Hayırevet Diyerek Üzerine Sohbet

yünan[Tarık Günersel’in Birgün Gazetesi’nde yayınlanan Alexandros Adamopoulos ile yaptığı söyleşiyi paylaşıyoruz.] Alexandros Adamopoulos’u yıllardır tanıyorum: ‘On iki artı bir yalan,’ ‘Yeni Azizler’ öyküsü ve ‘İrmikoğlan’ piyesinin Türkçe çevirileri yayınlamdı, böylece ülkemizde önemli bir yer edindi. ‘İrmikoğlan’ ile üç yıl önce İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda epeydir ilk defa çağdaş bir Yunan yazarın eseri sahnelenmiş oldu. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi’nde konuk profesör olarak ders verdi. Kısa zaman önce Bencekitap tarafından ‘Hayırevet Diyerek’ adlı eseri yayınlandı, aynı canlılıkta okunabilen şiirsel bir piyes.

Önce bu ilginç başlık hakkında konuşsak?: ‘Hayırevet Diyerek’. Nereden geldi aklına?

Yarattığım, eski bir şiirimde kullandığım bir kelime.

Biraz açar mısın peki?
Hayırevet diyerek dehşetle, sonsuz bir kolaylıkla, şüpheyle herkesi kölen kılarsın. Hayır ile eveti birlikte kullanıyorum, yani ne evet ne de hayır olan bir durum oluşturuyorum. Kötü bir hal. Bu şekilde günümüzün bir gerçeğini göstermeye çalışıyorum. Sence herkes “hayırevet” demiyor mu – genelde?

Harika bir başlık! Konuyu piyes olarak işlemeye ilk baştan mı karar vermiştin?
Evet. Genel olarak tiyatroda olsun, sinemada olsun söylem tarzının önemine çok inanırım. Üslup doğal olmalı, izleyelenler de bunu birlikte yaşamalı.

İrmikoğlan benzeri bir eser mi yazmak istedin?

Hem evet hem hayır. Gördün mü, şimdi ben de hayırevet diyorum. Belki İrmikoğlan’da söylemediğim bazı şeyleri geliştirip söylemek istedim ama her şeyden önce çocuksu tarzın biraz ötesinde erişkin bir eser yazmaktı amacım. Yanlış da olsa çoğu kişinin İrmikoğlan’ı çocuk oyunu saydığını hatırlatayım.

İki piyesin ortak yönleri var ama.
Evet, sonuçta ikisi de benim kalemimden. Öte yandan ikisi de yüzyılların sorunu olan aşk konusunu ele alıyor. Tabii ki aşk bize ruhen ne kadar cahil olduğumuzu gösteriyor. Hayırevet diyerek, masal şeklinde başlamasına rağmen daha derinlere gidiyor, özellikle 3. ve 4. perdede, bu bölümlerde kahramanlar ve dış çevre başka zaman boyutundan olsa bile olaylar daha modern temeller üzerine yerleşiyor.

Ama şiirsel bir dil kullanıyorsun.
Doğru. Günümüzde şiir dediğimiz şeyin yumuşak ve huzurlu olabileceği, yalnız güzel şeyler ifade edebileceği kanısında değilim. Çok sert, engebeli ve çiğ olabilir. Homeros okuyan ne demek istediğimi çok iyi anlar. Bazı sahneleri şaşırtıcı derecede vahşi fakat büyük bir şiirsel eser. Bu şiirsel tarz tiyatroda bana büyük özgürlük veriyor. Çünkü söylemek istediğim şeye istediğim tarzda odaklanabiliyorum. Bu eserde klasik tiyatronun çeperleri yıkılıyor. Tek başına bir şiir, bir kitap gibi rahat okunabiliyor. Bu durum beni sevindiriyor, çünkü sanırım okurlar da aynı şekilde bunu algılıyorlar.

Hikâyenin konusu Ortaçağ’da yer alıyor, kaleler, oklar, yaylar var. Neden geçmişe gitme gereği duydun?
Ne kadar tuhaf gelse de daha önce söylediğim nedenden dolayı. Eseri başka bir döneme yerleştirerek geçmişe dalabiliyorum. Aklımı meşgul eden konuları ele alıyor, bu modern zamanda ve toplumda yaşadığımı göstermeden kendimi ifade ediyorum. Böylece kendimi daha özgür hissediyorum. Okur ya da seyirci de bu özgürlüğü hisseder, geçmişe saklanarak yaşadığı zaman diliminde bilinçaltıyla temel anlamda odaklanabilir, hayal kurabilir.

O zamanlardan söz ediyorsun.
Hayır öyle değil, tam tersi! Demek istediğim, bir masal atmosferi ve sahnesi oluşturuyorum ama yalnız o kadar. Ben ne tarih yazıyorum ne de etnografi. Canlı insan ilişkilerinden, aşktan, sevgiden söz ediyorum.

Ama ‘demode’ sayılmıyor mu artık bütün bunlar?
Aşk tabii ki değil! Bizim için aşk tanrıdır, en dehşetli olanıdır. Daha farklı söylemem gerekirse hayattaki her şey için aşk en temel motive edici güçtür.

Haberin tamamını okumak için lütfen tıklayınız.

Birgün

Yorum


işlemi tamamlayınız: