Ferdinand Richard ile Kültürel Politikada Mobilitenin Önemi Üzerine

Processed with VSCOcam with m5 presetMimesis Söyleşi / Türkiye’de birçok sanatçı ve entelektüel gitti, gidiyor, gitme hazırlığında ya da düş yollarında… Bu gidişler, geçişler, göçler Türkiye’nin güncel sosyo-politik ve ekonomik panaromasından bağımsız değilse de bireysel tercihlerin ötesinde, yolun açık olsun’lar hoşçakal’lar bağlamının ötesinde tartışılamıyor. Can acısı boğaz tıkıyor; hayalleri kırılan kalpler, ödleri patlamaya hazır safralar bağlamından çıkıp kolektif bir konuşma, paylaşma ve dayanışma ağında paylaşamıyoruz sanki. Yıllardır farklı bağlamlarda kültür-sanat alanında çalışmış, kültür-sanat alanındaki çeşitlilik için politik ekonomik zenginlerin lafına sabretmiş, kendisi de aynı zamanda bir müzisyen olan Ferdinand Richard ile, mobilite, kültürel çeşitlilik, politiğin ekonomiğin ve kültürelin birbiriyle ilişkisi üzerinde konuştuk. Ferdinand Richard’ın kültürel politika alanındaki deneyimini sanatçı gönlü ve berraklaşmış ve olgunlaşmış zekası ile paylaşmasını inanılmaz kıymetli buluyorum.

Türkiye’nin geçmekte olduğu olağanüstü durumlara benzer, farklı yakıcıklıktaki savaş hallerini deneyimleyen sanatçılarla çalışan bir entelektüelin dilinden ve gönlünden dökülenlerin içimizde yankılanması umuduyla, keyifli okumalar dilerim.

Gizem Aksu: İlk sorumu sizin de belki on yıllardır üzerine çalıştğınız mobilite kavramı hakkında sormak istiyorum. Dünyada Bir Köşe Festivali (A Corner in the World) kapsamındaki Pro Köşesi buluşmasında yaptığınız konuşmada mobilitenin tek taraflı olarak algılanabildiğinden bahsetmiş ve mobilitenin iki taraflı görülmesinin önemini vurgulamıştınız. Yıllardır bu kavram üzerine çalışan bir insan olarak mobilite hakkındaki görüşlerinizi paylaşarak başlamak ister misiniz?

Ferdinand Richard: İlk olarak sanatçının yalnız olması ve bir şeyleri tek başına yaptığı, bir çevrede ya da komüniteyle barınamayacağı fikrinin bir fantezi olduğunu düşündüğümü belirterek başlamak isterim. Sanatçı, çevresine yaslanır; bu çevre de onu destekler. Sanatçı seyahat etmeye başladığında önemli olan ve aslında bir paradoks da olan sanatçının eve döndüğünde seyahat deneyiminden kazandıklarını bu çevre ile paylaşmasıdır. Çevresini yeni bilgilerle besleyecek ve bu çevre güçlenecek ve güçlendiği için de sanatçıya daha da destek olacak. Bu, esas prensiptir. Roberto Cimetta Fon’u* olarak mobilite hakkında önem verdiğimiz şey, geri dönmektir, sanatçının geri dönmesidir. Bu yüzden, biz kendimizi bir seyahat acentası olarak değil; yerel kalkınma acentası olarak görüyoruz. Yerel kültürel ve sanatsal gelişmle ilgileniyoruz. UNESCO’da International Fund for Cultural Diversity’de uzman olarak çalışırken kültürel çeşitliliği destekleyen anlaşmalar için çok çalıştım. Çünkü, dünyanın daha iyiye gidebilmesi için kültürel çeşitliliğe saygının, anahtar politik araç olduğunu düşünüyorum.

Anti-milliyetçi bir insanım, sınırlardan nefret ediyorum, milliyetçilik ile ilgilenmiyorum. Aynı zamanda kendi kültürümle gururlanıyorum, umarım sen de kendi kültürünle duyuyorsundur. Kültürel üretimler tüm dünyada aynılaşacak ve aynı sistemden tarafından kanalize edilecek, Internet, Google, Youtube tarafından…. Yavaş yavaş bu durum her şeyi aynılaştıracak. Bence bu çok tehlikeli çünkü hepimiz farklıyız. Hem aynıyız, hem farklıyız. Eğer farklı olduğumuzu bir kültürel hak olarak tanımazsak bu, tansiyon yaratır ve savaşlara yol açar. Ekonomik gelişimin temeli, barıştır ve eğer dünyadaki barışa inanmazsak gelişim olamaz. Barış için anahtar olan şey, farklı kültürlere saygıdır. Bu üç şey, birlikte çalışmaktadır. Barış içinde değilseniz ekonomik gelişim bekleyemezsiniz, farklı kültürlere saygı duymuyorsanız barış bekleyemezsiniz. Farklı kültürlere saygıyı gerçekleştirebilmenin en iyi yolu tabi ki mobiliteden geçiyor. Çünkü mesela, gazetede İran, Tahran hakkında okuduğunuzda, oraya gittiğinizde gözlerinizle gördüklerinizi gazetede göremezsiniz. Genç sanatçılarla tanışamazsınız, çünkü onlar gazetelerde geçmiyor. Buradan anlıyoruz ki tam bilgiye sahip değiliz ve bilgi alabilmek için oraya gitmeliyiz. Benim dışımda hiç kimse, bana oraya gittiğimde deneyimlediklerimi söyleyemez. Sana senden başka kimse Belçika’da gördüklerini söyleyemez. Çünkü her birimizin kişisel bağları oluşuyor, o ülkeyle, insanlarıyla. Bu çok önemli.

Türkiye’den birçok sanatçı ve akademisyen Avrupa ve Amerika’ya gidiyor, özellikle OHAL’in ilanından sonra bu durum daha da konuşulur oldu. Yakın gelecekte dönecekler mi dönebilecekler mi göreceğiz ama bu durumda bir ayrılma, gelişi olmayan bir gidiş var ve bu ayrılıkta mobiliteden bahsedemeyiz, sanıyorum.

Bir daha dönmemecesine ayrıldığınızdaki tehlike, buradaki sosyal ve poıitik hayattaki gelişmeler üzerine etkilerinin olamayacak olmasıdır. Entelektüellerin ve sanatçıların kendi ülkelerinin dönüşümünde önemli sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Toplumun değişimi ile interaktif bir temasları olamamasının yanı sıra kendi bilgi ve ilham kaynaklarını da kesmiş oluyorlar. Sudanlı çok yakın bir arkadaşım var. Önemli bir sanatçıyken Sudan’dan ayrılmak zorunda kalıyor ve Norveçli insanlar tarafından kurtarılıyor ve korunuyor. Şu an ailesiyle beraber Norveç’te yaşıyor. Her şey çok güzel, Norveçli insanlarla güzel bir ilişkisi var, ancak bir yıkım içerisinde. Bir daha Sudan’a gidemeyecek olmanın yıkımı… Onun için korkunç olan şey, ehli olan bir insanken ve bu ehlin şu anda bir gücü olmadığı için bir anlamı yok. Çünkü, Sudan’da bir değişime sebep olamayacak artık. Bu durum onun için o kadar üzücü ve içinden geçmesi zor bir durum ki… Evet, insanlar Ohal durumlarında, durumun zorluğundan gitmek, ayrılmak durumunda kalabiliyor, Suriyeli arkadaşlarımızda da yakınen görüyoruz. Ama hatırlamaları gerekir ki eğer durumun değişmesini umut ediyorlarsa değişimin bir parçası haline gelmeliler, orada olmalılar. Ebediyete dek gidemezler. Türkiyeli entelektüeller ve sanatçılar bir noktada dönmeliler diye hissediyorum. Bunu Türkiye için ümit ediyorum. Çünkü, Türkiye ancak bu insanların elleriyle değişebilir. Ve böyle de olacaktır. Türkiye’yi, sadece politikacılar değiştiremez, sivil toplum da değiştirecektir. Sivil toplum adına konuşanlar entelektüeller, sanatçılardır. Sözcüler, bu kişilerdir ve onlar yoksa bu durum çok kötüdür. Bir süreliğine ayrılmak tabi ki çok anlaşılır. Ama, bu durum sonsuza dek olmamalıdır, bu büyük bir tehlikedir.

Geçenlerde bir sohbetimizde toplumun genç sanatçıları desteklemesi gerektiğinden bahsetmiştiniz. Hem Avrupa’dan hem Orta Doğu’dan birçok genç sanatçı ile çalışıyorsunuz. Genç sanatçıların yerel kültüre katkıları bağlamında gözlemlerinizden ve onların gitme kararlarının kültürel ortamda yarattığı problemlerden bahsedebilir misiniz?

Bu ülkelerin birçoğunda genç sanatçılar sadece sanatçı değil aynı zamanda birçok alanda aktivist; çevre alanında, eğitim alanında, gençlerin korunması alanında, medya alanında… Yani sadece sanat üretmiyor, fikir de üretiyorlar, soru da üretiyorlar; ve bazen cevap sunuyorlar. Orta Doğu ülkelerin çoğunda Avrupa demografisinin tersine genç nüfus ağırlıklı. Avrupa gittikçe yaşlanıyor. Arap ülkeleri, Türkiye ve Orta Doğu toplumları fazlaca gençler. Bu ülkelerde iyi eğitimli gençler var. Bu, inanılmaz bir kazançtır. Problem patronun baba olması ve babanın ölene kadar bunu sürdürmesidir. alanı bırakmamasıdır. Politikada ve iş alanlarında kıdemi az olan insanlar ellili yaşlarındalar, çünkü babaları hala hayatta olduğu için alanı devralamıyorlar. Yer edinmek için bekliyorlar, bekliyorlar, bekliyorlar. Bu sistem iyi değil, yaşlı insanların cesaretlerini toplayıp alanı gençlere devretmeliler. Gençler, aynı şeyleri yapmayacak ve değişim yaratcaklardır. Genç insanlar güzel eğitilmeli, genç sanatçılar desteklenmeli ve güzel eğitilmeli ama yönetimde rol almalı lider olarak karar verici olacak konumda olmalılar. Yaşlı olanın ölmesini bekleyecek konumda olmamalıdır. Bu bizim, sizin değiştirmemiz gereken bir mesele. Ama yine de bu inanılmaz bir servet.

Bu ülkelerde ayrıca sanat çerçevesi hala esnek, yeni bir sanat formu keşfettiğin an, öncü olabilirsin. Avurpa’da her şey çok kodifike (yazılı), organize… Bunun için ufak, şunun için ufak, onun için ufak alanlar var anca ve hareket kabilyeti çok değil. Mesela çağdaş dansçı olduğunda neye baktığına, hedefine karar vermen lazım. Hangi yeri kazanmak istiyorsun ve bu yeri edinmek için mücadele etmelisin. Bu yeri kazandığında ise hareket edemezsin, çünkü bunu edinmek seni tatmin eder. Bunun eski moda olduğunu düşünüyorum. Bence işler artık böyle yürümüyor. Tanıştığım birçok genç sanatçı görsel sanatçı olabilir ama müzik de yapıyor; dansçı olabilir ama arkeoloji ile ilgilenebilir. Artık çokça çapraz, çoklu keşisen etkileşimler var. Avrupa bunun için zor bir yer. Orta Doğu ve Arap ülkeleri iyi organize olmayabilir ama bu daha serbest. O yüzden, en çılgın şeyler buralardan çıkabilir.

Gelecek 10-15 yıl için Avrupa ve Orta Doğu bağlamlarında tahminleriniz nasıl, içgörülerinizi paylaşmak ister misiniz?

Problem yine politik durumlar; savaş durumları… Belki on yıl sonra belki durum tersine dönecek Avrupa kötü bir durumda olacak çünkü, şahsi fikrimde her ne kadar istemiyor olsam da, Avrupa Birliği patlayacak. Belki aşırı sağ oldukça güçlenecek… Belki İstanbul, Bağdat, Tahran arasındaki coğrafi bölge barışçıllaşacak ve fikirler yaratıcılık alanlarında belirecek. Buralar bulunması iyi olunacak noktalar haline gelecek. Bugün değil belki, gerilimlerden savaş durumlarından, çatışmalardan… Ama, şeyler değişir. Bu durumlar da değişecek bir gün. Ne zaman olacağını bilemiyorum, ama Avrupa’da ve belki Amerika’da bile bulunmamış inanılmaz bir potansiyele sahip olacaksınız.

Trump’ın düşüncesinin aksine Amerika’nın şansı buradaki kadar zeki, üretken olan Latin Amerika gençlerinin oraya gitmesidir. Bu, Amerika için temiz kan ve buna ihtiyaçları var. Genç insanları ülke dışına atarlarsa kendi kendilerine kalacaklar ve yaşlanacak, yaşlanacaklar. Bu, sonun başlangıcıdır. Aynı şeyi Çin içn söyleyemem mesela. Yaratıcı ve güçlü genç insanların olmasının yanı sıra İngilizce konuşmaya başlıyor ve dünyanın diğer taraflarındaki meslektaşları ile temasa geçiyorlar ve bu, büyük bir ivme. Çok güçlüler ve çoklar. Geçen Eylül Çin’deydim, Vietnam sınırında 5 milyonluk ufak bir preferik bir şehirde. Sanat merkezlerini ve sanat girişimciliğini görünce hayrete düştüğümü söyleyebilirim. Sanat piyasası girişimciliği çok güçlü ve birçok iyi sanatçı var. Dünyanın merkezi yer değiştiriyor. Amerika ve Avrupa arasındaki Atlantik Okyanusu değil artık, dünyanın sanat merkezinin Pasifik’in merkezine doğru kaymakta olduğuna inanıyorum. Sizin Türkiyeli insanlar olarak bir şansınız var; kültürel bağlamda konuştuğumuzda aynı zamanda Asya’ya da aitsiniz ve bunun avantajı kullanılabilir. Orta Asya ülkelerinin çoğunda, Özbekistan, Türkmenistan gibi, birçok genç sanatçı bulunmakta ve buralarda bir şeyler geliştirebilirsiniz. Merkez, Avrupa’da değil; merkez burası. Sizi temin edebilirim ki burası. Gelecek 10 yıl içinde İstanbul, Tahran bulunulması gereken yerler haline gelecek.

Politikacılar gelir ve geçer. Yaşlı bir insanım artık ve çok güçlü olarak adlanlandırılan ve sonsuza kadar kalacağına inanılan birçok politikacı gördüm, 10 yıl sonra baktığınızda adları bile anılmadı, hatırlanmadı. Kayboldular. Bir ülke, politikacılardan oluşmaz, bir ülke orada yaşayanlardan, gençlerden oluşur. Türkiye’de de böyle, Türkiye’yi buradaki politikacılar oluşturmuyor. Gazetelerin işi bu insanların ismini öne çıkarmak, ama hayat böyle işlemiyor. Gerçek, insanların içinde…

Paylaşımınız için çok teşekkür ederim.

*Ferdinand Richard, Roberto Cimetta Fon’un genel başkanlığını görevinde yer almaktadır. Fonun kapsamına Türkiye’yi içermekte ve fon seyahat masraflarına ilişkin ile hibe sağlamaktadır. Ayrıntılı bilgiye https://www.cimettafund.org’dan ulaşabilirsiniz.

Gizem Aksu / Mimesis

Yorum


işlemi tamamlayınız: