“Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?”

Ömer Faruk Kurhan

nereyeOrtayuncular’ın “Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?” oyununu Galatasaray Lisesi’nden geçmiş mekteplilerce düzenlenen bir gezi organizasyonu sayesinde seyrettim. Bu organizasyonun, GSL’li mektepliler olarak  “Ferhan Abimizin” bir oyununu seyretmek gibi anlamı var.

Fakat turnenin düzenlenmesinde tek motivasyon kaynağı bu değil. Memleketin hal ve gidişatı karşısında GS camiasının mektepli kesimi, genelde bir hayli kaygılı. Öyle ki, Galatasaray camiası  “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir Ortak Akıl Platformu aracılığıyla sürece müdahil olabilir mi, nasıl olabilir soruları sorulmakta. Oyunun da aynı kaygıyla sahnelenmiş olması, ister istemez tarihi Ses Tiyatrosu’nda gerçekleşen buluşmayı “Ferhan Abimizle” buluşmanın ötesine taşımış oldu.

Aradaki bir fark: Her ne kadar “Korkunun ecele faydası yok” denilse de, mektepliler dahil GS camiasında çekince ve çekingenlikler yaygın. Heyecan ve tedirginlik içinde, referandumdan çıkacak sonuç bekleniyor. Buna karşılık, “Nereye de Gidiyor…”da, Ortaoyuncular’ın memleket meselelerine damardan girdikleri çok açık. Bu da onları  ister istemez avangard bir pozisyona yerleştiriyor.

“Nereye de Gidiyor…” bir seküler orta sınıf güldürüsü olarak değerlendirilebilir. Seküler orta sınıfı ne sempatik gösterip popülizm yapma ne de acımasızca ve dışlayıcı bir şekilde hicvetme derdinde. “Suriyeli” ve “terör” korkusuyla apartman sakinlerinin içine sürüklendiği absürt durum, paranoyaklaşma, çaresizlik, ama her şeye rağmen ve mecburen direniş hali olarak kendisini gösteriyor.

Spoiler vermeden, oyunun ayrıntılarda izlenmesini zora sokan bir sorun olduğunu belirtmek isterim: Metin yazımı ile oyunculuk performansı arasında gidip gelen belirsizlikler. Ortada sağlam bir kurgu ve incelikli bir şekilde işlenebilecek dramaturjik yönelimler olmasına rağmen, “Nereye de Gidiyor…”da metin yazımı ile oyunculuk arasında güçlü bir geri besleme ilişkisinin aksadığı görülüyor.  Öyle ki, oyun doygunluğa ulaşmış değil erken doğuma zorlanmış izlenimi bırakıyor.

Mevcut haliyle, oyunu Ferhan Şensoy’a taşıtmaya kalkmayan ve “ensemble” anlayışını öne çıkaran daha canlı bir performans, oyun çıkışında ifade edilen ve genel sayılabilecek bir seyirci talebiydi. Fakat hem seyirci hem tiyatrocu olarak benim talebim, aynı zamanda oyuna son halinin verilmemesi, işlemeye devam edilmesi

Memleketin hal ve gidişatına bakılacak olursa, “Nereye de Gidiyor…” yapı itibariyle ve yeri geldiğinde ayrıntı düzeyinde güncellenerek uzun süre repertuarda tutulmaya müsait. Türkiye’de geminin nereye gittiği kolay bitecek bir tartışmaya benzemiyor. Oyun mutfağında yapılabilecek çalışmalar Ortaoyuncular’ın sorumluluğunda. Tiyatro ve seyirci açısından, yakın tarihi ve güncel gelişmeleri konu alan oyunlar üretmek oldukça sıkıntılı bir haldeyken, imkân varsa “Nereye de Gidiyor…”un repertuarda tutulması politik halk tiyatrosu adına son derece önemli bir kazanım olacaktır.

Ferhan Şensoy, Genco Erkal ve Müjdat Gezen gibi isimler, kendi kulvarlarında uzun süredir memleketin hal ve gidişatına itiraz ediyor ve bunu tiyatrolarına yansıtıyorlar. “Nereye de Gidiyor…”un finalindeki HAYIR pankartı ya da “Ferhagi Şeyler”le tasfiyeci bir baskı altında tutulan Cumhuriyet gazetesi ile dayanışma, “slogancı tiyatronun” incelikli bir şekilde nasıl yapılabileceğini gösteren örnekler.

Seküler Türk toplumu çoktan, mecburen ve topyekun muhalefete itilerek bir politize olma evresine girmiş durumda. Neoliberal ekonomik düzenle uyumsuzluğu örtbas edilerek “Müzelik mi oldu?” sorusuna muhatap edilen tiyatronun seyircisi olmak, tiyatroya sahip çıkmak son derece hayati. Tiyatro tabiatı gereği canlı halk meclisleri oluşturur ve hakkı verildiğinde, toplumsal kaynaşmanın mekanı haline gelir. Ayrıştırıcı değil, birleştiricidir. Ortaoyuncular’ın oyunlarını sergilediği tarihi Ses Tiyatrosu da, özellikle konjonktür gereği, gidilesi tiyatrolar arasında herhangi bir seçenek olmanın ötesinde, beraberliği kurmanın mekanı.

Türlü çeşit dışlama ve baskılara maruz kalan tiyatrolarda halk meclisleri oluşturmaya özen göstermek atılması gereken ilk adım. Akabinde, halk meclislerinin aynı zamanda aydınlanma meclisleri haline gelmesi için hem seyircilere hem tiyatroculara  düşen görevler olacaktır. Özellikle genç jenerasyondan tiyatrocuların, apolitik tiyatro anlayışını kritik etmeleri,  tiyatronun incelikli bir zanaat olduğunu ihmal etmeden ülke gerçekliği ile yüzleşmeleri önemli. Bu işi kimler nasıl yapıyor, nasıl yapılmalı? Bu soruyu yanıtlamak için önlerinde çok fazla örnek yok. “Nereye de Gidiyor…” bunlardan birisi. Gerçi bilet fiyatları biraz pahalı, ama grup organizasyonu yapıldığında pazarlık mümkün.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: