“Aşiyan”: Siyasalın Trajedisi

Yavuz Pak

Büyük büyük dedem Platon, “Politeia” kitabını yazarken, bir gün suyun öte yakasında, hem de onlarca baskısı yapılan başyapıtın adının “Devlet” olarak tercüme edildiğini duysa, korkarım sakallarını yolardı!  Zira, devlet, Platon’un dehşetle karşısında durduğu bir olgudur ve Yunanca’da “politika” teriminin temelini oluşturan “politeia” sözcüğü de bir kurumsal yapının değil, bir eyleyişin ifadesidir: Polisin, yani şehrin işlerinin yapılması, çözümlenmesi. “Politeia”, söz/konuşma anlamındaki “tika” ile birleşerek “politika” terimini oluşturur. Tarihsel olarak, benzer ve hatta daha vahim bir çarpıtma, “politika” ile “siyaset” terimlerinin bugün Türkçe’de eşanlamlı olarak kullanılmasıdır. Arapça “sys” kökünden türeyen “siyaset”, anlamını “seyislik etmek”ten yüklenir. “Yani, siyaset, binicinin bineği yönetme sanatıdır. Siyaset, ‘reayayı’ -ki hayvan sürüsü demektir- yönetme, cezalandırma, nizama çekme faaliyetinin adıdır. Bu yanıyla siyaset, egemenin yani monarkın, kralın, padişahın sürüsüne çobanlık yapmasıyla özdeştir. Dolayısıyla, siyaset ile politika neredeyse tamamen karşıttır. Politika, mekânı eşit bir geometrik düzenlemeye tabi tutarken, siyaset ise mekânı piramidal bir düzenlemeye uğratır. Politika topluma aitken, siyaset devlete aittir. Politika çokluk, siyaset monarktır. Politika dişil, siyaset erildir.” (1) Ezop Sahne’nin yeni oyunu AŞİYAN, “politikadan” nasibini alamamış, asırlarca “siyasetle” yoğrulmuş bu ülkenin sahici ve sarsıcı trajedisini anlatırken, bu iki terim arasındaki tezadın tarihsel belirleyiciliği öne çıkıyor.

aşiyan1

Oyunun kahramanı Deniz’in hikayesi, sadece O’nun değil, hepimizin ortak hikayesi. Sevda Şener’in dediği gibi: “Oyun kahramanın eylemi ile dışa vuran gerçeklik aslında bütün toplumun, içinde ikilemler, sorunlar barındıran, kafalarda karmaşa, yüreklerde acı yaratan, söylencelerde dile getirilmiş ortak gerçeğidir ve bu gerçek, insanların doğdukları dünyada kendileri dışında düzenlenmiş bir oyunun nesnesi olduklarını, eylemleri ile dolaylı olarak bu oyunun gerçekleşmesine katkıda bulunduklarını gösterdiği için düşündürücüdür.” (2)

Çağımızın önemli filozoflarından Alain Badiou, “Trajedi, büyük iktidar ile arzunun çıkmazlarının oyunudur ve arzunun eninde sonunda devletle sınanacağını düşünür… Son çözümlemede tiyatro, yaşam ile ölüm arasında açılmış mekânda, arzu ile politikanın düğümü üstüne düşünür.” der. (3) Çağdaş bir trajedi olarak AŞİYAN, yakın tarihimizde bir yolculuğa çıkararak, bizi bu düğüm üzerine düşünmeye davet ediyor. Asırlarca monarkların mutlak hakimiyeti altında siyasetin piramidal yapısına tabi olan Anadolu coğrafyası, Cumhuriyet dönemindeki çok kısa ve kısmi birkaç demokratikleşme sürecini saymazsak, “siyasetin” anti-demokratik uygulamalarına fasılasız biçimde sahne olmuştur. Coğrafyanın genlerine işlemiş ve toplumdaki demokratik kültür eksikliğinden beslenmiş “siyasi otoriterizm”, postmodern çağda modernizmin tüm kazanımlarını berhava ederek yoluna devam etmiştir. Ama bu defa büyük birkaç farkla: Teknolojik olanaklar ve iletişimin siyasi yapılara tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir güç atfettiği çağımızda, otoriter siyasetin etki ve kapsama alanı görülmemiş derecede genişlemiş; yaşamın tüm anlarına ve alanlarına kadar yayılmıştır. Artık, AŞİYAN’da gördüğümüz gibi, yatak odalarımıza bile girebilen siyasi muktedirlerin gücü, sadece etki alanıyla değil, şiddetinin vardığı boyutları itibarıyla da zirve yapmıştır. Her türden savaş aygıtları, patlayıcılar, bombalar, ölüm kusan silahlar, suikastler, toplu katliamlar, Deniz’in yaşamındaki gibi, insanları her an, her yerde ölümle burun buruna yaşamaya mahkûm etmiş ve kaçınılmaz olarak, “siyaset” bireylerin yaşamlarında merkezi bir rol edinmiştir.

aşiyan4

Siyasetin, kolektif yaşam olanaklarını yok ettiği, insanları tekinsiz ve belirsiz bir dünyaya sürüklediği dönemlerde,  kendi hayatları üzerinde söz hakkını tamamen kaybetmiş olduğunu düşünen bireyler, belirsizlikle baş etme, kaygılarıyla beraber yaşayabilme, korkularını gemleyebilme, ve herşeye rağmen yaşamaktan zevk alabilme umuduyla boğuşurlar.  Bu boğuşma, insanları birbirinden daha da uzaklaştırıp kendi küçük hesaplarına hapsederken, sadece beraber çözüm üretme kabiliyetlerini ortadan kaldırmaz; onları her geçen gün siyasete daha çok tutsaklaştırır. Deniz, bu türden bir tutsaklığa yakalanmış bir toplumsal yapıda varolma mücadelesi verirken bütünüyle toplumun ruhunu yansıtıyor. Deniz’in çocukluğunu çalan ilk bomba ve gençliğini adeta çarmıha geren ikinci bomba, siyasetin yaşamlarımızdaki etkisini, hatta bizzat kişisel tarihleriimizi tayin edişini son derece çarpıcı bir dille anlatıyor. Hamile bir insanın dahi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sokağa çıkamadığı, evinin dört duvarı arasına sıkışıp kaldığı, yatak odasında uymaktan bile çekindiği bir “korku” hali ile, insanın bizzat yaşamın kendisinden, “siyaset” eliyle mahrum edilişine tanıklık ediyoruz.

AŞİYAN, toplumsal yaşamın bütünselliğini oluşturan ekonomik, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik veçhelerine çok yerinde dokundurmalar yaparak, siyasetin etkilerini iliklerimize kadar işliyor. Özellikle ideolojik dönüşüm süreçlerinde, siyasetin kanlı, kamçılı dilinin, şiddete ve baskıya yaslanan doğasının, toplumsal üstyapı kurumlarını yerle bir edişini ustaca sunuyor seyirciye. Yerleşik değerlerin, ahlâkın, etiğin, sanatın, dilin, inançların, hak ve özgürlüklerin siyaset eliyle tepeden tırnağa yeniden şekillendirilişini, Deniz’in babaannesi, annesi ve kendisi ile birlikte üç kuşağın öykülerinde izliyoruz. Oyun, bu çorak topraklarda asırlar sonra filizlenen “politik özgürleşmenin” ve “modernist aydınlanmanın” sembollerinin her geçen gün yok edildiği bir asırlık tarihimize ayna tutuyor. Sanatsal eyleyişleri ile politikanın özgürleştirici dilini yakalamaya çabalayan, ülkenin siyasetin sultası altındaki makûs talihini değiştirmek için çırpınan isimler uçuşuyor Ezop Sahne’de: Tevfik Fikret, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Münir Nurettin, Edip Cansever, Orhan Veli, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tezer Özlü ve diğerleri… Oyuna adını veren “Aşiyan”ın, bu coğrafyanın aydınlık yüzlerinin gömülü olduğu bir mezarlık olması, yaşanılan sürece dair hazin bir gönderme gibi. Ve oyun boyunca Deniz’in özenle büyüttüğü rengârenk sardunyaların yerini, finalde sararmış, solmuş, kuru dallar alırken yüreklerimiz kadar aklımız da sarsılıyor…

aşiyan11

İçeriği kadar estetiği ile de başarılı bir oyun, AŞİYAN. Rejide Cem Emüler, oyunu yorumlayışı ile bu başarıya ortak olurken, ışık tasarımında Mahmut Özdemir eksiksiz bir  katkı sunuyor. Kostüm tasarımında Başak Özdoğan, başarılarına bir yenisini daha ekleyerek, kısıtlı bir mekânda ve tek kişilik bir oyunda, karakterle bütünleşen bir sadelik ve doğallıkla hazırladığı kostümlerle, kostümün bir oyunu nasıl besleyebileceği gösteriyor adeta. Sahne tasarımı Barış Dinçel’in eşsiz dehasının ürünü. Oyun kişisinin yaşam alanını çarpılmış, eğrilmiş, tersyüz olmuş ancak nostaljik zarafetini koruyan eşyalarla donatarak estetik bütünselliği zirveye taşıyor. Toplumsal/bireysel altüst oluşu vurgulayan dekor, metinle upuygun bir biçemi yakalarken, tiyatral uzamı ustaca bir incelikle donatıyor. Ve oyunun müzikleri, yakın tarihimizde toplumsal bellekte iz bırakan, insanları ortak duygular etrafında kolektif bir vicdan inşa etmeye yönelten şarkılar arasından özenle seçilerek, hem dramaturjiye sunduğu katkı hem de metni bütünlemedeki başarısıyla göz dolduruyor.

Tek kişilik oyunlar, oyuncunun yeteneğinden sahne hakimiyetine, sahiciliğinden bedensel kapasitesinin sınırlarına kadar bir dizi etkenin oyunun başarısını dolaysız biçimde belirlediği son derece zorlu sınavlardır. Bihter Dinçel, muhteşem oyunculuğu ile oyunculuk sanatının tüm bu veçhelerinde oldukça başarılı olduğunu kanıtlarken, oyunu seyircilerinin unutulmazlar listesine ve tiyatral estetiği ait olduğu binlerce yıllık güzelliğe taşımayı başarıyor. Kaleme aldığı metni sahnede adeta yaşıyor Bihter Dinçel. Yazarı tarafından  oynanmasının risklerine rağmen, AŞİYAN’ın, özellikle dramaturjisi son derece başarılı. Zira, teması itibarıyla kolaylıkla kaba ajitasyona ya da kathartik savrulmaya açık bir oyunu düşünsel/duyusal bir dengede tutmayı başarıyor. Seyircilere bir düşünsel/duyusal diyalektik ziyafeti sunan oyun, Susan Sontag’ın şu sözlerini anımsatıyor bizlere: “Duyularla alımlama ile düşünmenin birbirine karşıt kavramlar gibi gösterilmesi ve özellikle düşünmenin tiyatrocular tarafından çoğunlukla dışlanması, sanatçıya biçimsel kimi özgürlükler tanısa bile, içeriği boşaltılarak anlamsızlığa savrulmuş metinler sanatın karşı koyma,  direnme ve eleştirme gücünü de elinden alır.” (4) AŞİYAN, dramaturjik başarısıyla bu sapmayı tersine çevirerek tiyatronun eleştirel gücüne, direngen özüne bir saygı duruşu sergiliyor.

Althusser, “Birisi gelip size ‘politika yapmıyorum’ derse, o insanın politika yaptığından emin olabilirsiniz. Freud’un yadsıma dediği şeydir bu. Tiyatro sözkonusu olduğunda da durum aynıdır. Gece eğlencesi tiyatrosu, mutfak tiyatrosu, basit estetik zevk tiyatrosu… Adı ne olursa olsun politika yapmaktan sakındığını iddia eden tiyatro, utanan, korkan tiyatrodur.” demişti. (5) Agusto Boal, ”Zaten tiyatro eylemi, zorunlu olarak politiktir, çünkü insanların bütün eylemleri politiktir ve tiyatro da bu eylemlerden yalnızca biridir… Tiyatroyu politikadan soyutlamaya çalışanlar, bizi temel bir yanlışa sürüklemek istiyorlar ki, bu da politik bir tutumdur” (6) derken de bunu vurguluyordu. AŞİYAN, utanmadan, çekinmeden ve korkmadan, Antik Yunan’dan bugüne hükmünü süren bir gerçekliği, politika ile tiyatronun diyalektik/tarihsel bütünselliğini apaçık sahneye taşıyor. Böylelikle tiyatroyu dili ve eylemiyle, doğduğu andan itibaren içkin olduğu politik doğasıyla, yani dolaysız biçimde “yaşamla” buluşturuyor. Siyasetin toplumsal/tarihsel belirleyiciliğini tüm çıplaklığı ile sergilerken, sanatsal estetiği etik bir duruşla yoğurarak, zamanın iğdiş ettiği “akıl ve vicdanı” eşzamanlı bir seferberliğe çağırıyor. Bir yandan dilin çözüldüğü, anlamın yitirildiği, düşünmenin gücünden vazgeçildiği, eleştirel düşüncenin rafa kaldırıldığı, diğer yandan duyguların körleştirildiği, insani erdemlerin ve bir bütün olarak etiğin aşağılandığı bu çağda, insanları bir tiyatral bir eyleyişle yaşamın gerçekliğiyle cesurca yüzleşmeye ve düşünmeye davet ediyor.

AŞİYAN, “siyasalın trajedisini” teşhir ederek, tüm sesleri tekleştirinceye kadar boğup hakikatin kapısını kapatmaya çalışan “siyasete” inat, hakikatin kapısını aralamaya çabalayan “politikanın” özgürleştirici sesini yükseltiyor. Bu tarihsel tavrını, başarılı estetik tarzıyla buluşturarak sadece bu sezona değil, önümüzdeki sezonlara da şimdiden damgasını vuruyor.

Kaynakça:

  • http://www.radikal.com.tr/radikal2/politika-mi-siyaset-mi-1127635/
  • Şener, Sevda. “Tiyatroda Yaşam-Oyun İlişkisi”, Dos Yayınevi, Ankara, 2010
  • Badiou, Alain. “Başka Bir Estetik”, Metis Yayıncılık, İstanbul, 2010.
  • İpşiroğlu, Zehra. “Dramaturgi-Tiyatroda Düşünsellik”, İkaros Yayınları, İstanbul, 2013
  • Althusser, Louis. “Sanat Üzerine Yazılar”, İthaki Yayınları, İstanbul, 2006.
  • Boal, Agusto. “Ezilenlerin Tiyatrosu”, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2014

Bu yazı www.tiyatrodergisi.com.tr‘de yayınlanmıştır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: