyor. O dönem tahtta olan, Shakespeare’in tiyatrosuna kol kanat geren Birinci James’in doğaüstü yaratıklara, özellikle cadılara merak saldığı biliniyor. Hatta bu konuyla ilgili Demonology adıyla bir kitap yazmış. Bunu bilen Shakespeare, yazarın birçok oyununa ilham veren araştırmacı Rapheal Holinshed’in masallarından etkilenip üç harflilerin olduğu karanlık bir hikâye kaleme alıyor. Pek çok eleştirmen Shakespeare’in dördüncü perdede krala resmigeçit yaptırarak soyunun sonsuza dek hükümran olacağını ima ettiğini söyler.

Cadılar neyin nesi?

Macbeth’in hikâyesi ıssız bir yerde, gök gürültüleri, şimşek parıltılarının arasında büyülü yaratıkların arasında başlar. Havada uçan, kazanlarda kurbağa parmağı, köpek dili, kertenkele bacağı kaynatıp büyüleriyle kötülerin başına çorap ören yaratıklar… Gelecekten haber veren bu doğaüstü varlıkların ruhu bütün hikâyeye sinmiştir. Bugün bu yaratıkların cadı olarak tanımlandığına aldanmayın. Yazarın dünyasında böyle bir tanım yok. Ona göre ruhani varlıklar ‘kaderin kızları’, gelecekten haber veren elçiler. Eleştirmenlerin çoğu ‘kızlara’ mecazi anlamlar yüklüyor. Onlara göre gizemin, doğaüstü güçlerin somutlanmış şeklini temsil ediyor. Macbeth’in derinliklerinde yatan, kendisinin dahi farkında olmadığı dürtüleri uyandıran kötülük elçisi.

Diğer oyunlardan farkı?

İnsanı merkeze alan güçlü hikâyesi, dramatik çatışması, çelişkilerle dolu karakterleri… Stanly Wells’in dikkat çektiği gibi ayrıntı, tüm karakterlerin işlevsel nitelikte olması. Bu, diğer hikâyelerde gelişigüzel karakterlerin olduğu anlamı taşımasın. Şöyle ki: Macbet’te iyiler safında yer alan hiçbir karaktere üç boyutlu kişilik verilmiyor. Hikâye, kişisel çatışma yerine tek bir karaktere ve eşine odaklanıyor. Merkezde Macbeth çifti var. Macbeth, yazarın diğer kötü adamlarından farklı. III. Richard, Iago vs karakterler gibi yaptığı kötülüklerden zevk alan biri değil. Aksine acı çekip benliğinde iç savaşa giriyor. Hamlet, Cleopatra gibi etten kemikten… İktidara  gelmek için cinayet işlemesinin en belirgin sebebi iktidar hırsı. Üç harflilerin hayallerine soktuğu krallık tacına sahip olmak için kral Duncan’ı öldürüyor. Ama bu cinayet onu karanlık bir kuyuya itiyor, ölümler ardı arkası kesilmiyor. İyiden, güzelden uzaklaştıkça kötülük bataklığında yok oluyor.

En dikkat çekici sahne?

Bir tanesinden bahsetmek hem yazara haksızlık olur hem Macbeth’e… Birini sayınca ikincisinin hatırı kalacağı o kadar çok sahne var ki. Mesela;

Macbeth’in kralı öldürmeye karar verdiği sahne ilk akla gelen. Macbeth

büyük bir çelişkiye girer, karısı kendisine omuz verdikten sonra cinayeti

işler. Kral onu övgüleriyle göklere çıkarır, yeryüzünün en mert adamı

olarak nitelerken onun cinayeti tasarlaması ne büyük çelişki. Tek başına kaldığında sapı kendine dönük, ağzında ve sapında kan lekeleri olan bir hançer görür. İhtiyarı öldürmüş hissine kapılır. Sonrasında öyle bir ruhsal duruma düşer ki farklı bir boyuta geçer, olmayan şeyleri gerçek gibi yaşamaya başlar. Finale doğru öldürdüğü karakterlerin hayaletiyle karşı karşıya gelir. Delilik hali. Macbeth, kralı öldürdükten sonra büyük bir şoka girer. Karısı, suçlunun uşaklar olduğunu göstermek için onların yüzüne kan sürer. Sonra çabalasa da çıkmaz eline değen kan. Şu cümle çaresizliğin özeti: “Kan kokuyor hâlâ burası. Arabistan’ın tüm kokuları temizleyemeyecek şu ufacık eli.” Macbeth’in karanlık iç dünyası, çatışmaları, eşini intihara sürükleyen buhranlı zaman…

Anlatıl(a)maz.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: